Polonya'da General Motors için otomobil üreten bir fabrikanın üretim hattı (Fotoğraf: Marek Ślusarczyk/Wikimedia commons)
Polonya’da General Motors için otomobil üreten bir fabrikanın üretim hattı (Fotoğraf: Marek Ślusarczyk/Wikimedia commons)

Sosyalistler Trump’ın gümrük vergisi krizi hakkında ne söylemeli?

İngiltere’de yayımlanan Socialist Worker gazetesi, Trump’ın stratejisi, bazı gümrük vergisi planlarından neden geri adım atıldığı ve bunun gündelik hayatlarımızda ne anlam ifade ettiğine dair soruları yanıtladı.

Donald Trump’ın ticaret savaşı büyük bir krize yol açtı.

Dünyayı, Küresel Kuzey ve Küresel Güney’deki işçi sınıfı için yıkıcı sonuçları olacak bir resesyona yaklaştırdı.

Ve ABD ile Çin arasındaki emperyalist gerilimleri arttırarak askeri çatışma ihtimalini yükseltti.

Ama her şey Trump’ın istediği gibi gitmiyor. Pazar günü akıllı telefonları ve diğer tüketici elektroniklerini yüksek “karşılıklı” gümrük vergilerinin dışında bıraktı.

Trump yönetimi ticaret savaşını başlattıktan sonra piyasalarda yaşanan kargaşayı yatıştırmaya çalışırken bu durum büyük teknoloji patronlarına bir teşvik gibi görünüyor.

Bu karar, Trump’ın geçen hafta onlarca ülkeye yönelik gümrük vergisi artışını durdurması ancak Çin’e yönelik oranı yüzde 125’e yükseltmesinin ardından geldi. Trump, ABD’nin dünyadaki gücünü arttırmak için gümrük vergilerini kullanmaya kararlı.

-Trump’ın amacı nedir?

Trump yönetimi ABD’deki üretim üssünü yeniden inşa etmek istiyor ve gümrük vergilerini hem ABD’li hem de yabancı şirketleri dize getirecek bir sopa olarak görüyor.

ABD’nin en büyük ticaret ortaklarından bazıları Asya’da Çin ve Vietnam, komşuları Kanada ve Meksika ile Avrupa Birliği.

Ancak bu ithalatın çoğu yabancı şirketlerden gelmiyor. Birçok ABD şirketi, kısmen işçilik maliyetleri daha ucuz olduğu için ürünlerini yurtdışındaki tesislerde üretiyor ve ABD’ye geri ithal ediyor.

ABD içinde fabrikaları olduğunda da yine parça ithalatına bel bağlıyorlar. Örneğin, Elon Musk’ın Tesla’sı ABD’de elektrikli araç üretme konusunda büyük bir anlaşma yaptı, ancak yine de otomobil endüstrisine uygulanan gümrük vergilerinden zarar göreceği konusunda uyardı.

Üç yıldır “Amerikan yapımı” otomobiller endeksinde en üst sıralarda yer alan popüler Model Y’nin parçalarının yüzde 30’u yurtdışından geliyor. Araştırmacı Patrick Masterson, “En önemli çıkarım, hiçbir aracın yüzde 100 ABD yapımı olmadığıdır,” diyor.

Dolayısıyla Trump kısmen ABD şirketlerini yerli sanayiyi geliştirmek için faaliyetlerini “yeniden konumlandırmaya” zorlamak istiyor.

Ve gümrük vergilerinin şu anda ABD’ye ihracat yapan bazı yabancı şirketleri bunun yerine ülkede fabrika kurmaya zorlayacağını umuyor.

-Trump’ın ekibi neden ABD’nin imalat sanayisini yeniden inşa etmeye kafayı takmış durumda?

Bunun kısa yanıtı Çin ile rekabettir -askeri ve ekonomik.

ABD ve Çin arasındaki ticaret son yirmi yılda hızla büyüdü. 2024 itibarıyla ABD ve Çin arasındaki ithalat ve ihracatın toplam değeri 2001’e  kıyasla neredeyse dokuz kat artmıştır.

Çin 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne (WTO) katıldı ve ekonomisini çok uluslu şirketlere daha da açtı. Bu durum bazı ABD endüstrilerinin faaliyetlerini ya da faaliyetlerinin bir kısmını Çin’e kaydırmasına neden oldu.

Bu durum ABD’li çokuluslu şirketlerin kârlarını artırırken, Çin’in ABD’ye rakip olmasına yardımcı olacak güçlü bir sanayi tabanı oluşturmasını sağladı. Ve Çin, ABD’nin dünyadaki en büyük ikinci alacaklısı konumuna geldi; nitekim Çin hükümetinin elinde yaklaşık 760 milyar dolar değerinde ABD devlet tahvili bulunuyor.

Hızlı büyüme, Çin emperyalizminin kaslarını esnetmesine ve ABD’nin dünyadaki hakimiyetine meydan okumasına olanak sağladı.

