İmamoğlu geçen çarşamba gözaltına alındığından beri, yani sadece bir haftada, Türkiye’de bir on yıla sığacak olaylar ve tartışmalar yaşandı. Bir köşe yazısında tüm bu olayları ve tartışmaları cevaplamak mümkün değil. Bunu Enternasyonal Dayanışma web sitesinde elimizden geldiğince yapmaya çalışıyoruz.
Ben bu yazımda İmamoğlu ve onunla beraber tutuklananlara neden sahip çıkmamız gerektiğini anlatmak istiyorum. İlk olarak söylemek istediğim şey, konu asla hukuki bir tartışma değil. Olayları okuyup “neler olmuş” diyenlere hayretle bakıyorum. İlk kez mi belediyeler hakkında yolsuzluk iddiaları ortaya çıktı? Pek çok belediyede defalarca şikâyet, soruşturma talebi olmasına rağmen hiçbirinin üstüne bu güne kadar gidilmedi.
Konu belediyelerdeki yolsuzluk değil, AKP’nin toplumda çoğunluğu ve bu nedenle yerel seçimleri kaybetmiş olması. Yerel seçimlerde CHP bunu tek başına kazanmadı. Kent uzlaşısı, Yeşil Sol Parti ve CHP’nin seçimlerde bazı il ve ilçelerde ortak aday çıkarması, belediye meclis listelerini beraber hazırlaması ile oluşturulan bir ittifak.
AKP-MHP hükümeti bunu çok iyi bildiği için bu birlikteliği bozmaya çalışıyor. Buna karşı ellerinde bulundurdukları tüm olanaklarla karşı tarafı dağıtmaya çalışıyorlar. İmamoğlu ve arkadaşları ilk tutuklamalar, kayyımlar değil ki. Esenyurt ile bu süreç başlatıldı. Şimdiye kadar 13 il ve ilçeye kayyım atandı, üç tanesi CHP’li belediyeler. Belediye başkanları ve onlarca belediye meclis üyesi tutuklandı.
AKP-MHP ittifakı CHP-DEM Parti ittifakını dağıtmak, bir sonraki seçime beraber girmelerini engellemek istiyor. Burada ellerinde çok büyük güçler var. Ellerindeki medya ve diğer kaynakları kullanarak CHP-DEM Parti ittifakına karşı topyekûn bir saldırı başlattılar.
Öne çıkanlar CHP tutuklamaları olsa da pek çok DEM parti ve HDK üyesinin de tutuklandığını unutmamak gerekir. 13 kayyımın 10 tanesinin Kürt illerindeki DEM parti belediyeleri olduğunu unutmamak gerekir. Hepsinin ortak suçu, dava tutanaklarında öyle yazılmasa da seçimlerde AKP-MHP’den daha fazla oy alınmasını sağlamak, büyük il ve ilçelerin belediyelerini seçimle kazanmak.
Hiçbir demokratik ülkede seçimle kazanılan belediyelere böyle el konulamaz. Bunu sürekli haykırmak gerekir. Demokrasi mücadelesi verirken, bu birliğin bozulmasının hedeflendiğini unutmamak gerek. Bu birliği korumak gerekir. Aksi hâlde AKP-MHP ittifakı istediği sonucu alacaktır.
CHP içindeki bu ittifakı istemeyenler, Kürtlerden, solculardan rahatsız olan faşist yöneticiler de buna katkıda bulunmaya çalışıyorlar. Mansur Yavaş’ın konuşması, Afyonkarahisar belediye başkanının seçim zamanı söylemleri gibi onlarca örnek verilebilir. CHP bu söylemlere pazar akşamı Özgür Özel’in verdiği cevabı sürdürdüğü sürece bu ittifakı korumak gerek.
Maalesef yıllardır sürdürdüğü otoriterleşme yetmeyince Trump’ın da desteği ile Erdoğan, Putin tarzı otokrasiye gidişin hayallerini kuruyor. Bu rejimden kurtuluşun, seçim ittifakları dışında şimdilik başka bir yolu gözükmüyor.
Bu saldırıların ayarsızlığını görmek için diploma meselesine bakabiliriz. İmamoğlu ve onlarca kişi 31 yıl önce bu diplomayı almışlar. Bu diploma ile lisansüstü eğitim görmüşler, öğrenci yetiştirmişler, işler yapmışlar. Birden bire “gerçekler” ortaya çıkarılıyor. 31 sene önceki bir usulsüzlükten dolayı kimsenin elinden diplomasını alamazsın. İtiraz süresi vardır, çoktan geçmiştir. Bu arada cumhurbaşkanının diploma sahibi olması gerektiği de elitizm, ilkokul mezunları da cumhurbaşkanı olabilmelidir.
