Donald Trump’ın siyasi kariyerinin en büyük efsanelerinden biri, kendisinin herkes adına mücadele eden, düzen karşıtı bir savaşçı olduğudur.
Sermaye medyası, Trump’ın “beyaz işçi sınıfının” intikamını temsil ettiğini savunan yüzlerce yazı yayınlayarak bu miti destekledi – bu tabir (“beyaz işçi sınıfı”) hem liberal hem de sağcı elitler tarafından sırasıyla eğitimsiz aptal kitleleri ya da tuzu kuru vatanseverleri ifade etmek için kullanılıyor.
Gerçekten de 2015’ten beri kendisini bu sözlerle takdim ediyor. Trump ilk yemin töreninde yaptığı konuşmada “Bugün sadece gücü bir yönetimden diğerine devretmiyoruz,” demişti. “Gücü Washington DC’den alıp size, yani halka geri veriyoruz.” Trump’ın ilk başlarda yaptığı “bataklığı kurutun” (Washington’daki hain lobicileri ve içeridekileri uzaklaştırın) çağrıları, Elon Musk’ın DOGE*’sine dönüştü: vergi mükelleflerinin paralarının, DEI takıntılı bir kent eliti tarafından tasarlanan programlara savurganca harcanmasına son verdiklerini iddia ediyorlar. Ya da Musk’ın sözleriyle, “@DOGE matrisin temel kodunu yeniden programlayacak.”
Bir milyarderler ordusunun devlet gücünü ele geçirmesinin bir şekilde fabrika işçileri, hemşireler, resepsiyon görevlileri ve tarım işçileri için bir zafer anlamına geldiği iddiası saçmadır. Onlar alttakileri ezerek zirveye tırmandılar.
Kısa süre içinde seçilmemiş bir eş başkan haline gelen Musk, gezegendeki en zengin kişi. Sahip olduğu 360 milyar ABD doları değerindeki servetin sadece yarısı bile on yıl içinde dünyadaki açlığı sona erdirebilir. Servetini zümrüt madeni sahibi babasından büyük bir destek alarak elde etti ve bugün şirketlerinde sendikalaşmaya direnerek koruyor (Tesla işçileri Birleşik Otomobil İşçileri üyelerinden yüzde 30 daha az kazanıyor). 2023 yılında Musk şöyle demişti: “Sendika fikrine katılmıyorum … Bir tür lordlar ve köylüler yaratan hiçbir şeyi sevmiyorum.” Pardon?
Forbes dergisine göre Trump’ın net serveti 6,4 milyar ABD dolarıdır (ancak kendisi bunun çok daha yüksek olduğunu iddia etmektedir). Serveti büyük bir mirastan ve emlak sektöründeki kariyerinden geliyor, ancak en değerli varlığı aşırı sağcı Twitter taklidi Truth Social. İlk olarak The Apprentice adlı reality şovda art arda insanlara “kovuldunuz” diyerek süper şöhret kazandı ve yirmi yıl boyunca Miss Universe yarışması organizasyonunun sahibi oldu (kendisi gibi ürkütücü yaşlı adamların bikini giymiş genç kadınlara baktığı). Manhattan’da altınla kaplanmış milyonlarca dolarlık bir çatı katına sahip.
Ve Trump elbette halk adamı değil.
Trump, hükümet görevlerine atadığı on üç milyarder ile tarihin en zengin yönetimini oluşturdu. Kabinesi en az 7 milyar dolar değerinde. Bu insanlar servetlerini milyonlarca işçiyi ve çevreyi sömürerek ve kârlarını offshore vergi cennetlerinde istifleyerek elde ettiler.
Trump ve şürekâsının kendi çıkarlarını bir kenara bırakıp Amerikalı işçilerin çıkarları doğrultusunda hareket edeceğine dair bir yanılsama varsa, göreve geldiğinden bu yana yaptıklarına bir göz atmanız yeterli.
Şubat sonlarında Temsilciler Meclisi, Trump’ın yasama gündeminin büyük bir kısmını içeren devasa bir bütçe planını onayladı. Bu tasarıda 4,5 trilyon dolara varan büyük vergi indirimleri ve sosyal harcamalarda sert kesintiler yer alıyor. Çoğunlukla Trump’ın ilk yönetimi sırasında yapılanları devam ettiren vergi indirimleri, çoğunlukla zaten varlıklı olanlara fayda sağlıyor. Medicaid ve Medicare (yoksul ve yaşlı Amerikalılara sigorta yapan sağlık programı), öğrenci kredisi geri ödeme planları ve düşük gelirli çocuklara hizmet veren okul kahvaltı ve öğle yemeği programları kesintiye uğrayacak.
Yönetimin asıl amacı işte budur: zengine vermek için fakirden almak. Trump tersten Robin Hood’dur.
DOGE kesintilerinin, Musk tarafından işten çıkarıldıktan sonra geçim kaynaklarını kaybeden on binlerce kamu çalışanı başta olmak üzere, çalışan insanlar üzerinde de korkunç bir etkisi olacaktır. Şirketlerin gücünü kontrol altına almak için var olan cılız düzenlemeler gibi kamu eğitimi de saldırı altında.
Bu siyasi stratejide yeni bir şey yok. Eski Cumhuriyetçi başkanlar Richard Nixon ve Ronald Reagan, muhafazakâr dünya görüşlerini paylaştıkları varsayılan sıradan Amerikalıların “sessiz çoğunluğunu” temsil ettiklerini iddia etmişlerdi. Naziler iktidara gelirken, elitler tarafından ihanete uğrayan Alman halkına hizmet etmek istediklerini söylemişlerdi. Hatta kendilerini sosyalist olarak adlandıracak kadar ileri gittiler, sadece Alman kitlelerinin iyiliğiyle ilgilenen “nasyonal sosyalistler.” Bir seçimi kazanmak için nüfusun önemli bir kesiminin oylarını almak gerekiyorsa, bu kesimin önem verdiği konulara yönelik açılımlar yapılmalıdır. Ancak siyasi sağ iktidarı ele geçirdiğinde durum değişir.
“Elit karşıtı” mesajlar kulağa biraz doğruymuş gibi gelebilir çünkü Demokratlar gerçekten de ABD elitinin başka bir kanadından gelmekte. Onlar iktidar olduklarında zenginler için yönetirler. Büyük partiler arasındaki çekişme, karşıt sınıf çıkarları arasındaki bir savaşı değil, sadece kapitalizmi yönetmenin farklı stratejilerini temsil etmektedir.
MAGA (Make America Great Again) güruhu, Trump yönetimi tarafından baskı altına alınan işçiler arasındaki bölünmeleri körüklemek için savunmasız kesimlerle uğraşıyor. Trump aşırı milliyetçi söylemleri kullanarak halkın bir bölümünü kendi projesine bağlamaya çalışıyor: göçmenler ve özgürlükçüler gibi sözde düşmanlara karşı korku ve nefret yaratıyor.
Google’a “Trump Üniversitesi” yazıldığında görüleceği üzere Trump’ın pek çok ticari girişimi gibi bu da zengin kapitalist ahbaplarının halihazırda sahip olduklarından daha da fazla servete ulaşmaları için kurulmuş bir tezgâhtan fazlası değil.
Eleanor Morley
(Redflag.org.au adresinden Bahan Gönce çevirdi)
*DOGE: Hükümet Verimlilik Dairesi Başkanlığı. Başkanı Elon Musk.