Çin’in sanayisini teknolojik olarak geliştirme planları, Büyük Teknoloji -Alphabet, Amazon, Apple, Invidia, Meta, Microsoft ve Tesla- şirketlerini tehdit ediyor. Bu şirketlerin ekonomik ağırlığı, ABD’nin dünyadaki hegemonyasını -müttefiklerine ve rakiplerine hükmetme kabiliyetini- desteklemeye yardımcı oluyor. 

-Trump’ın stratejisi yeni mi?

Trump, Asya’nın güç merkezinin yükselişine kafayı takan ilk ABD başkanı değil. Demokrat Barack Obama ve Joe Biden yönetimleri de Çin’in ABD’ye “rakip” olarak ortaya çıkmasından aynı derecede endişe duyuyorlardı.

Obama, ABD’nin deniz gücünün büyük kısmını Pasifik’e odaklayarak “Asya’ya dönüş” adını verdiği süreci başlattı. Ve yönetimi, Çin’in yüksek teknoloji elektronik tedarik zincirindeki rolünü en aza indirmeye çalışmaya başladı.

Bu süreç, Trump’ın Çinli telekom şirketi Huawei’ye karşı bir kampanya yürüttüğü ilk başkanlığı döneminde hızlandı.

Biden, elektronik cihazların hayati bir parçası olan yarı iletkenlerin yerli üretimini artıran Chips Yasası ile bu süreci geliştirdi.

Bu, ABD kapitalizmini daha rekabetçi hâle getirmek için devletin gücünden yararlanmaya çalışan daha geniş bir “Bidemonomics” stratejisinin parçasıydı. Devlet destekleri ve gümrük vergilerinin bir karışımını içeren bir “sanayi politikası” aracılığıyla yerli üretimi yeniden inşa etmeyi amaçlıyordu. Amaç, ABD kapitalizminin ağırlığını artırmak ve geniş bir yeniden silahlanma programını mümkün kılmaktı.

Biden, ABD ekonomisinin durgun durumu nedeniyle planları gevşetmek zorunda kaldı. Ancak yönetim, yerli üretimi yeniden inşa etmeye çalışırken büyük miktarlarda borç aldı ve para harcadı.

Bu politikalar, Biden yönetiminin ABD emperyalizminin rakiplerine karşı diğer devletleri desteklemesiyle el ele gitti. Buna Ukrayna savaşını Rusya’yı küçük düşürmek ve Çin’e bir sinyal göndermek için kullanma umudu ve Avustralya ve İngiltere ile yapılan Aukus nükleer denizaltı anlaşması da dahildi.

Bugün Trump’ın da benzer amaçları var: “büyük güç rekabeti” döneminde ABD hegemonyasını sürdürmek.

Ancak yurtdışında daha tek başına hareket eden, etkileşimci bir yaklaşım izliyor ve müttefiklerinden savunma harcamalarını arttırmalarını istiyor.

Yurtiçinde ise şirketler için vergileri düşürmek ve federal harcamaları önemli ölçüde azaltmak istiyor ki bu da “Bidenomics”ten bir kopuş anlamına geliyor.

Bunun yerine, bir ticaret savaşının diğer devletleri ve şirketleri kendi stratejisine katılmaya zorlayacağına inanarak kumar oynuyor.

Trump geçen hafta neden geri adım attı?

Tahvil piyasası. Yatırımcılar geçen hafta ABD devlet tahvillerini (devletlerin para toplamak için sattıkları tahviller) büyük bir hızla sattılar. 

Yatırımcılar tahvilleri, paranın daha sonraki bir tarihte geri ödeneceği ve sabit bir faiz oranı alacakları vaadiyle satın alırlar. Devlet tahvilleri güvenli bir yatırım olarak kabul edilir.

Tahvillerin satılması, hükümet için borçlanma maliyetini arttıran, faizleri yükselten ve enflasyonu körükleyen bir süreci başlatır. Bu da reel ekonomi ve ABD’nin dünyadaki gücü üstünde zincirleme bir etki yaratır.

Çin’in elinde çok sayıda ABD tahvili var ve analistler Çin’in bu tahvilleri elden çıkarıyor olabileceği yönünde spekülasyonlar yapıyor. Bu tür bir tırmanış dünyayı iki devlet arasında hem askeri hem de ekonomik bir çatışmaya yaklaştıracaktır.

Borsalardaki bu çalkantı, işçi sınıfı insanlarının yaşamlarından milyonlarca kilometre uzakta gibi görünebilir. Ancak tepede bir kriz olduğunda, patronlar ve bankacılar işçi sınıfından insanları daha fazla zorlayarak kârlarını korumaya çalışırlar. Ve insanların emekli maaşlarını borsaya yatırdılar.

-Ticaret savaşı Amerika’ya ‘işleri geri getirecek’ mi?

Trump “taşeronların değil işçilerin başkanı olmaktan gurur duyduğunu” iddia etti.

