Bazı işçiler daha kötü koşullarda çalışabilir, bununla birlikte tüm işçiler sömürülür
Bazı işçiler daha kötü koşullarda çalışabilir, bununla birlikte tüm işçiler sömürülür

Kapitalizmin en pis sırrı: Sömürü

Tüm işçiler aynı ücretleri veya koşulları paylaşmasa da, kapitalist bir sistemde her işçi sömürülür.

“Sömürü” kelimesi genellikle bir grup insanın özellikle savunmasız olduğu veya bir patronun özellikle acımasız olduğu istisnai durumları tanımlamak için kullanılır.

Sömürgecilik dünyanın bazı bölgelerinde daha kötü çalışma koşullarına yol açmıştır. Irkçılık ve cinsiyetçilik de iş gücü piyasasını şekillendirmekte, siyahları ve kadın işçileri daha tehlikeli, daha düşük ücretli ve daha güvensiz işlere zorlamaktadır.

Sosyalistler elbette bu eşitsizliklere karşı öfke duyarken, farklı işçi grupları arasında dayanışma inşa etmeye çalışırlar.

Ancak Karl Marx’a göre sömürü bir istisna değil, kuraldır. İster hayırsever ister acımasız olsun, tüm patronlar işçileri sömürür. Ve bu sömürü tüm sistemin merkezinde yer alır.

Sömürü gizlenir. Görünüşte gönüllü olarak işe gideriz ve emeğimizin karşılığını alırız. Ama her şey adil ve eşitse, kârlar nereden geliyor?

“Adil” olmak bir yana, emeğin bir ücret karşılığında el değiştirmesi temel bir eşitsizliğe dayanmaktadır. Kapitalistler tüm araçları, hammaddeleri, fabrikaları ve ofisleri kontrol etmektedir.

İşçilerin, eğer yapabiliyorlarsa onlar için çalışmaktan başka seçenekleri yoktur. Patronlar işçileri işe aldıklarında, işçilerin yeteneklerini, Marx’ın tanımıyla “emek güçlerini” satın alırlar.

İnsanların çalışma kapasitesi, her gün işe gelebilecek kadar zinde olabilmeleri ve yeterince sıkı çalışabilmeleri için yeterli yiyecek, giyecek, barınak ve dinlenmeye sahip olmalarına bağlıdır.

Dolayısıyla patronlar işçilere sadece kira ya da ipotek, yiyecek ve giyecek masraflarını karşılayacak kadar ve belki de boş zamanlarında harcayabilecekleri biraz daha fazla miktarda ödeme yapar. Neyin “yeterli” sayılacağı, belirli bir toplumun sosyal koşullarına, insanların ne için mücadele ettiğine ve ne kazandığına bağlıdır.

Ancak emek gücü tıpkı diğer metalar gibi satın alınsa da arada hayati bir fark vardır. Emek, işçileri iş için zinde tutmanın maliyetinden daha fazla değer yaratır.

Örneğin, bir işçinin günlük yiyecek, giyecek, barınma ve benzeri masraflarını karşılamak için günde yaklaşık üç saat çalışması gerektiğini varsayalım. Ancak işçiler üç saatten sonra işten çıkmazlar. Günde sekiz saat ya da daha uzun süre çalışıyorlar.

Bu karşılıksız emek, patronların kârının ya da Marx’ın “artı değer” dediği şeyin kaynağıdır.

Dolayısıyla Marx’a göre sömürü, patronların işçilere ürettiklerinden daha azını ödemesidir. Sömürü oranı ne kadar az ya da çok ücret aldığınıza bağlı değildir – elbette patronlar bize mümkün olduğunca az ödeme yaparak paçayı kurtarmaya çalışsalar da.

Bir işçi görece yüksek bir ücret alıyor olsa bile, yine de sömürülmektedir çünkü ürettiklerinin değeri kapitalistin onlara ücret olarak ödediği değerden çok daha fazladır.

Kapitalistler zenginlik ya da istihdam yaratıcıları değildir; zenginliklerini başkalarının ürettiklerini çalarak biriktirmişlerdir.

Kapitalizm acımasızca rekabetçi bir sistem olduğu için patronlar sürekli olarak ücret oranını artırmanın yollarını ararlar.

Kârlarını artırmak için iş gücünü sömürürler.

Bu nedenle patronlarımız her zaman bizi daha az paraya daha uzun saatler çalıştırmaya çalışırlar. Bu da yönetimin baskısıyla işçilerin artan sömürüye direnmeye zorlanması anlamına geliyor.

Kapitalistler için sorun budur. Otomobil üreticisi Henry Ford’un dediği gibi, “Neden ne zaman bir çift el istesem, bir beyinle birlikte geliyorlar?”

İşçiler patronun kullandığı arabaya, yöneticinin yaşadığı eve bakıp haklı olarak kendilerinin ve ailelerinin daha fazlasını hak ettiğini düşünme eğilimindedir.

İşçilerin düşük ücretlere, tatil ve hastalık ücretlerindeki kesintilere karşı verdikleri mücadele sürekli devam ediyor. Bu mücadelelerden bazılarını kazanmaları, işçilere daha fazlasını kazanmak için güven ve güç verir. Grevler toplumdaki zenginliği gerçekten kimin yarattığını, kimin emeğinin vazgeçilmez olduğunu ortaya koyar.

İşçiler sömürüye karşı direnebilirler ama sömürüyü tamamen ortadan kaldırmak için kapitalizme köklü bir meydan okuma gerekir. Ancak sosyalist bir toplumda çoğunluk artı değerin kontrolünü ele geçirebilir ve bunu tüm toplumun yararına kullanabilir.

Judy Cox

(Socialist Worker’daki orijinalinden Bahan Gönce çevirdi.)

Yazar

You May Also Like