2024-2026 Toplu İş Sözleşmelerinde İstanbul ve İzmir’de belediye işçileri grevleri zorladı.
Hükümetin enflasyonu indirme politikası ücretleri baskılama stratejisine dayanırken, belediyeler de bu stratejiye uygun hareket etti. Nihayetinde belediyelerin önerdiği ücret zammı yüzde 15-20 bandındaydı. İstanbul TİS’lerini gürültü çıkarmadan ucuza kapatmak isteyen Hizmet İş ve Genel İş Sendikalarını işçiler dinlemedi. Çünkü bu iki sendikanın merkez yöneticileri grevin gölgesinden bile korkarlar. Diyalog sendikacılığının misyonu bunu gerektirir. Aman tadımız bozulmasın.
Kağıthane belediye işçileri grev oylamasında EVET çıkarınca TİS kapsamındaki işçilere güven geldi. Ardından AKP’nin yönettiği diğer dört belediyede de grev oylamasında evet oyu çıkması ve Hizmet İş sendikasından sallandırılan kocaman YAŞASIN GREV pankartı ortamı iyice ısıttı. Bu gelişmelerden sonra Kartal Belediyesi işçileri 30 Ekim 2024’te noktayı greve çıkarak koydu. İşçilerin aşağıdan basıncı ile Hizmet İş ve Genel İş’in planları bozuldu.
Strateji şuydu: Hizmet İş, taban saat ücreti olarak brüt 1100-1150 TL’ye imza atar, Genel İş de bunun üzerine 100-200 TL ekleyip imzaları çakardı. 31 Ekim 2024 günü, Kartal grevinden bir gün sonra Hizmet İş ve SODEMSEN, Eyüpsultan Belediyesi’nde brüt taban ücret 1240 TL’ye imza attı. Böylece İstanbul’da bir düzey belirlendi. Genel İş apar topar Kartal grevini brüt 1430 TL’ye “yukarıdan” bitirdi.
Kartal temizlik işçileri bu oldu bittiye aldırmadan fiili grev kararı aldı ve greve devam etti. Kartal temizlik işçileri, işçi bölüklerini hareketlendirdi, Genel İş Anadolu yakası şubeleri süresiz iş bırakma kararı aldı. Bu, çeşitli belediyelerde hazırlıkları hızlandırdı, geniş bir zeminde işçiler arası dayanışması duygusu yaşandı.
Siyaset ve sendika buna karşı zor aygıtlarıyla, ikna turlarıyla hem süresiz grevi hem de Kartal fiili direnişini ellerindeki bütün araçlarla bastırdı. Günün sonunda Kartal işçileri ek protokol sözü aldı, şubeler ise etkisiz kaldı, olgunlaşmakta olan bir süreci heba ettiler.
Belediyelerde ciddi bir işçi direnişi yaşama imkânı varken ve bu imkânın sınıfın diğer kesimlerini harekete geçirme, sendikasız ve örgütsüz işçilere ilham verme şansı varken, işçi sınıfı düşmanlarının gazabına uğradı; hem de gayet örgütlü, bilinçli, planlı ve stratejik hamlelerle grev dalgası püskürtüldü.
Böylece hem belediye işçileri sefaletin kıskacında kaldı, hem de asgari ücretin yükselme ihtimali akamete uğradı. Belediye grevlerinin egemen sınıfın enstrümanları tarafından ustaca kırılması, işçi sınıfının Şimşek programına karşı direnişinde olumsuz bir etki yarattı.
İşçi sınıfının karşısında daha örgütlü bir egemen sınıf var, grevleri sendika üzerinden etkisiz hâle getiriyor. Sendikalar, işverenin çizdiği sınırların dışına çıkmaya hevesli değil, çıkan öncüleri de tasfiye ediyorlar. TİS sonrası sürgünler, işten atmalar, görevden almalar söylediklerimizi doğrular niteliktedir.
