Sağ, ifade özgürlüğünü nasıl kullanıyor ve istismar ediyor?

Sosyalistler devlet sansürünü reddeder ve hem bireysel hem de kolektif özgürlüğün en önde gelen savaşçılarıdır, ancak sınırları olmayan bir ifade özgürlüğüne mi inanıyoruz?

Sağın riyakârlığını ifade özgürlüğünden daha iyi gösteren çok az konu vardır.

Amerika Birleşik Devletleri başkan yardımcısı JD Vance’i ele alalım. Geçtiğimiz günlerde Avrupa’yı gezerek, aşırı sağcı muhalifleri susturmak için yasaları kullandıkları iddiasıyla liderleri azarladı. Vance, özgürlüğe yönelik bu saldırının kıta için Rusya ve Çin gibi öcülerden daha büyük bir tehlike olduğunda ısrar etti.

Oysa ABD’de bu ifade özgürlüğü savaşçısının dostları, sadece sosyal medyada Filistin’e destek paylaşımında bulundukları için insanları tutuklamak ve sınır dışı etmekle meşgul. Ve yönetimi “toplumsal cinsiyet”, “eşitlik” ve hatta “engelli” gibi kelimeleri hükümet web sitelerinden çıkarıyor.

Liberaller için bu çifte standart, sağ popülist hükümetlerin normal kapitalist değerlerden bir kopuş olduğunun kanıtıdır. Aşırı sağ, liberallerin sistemin doğuşunun temelini oluşturduğunu iddia ettikleri kapitalizm, demokrasi ve ifade özgürlüğü arasındaki bağları ortadan kaldırıyor.

Ancak kapitalizm özgürlükten bahsederken, insanların çoğunluğuna hiçbir zaman gerçek bir ifade özgürlüğü sunmamıştır. Yöneticilerimiz her zaman konuşma hakkımızı kısıtlamaya çalışmıştır.

Örneğin “özgür basın” meselesi. Britanya’da hepimizin bir haber kuruluşu kurmakta ve çeşitli görüşler yayınlamakta özgür olduğu doğrudur. Ancak söz konusu büyük maliyetler, sadece aşırı zenginlerin bu “özgürlüğü” kullanabileceği anlamına geliyor. Sadece internet üzerinden yayın yapan geniş çaplı bir yayın kuruluşunu desteklemek bile büyük yatırımlar gerektiriyor.

“Haber”in bu sınıfsal mülkiyeti, toplumda neyin tartışılabileceğinin sınırlarını belirlemeye yardımcı oluyor.

Eski günlerde gazete sahipleri, paçavralarının kendi çıkarlarını yansıtmasını sağlamak için gazetecilerin yazılarına doğrudan müdahale ederlerdi. Günümüzün gazete sahipleri genellikle daha incelikli davranmakta ve bunun yerine büyük ölçüde kendi dünya görüşlerini paylaşan editör ve yazarları işe almaktadır.

Bu okuyuculara ne tür bir “özgürlük” sağlıyor?

Ve söylediklerinin aksine, yöneticilerimiz hiçbir zaman alt kademelerin istediklerini söylemelerine izin vermemiştir.

Devlet, terörizm yasalarını özellikle yasaklı ilan ettiği konuları tartışma hakkımızı engellemek için tasarlıyor.

1990’larda Muhafazakar hükümet, Sinn Fein İrlandalı cumhuriyetçilerinin seslerinin yayınlanmasını yasakladı – hatta Westminster milletvekili seçilenlerin bile.

O zamandan bu yana, devletin “radikal İslam” takıntısı, Müslümanların neler söyleyebileceğini denetleyen Önleme Programı ile sonuçlandı.

Terör yasalarına bir de iyi avukat tutabilenlerin özgürlüklerini kısıtlamak üzere tasarlanmış hakaret türü yasalar eklenmiştir.

Devletin, zenginlerin ayrıcalıklarına saldıranlara karşı bu tür kuralları kullanma konusunda geçmişi oldukça eskidir. Radikal demokrat Thomas Paine’in 1792’de yargılanmasına kadar uzanan bir geçmişe sahiptir.

Dönemin İngiliz başbakanı, Paine’e ünlü kitapçığı “İnsan Hakları” nedeniyle hakaret davası açmıştı. Yargıçlar Paine’i idama mahkum etti.

Bugün sosyalistler devlet sansürünü reddediyor ve hem bireysel hem de kolektif özgürlük için en önde gelen savaşçılardır. Ayrıca kapitalizm altında sahip olduğumuz sınırlı hakları da savunuyoruz.

Ancak sınırsız ifade özgürlüğünü desteklemiyoruz.

Örneğin Naziler için ifade özgürlüğüne karşıyız. Faşistlerin medyada normalleştirilmesini engellemek istiyoruz ve bu tür yayınların yapılmasını fiziksel olarak engellemeye çalışacağız. Çünkü faşist söylem ve eylem arasında doğuştan gelen bir bağlantı olduğunu biliyoruz.

Örneğin geçen yaz yaşanan ırkçı ayaklanmalar, aşırı sağcı sesleri ve söylemleri güçlendiren ana akım medya sayesinde mümkün oldu. Bu da azınlıkların ve göçmenlerin hayatlarını tehlikeye attı. Bizim için bir mültecinin yaşam hakkı, bir faşistin saldırıları kışkırtma hakkından daha üstündür.

Dolayısıyla sosyalistler, dünyanın üstün argümanların galip geldiği bir “fikirler yarışması” ile şekillendiğine inanmazlar.

Sosyalistler ve radikaller, kendilerini ifade özgürlüğünden mahrum bırakan yasalara karşı uzun bir mücadele geleneğine sahiptir. Radikal fikirler öne sürmenin değişim hareketleri inşa etmek için önemli olduğunu bilirler. Ancak fikirler kendi başlarına hiçbir şeyi değiştirmez. Fikirler ancak maddi bir güçle birleştiğinde dünyayı değiştirebilir.

Yuri Prasad

(Socialist Worker’dan Bahan Gönce çevirdi)

Yazar

You May Also Like