Burada asıl konu şu: AKP bir dönem kendi başına gelen tüm mağduriyetleri, Kemalist rejimin İslamcılara yaptıklarının aynısını şu an muhaliflerine yapıyor. Erdoğan’ın diploması yok diye yıllarca tartışıldı, şimdi İmamoğlu’na 35 yıllık bir gol atmaya çalışıyor.
Erdoğan demokrasinin nimetlerinden faydalanarak iktidara geldi, demokrasi olmasa gelemezdi. Şimdi başkası iktidara gelmesin diye demokrasinin alanını daraltıyor, seçme seçilme hakkına saldırıyor. Askeri vesayete, Kemalist siyasete karşı çıkarken, iktidara gelirken ihtiyacı olan demokrasiyi rafa kaldırıyor.
2000’lerde çok sık kullanılan “milletin iradesi, halkın gücü” lafları artık AKP cenahında rafa kalktı. “Devletin çıkarları”, “Türk devlet geleneği”, tek millet, tek bayrak, tek devlet” … artık bunlar konuşuluyor. Yani halktan onay almaya gerek olmadan, AKP liderliğinin kendi çıkarları devletin çıkarları olarak kodlanıp, kutsal kılınmaya çalışılıyor.
Türkiye halkları defalarca demokrasiye olan inançlarını göstermiştir. Siyaset biliminde en çok verilen örnekler arasında Özal’ın askeri vesayete rağmen başbakan seçilmesi ile Gül’ün “e muhtıraya” rağmen Cumhurbaşkanı seçilmesi yer alır. Türkiyeliler için seçimler ve seçme hakkı çok önemli. AKP de bunu defalarca gördü. Kürtlere kayyım atadı, sonraki seçimlerde halk tekrar aynı partiye oy verdi. 2019 seçimlerinde İmamoğlu’nun mazbatası verilmedi, tekrarlanan seçimlerde fark 13 binden, 800 bine çıktı. Benzer şekilde otoriterleşmenin dozajı artınca 31 Mart seçimlerinde AKP bütün büyük şehirleri kaybetti ve ikinci parti konumuna düştü. Pazar günü kurulan sandıklarda CHP üyesi olmayan en az 13 milyon kişi gidip “İmamoğlu cumhurbaşkanı adayımız” dedi.
Son 7 ankette AKP ikinci parti. AKP artık halkla alakası kalmamış, halktan kopuk, rant yoluyla zenginleşmiş bir küçük elitin partisi olma yoluna giriyor. AKP-MHP ittifakı bunun önüne anti demokratik yollarla geçemeyecektir.
Seçme seçilme hakkı, Avrupa’da on binlerce insanın, uğruna ölümü göze alarak kazandıkları bir hak, kimse bundan kolayca vaz geçmez. Nasıl ki zamanında AKP’ye yapılan darbe girişimlerine, kapatma davalarına karşı durduysak bu gün de CHP-DEM Parti ittifakına karşı yapılan bu saldırılara karşı direnmek gerekir. O zaman AKP’li olmadık şimdi de CHP’li olmayız. Ben de pazar günü CHP’li akrabalarımla sandığa gidip destek oyumu verdim. İmamoğlu cumhurbaşkanı adayı olsun diye oy vermek solculuğa halel getirmez, demokrasi için mücadele ettiğinizi gösterir. Dayanışma oyu verenlerin çoğu İmamoğlu’nu değil demokrasiyi savunuyorlar. 2019’da ilk turda İmamoğlu’na oy vermeyen yüz binlerce insan ikinci turda demokrasi için oy verdiler.
AKP-MHP ittifakı ne yaparsa yapsın Türkiye halkları oy hakkına sahip çıkacak. O sandık kurulacak ve bu gayrimeşru hamleleri yapan, siyaseti hileli yollara sokan, özgürlükleri ve demokrasiyi bastıran bu ekip kaybedecek. Dilek İmamoğlu’nun söylediği gibi “kaybedecekler”. Bu ekibin kaybetmesi için yüzbinlerce insan son bir haftadır Türkiye’nin tüm illerinde her gün sokağa çıkıyor, demokrasi ve özgürlük istiyor. Bu kitlesel direnişe güvenmek ve bir parçası olmak gerekiyor.
Yıldız Önen