Bu ablukanın kırılması gerekiyor. İşçiler büyük bir umutla, aylarca doğru dürüst bir TİS yapmak için bekliyor; haklarını alabilmek, geçinebilmek ve idari maddelerde işçileri kollayan düzenlemeler için sendikayı zorluyor ve greve götürüyorken, sendikaya güvenen işveren çoğu yerde 4-5 oturum ile oyalama sürecini seçiyor. Çünkü biliyor ki, günün sonunda Genel Merkez işverenin önerdiği koşullarda imza atacak. Onun için kamusal bir yerde belediye başkanı patron gibi davranabiliyor. İşveren ile sendika genel merkezleri arasındaki simbiyotik ilişki mide bulandırıcı bir hâl almış durumda ve her TİS döneminde daha fazla işçi bu durumdan yakınır hâle geliyor.
İstanbul ve İzmir TİS’leri grevin kapısını araladı, diğer yıllara göre işçilerde hoşnutsuzluk daha fazlaydı. Daha güvenilir bir liderlik yaratılabilseydi, TİS yapılan belediyelerin tamamı greve gidebilirdi. Çünkü önerilen ücretler bu iki kentte yaşamı olumsuz etkiliyor. Bu nesnel zeminin yarattığı sıkışmışlık bütün kuvveti ile önümüzdeki günlerde devam edecek, doğal olarak işçi cephesinden tepkilerin gelmesi kaçınılmaz.
Eğer durum abartısız şekilde böyle bir görünüme sahipse, işçi mücadelesi üzerine düşünen, eyleyen kesimlerin bazı noktaları açığa çıkarması gerekmektedir. Bazı handikapları hemen sıralayalım.
Belediye işçilerinin sendika, şube dışında örgütlenmesi zayıf olduğu için daha gelişkin bir işçi direnişi sergilenemedi. Maltepe, Ataşehir, Bayrampasa, Buca ve Kadıköy grevleri sendika ve siyasi bürokratların hışmına uğradı.
Sendika işçilerin toplu hâlde hareket etmesi için bir zemin yaratıyor, bu avantajı kendi lehimize kullanabilmemiz için başka örgütlenmelere de ihtiyacımız var. Ve bu örgütlenmeler işçilerin gerçek çıkarlarından bir milim taviz vermemeli.
Yukarıda saydığımız grev denemeleri sendika yönetimlerine rağmen yapıldı, sendika yönetimleri köstek olmaya çalıştı. Bu meydan okumanın işyeri örgütlülüğü, konseyler biçimine bürünmesi elzemdir.
Grev refleksi, işçilerin kendi emeklerinin değerini koruma adına konjonktürel, TİS bağlamlı direnişti. TİS süreçlerini aşan, gündelik hadiselere müdahale eden, TİS’i uygulamaya çalışan, ek protokoller ile yaşamı iyileştirmeye çalışan, eğitim yapılabilen, diğer mücadeleler ile dayanışma içinde olunan, adım adım sınıf bilincini geliştirmeye çalışan bir düzey yakalanmak zorunda.
Sendikaların korkak, emek piyasasını işveren tarafından belirlenmesine izin veren bir çaba içine girdiklerini herkes biliyor, eğer bunu biliyorsak önlem almak zorundayız. Sahici bir tartışma yapılmaksızın bu tehlikeleri bertaraf edemeyiz.
Sendikal örgütlülük çeperi dışında örgütlülük zayıf olduğu için ilerleme olamıyor. İşçileri bu cendereye ikna etmek demek, sendika ile her şeyi alırız, başka bir şeye gerek yok demek düpedüz ihanet olarak tanımlanmalı. Ve bu işbirlikçi, işçilerin sırtından kazanç elde etmeye namzet anlayış paramparça edilmelidir.
2024-2026 TİS’lerinde işçiler istediklerini alamadı. Karşılarında sıkıca birbirlerine sarılmış, sendika, işveren sendikası ve işveren cephesinin örgütlü gücünü buldular. Bu demektir ki başarılı olmak istiyorsak bu örgütlenmeden daha yetenekli ve gelişkin bir örgütlenme kurulmak zorunda.
Başka bir handikap ise, bu süreçte haklı olarak sendikalarının ihanetine uğrayan işçilerin sendika değiştirmek, başka bir yetkili sendikaya geçmek tartışması. 20 No’lu iş kolunda üç yetkili sendika Belediye İş, Genel İş, Hizmet İş var. Bu üç sendikaya devlet ve egemen sınıflar belli roller vermiş. Her üç sendikada da işçi demokrasisinin en ufak kırıntısı bile yok, karar alma süreçleri adeta şirket gibi. Hâl böyle olunca bir şirketten başka bir şirkete geçmek çözüm değil. Elbette tercih işçilerindir; fakat ortada acı deneyimler varken, bize düşen görev gerçeği haykırmaktır. Çözüm işçilerin kendi örgütlülükleri, gücü ve eylemindedir.
Sendikalardan bağımsız işyeri örgütlenmeleri sadece bir işyerine, işletme ve belediyeye sıkıştırılamaz. Bu örgütlenmeler ilçe, il ve ulusal düzeye sıçramak zorunda. İşçi saflarında önde duran öncülerin bu perspektifi yayması son derece önemli. Fakat burada büyük bir sorun var, ona dikkat çekmeliyiz. Öncü işçilerin sendikanın sağladığı olanak, konfor alanı dışına çıkması gerekiyor. İşyerlerinde, sendikaların koltuklarına kendisi oturduğunda pek çok şeyi değiştireceğine inanan pek çok işçi var. Bir TİS dönemi sonra hepsi boşa düşüyor. Bu arada yaptıkları şey sendika bürokrasisini, dolayısıyla sermayeyi güçlendirmekten ve onun işlevinin devam etmesini sağlamaktan başka bir işe yaramıyor. Bu davranış biçiminin mahkûm edilmesi gerekiyor.
İşçi mücadelesi çıkarsız bir ilişki üzerinden yürümeli. Koltuklara, statülere sıkışmış, sendika bürokrasisinin bir dönem kullanıp attığı bir bilinç düzeyini yenmek zorundayız. Bu handikapları aşmadan işyeri örgütlenmeleri, konseyler politikasının başarı şansı yoktur.
Biz işçiyiz, yerimiz tabandır, tabandan aldığımız kuvvet ile mücadeleyi yükseltebiliriz; sermayenin denetiminde bulunan sahalarda top çevirmek sınıfı güçlendirmez. Sınıfı güçlendirecek, siyaset arenasında sözünü söyletecek tek şey gerçek işçi örgütlenmeleridir. Bu işçi örgütlenmesinin gönüllülerinin işçi sınıfının çıkarları dışında herhangi bir çıkarı yoktur.
2024-2026 TİS’leri grevi zorladı, sendikalar işçileri bastırdı. Yine de yaşanan deneyimler önemli. Bu yazıda dilimiz döndüğünce dersler çıkarmaya çalıştık, bu dersler çoğaltılabilir, çeşitlendirilebilir.
Biz işçilerin yeni mücadelelere atılmaktan başka çaresi yoktur.
Grev hakkı bulunmayan belediye işçilerinin bu hakkı kazanabilmesinin tek yolu FİİLİ GREV’e gitmektir. Yasal olarak grev hakkımız vardır elbette, fakat greve çıktığımızda gece yarısı bizim irademiz dışında TİS imzalanıyor ve grev bitiriliyorsa orada grev hakkınız yok demektir. Eğer grev hakkınız yoksa ne yaparsınız? Hangi etkili yollara başvurarak gasbedilen hakkınızı alırsınız?
2026 Toplu İş Sözleşmelerinin çerçevesini belirleyecek olan FİİLİ GREV mücadelesidir.
Grev hakkınız yoksa özgür toplu iş sözleşmesi yapamazsınız. Özgür toplu iş sözleşmesi yapamazsanız ücret ve sosyal haklarınızı geliştiremezsiniz. Grevsiz toplu sözleşme olmaz.
Parolamız grev hakkı için fiili grev olmalıdır.
Şimdi gasbedilen grev hakkımızı kazanmak için hazırlık yapma zamanıdır.
Kadim Fırat
(Enternasyonal Dayanışma dergisinin ikici sayısında yayımlanmıştır.)