Ancak Trump yönetiminin ABD imalat sektörünü canlandırma planı, sanayi işlerinin sayısını büyük ölçüde arttırmayı içermiyor. Bunun yerine büyük ölçüde yapay zekâ (AI) ve otomasyona dayanıyor.

Otomasyonun yanı sıra Trump, imalatın bir kısmının güney eyaletlerindeki düşük ücretli işlere dayanmasını amaçlıyor.

ABD’de imalat sektöründeki işlerin azalmasının başlıca nedeni serbest ticaret ve şirketlerin işleri Küresel Güney’e taşıması değildir. Batılı kapitalist ülkelerde, firmaların kârlarını daha verimli üretim yöntemlerine aktardığı uzun vadeli bir eğilim söz konusudur.

Bu da firmaların daha az sayıda işçiye ihtiyaç duyan yeni teknolojilere yatırım yapmalarına ve dolayısıyla imalat sektöründeki işlerin sayısında düşüşe yol açmaktadır.

Üretimi ülke içine taşıma (reshoring) stratejisinin istihdamı geri getirmesinin başka sınırlamaları da var.

Ana akım ekonomist Erin McLaughlin, “ABD’de yeni bir üretim tesisi kurmak çoğu durumda üç ila 10 yıl sürecektir,” diyor.

“Elinde kürekle bir kongre üyesinin fotoğrafını çekmeden önce her şey zaman alır.”

Örneğin normal ekipman kullanarak hap üreten bir ilaç fabrikasının kurulması yaklaşık üç yıl alacaktır. Kemoterapi ilaçları gibi daha karmaşık ürünler üreten bir tesisin inşası ise beş yıl alacaktır.

Ve burada, Trump’ın ABD Gıda ve İlaç İdaresi’nde yaptığı kesintiler yeni ilaç fabrikalarının onay sürecini sekteye uğratabilir.

Ticaret savaşları gerçek savaşlara yol açar mı?

Çalkantılar ABD hegemonyasının krizinden ve neoliberalizmin çöküşünden kaynaklanıyor.

Emperyalizm, rekabet hâlindeki kapitalist devletlerden oluşan küresel bir sistemdir. Bu sistem, 19. yüzyılın sonlarından itibaren sermayeler arasındaki ekonomik rekabet ile devletler arasındaki jeopolitik rekabetin birleşmesine tanık olmuştur.

Birinci Dünya Savaşı öncesinde Almanya, Britanya İmparatorluğu için başlıca endüstriyel ve askeri tehdit hâline gelmiştir. Bu rekabet 1914’te askeri çatışmaya dönüştü.

ABD emperyalizmi 1945’te İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra liberal kapitalist bir dünya düzeni inşa etti. Bu düzen Avrupa sömürge imparatorluklarınınkinden farklıydı ve ABD şirketlerinin egemen olabileceği serbest piyasalar ve serbest ticarete dayanıyordu.

Her zaman ekonomik ve askeri bir boyut vardı. ABD, 1944 yılında kurulan Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nı rakiplerine, müttefiklerine ve zayıf devletlere karşı gücünü yansıtmak için kullanabiliyordu.

Tüm bunlar, NATO savaş kışkırtıcıları ittifakı ve dünyanın dört bir yanındaki yüzlerce askeri üs aracılığıyla askeri güçle desteklendi ve destekleniyor.

Soğuk Savaş, dünyayı “etki alanlarına” bölen ABD ve Sovyetler Birliği arasında süper güç emperyalizminin yaşandığı bir dönemdi. Bu durum ABD’nin diğer ileri kapitalist devletleri tek bir siyasi bloğa -bizim “Batı” olarak adlandırdığımız bloğa- entegre etmesine yol açtı.

Batılı devletler arasında, özellikle Avrupalı devletler ve Japonya 1950’li ve 60’lı yıllarda toparlandıktan sonra, ekonomik rekabet devam etti.

Ancak bu rekabet, emperyalizmin daha önceki aşamalarında olduğu gibi askeri çatışmalara dönüşme potansiyeline sahip değildi. Ekonomik ve jeopolitik rekabet arasındaki iç içe geçmişlik devam etti, ancak bu ikisi arasında kısmi bir yer değiştirme yaşandı.

Bugün gördüğümüz şey ise bu kaynaşmanın şiddetli bir şekilde yeniden gündeme gelmesidir. Dünya daha çok Birinci Dünya Savaşı öncesinde, aşırı güçlenmiş bir İngiliz emperyalizminin küresel gücünü ve etkisini korumak için mücadele ettiği dönemdeki gibi.

Bugün ana fay hattı ABD ve Çin arasında.

-Sol gümrük vergilerini desteklemeli mi?

Sol, Trump’ın gümrük vergileri ve ABD’ye yönelik misilleme vergileri de dahil olmak üzere gümrük vergilerine karşı çıkmalıdır.

İlk olarak, gümrük vergilerine temel itirazımız politiktir. Korumacılık, bir ülkedeki patronların ve işçilerin aynı çıkarlara sahip olduğunu varsayar – başka yerlerdeki işçilerden farklı çıkarlar.

İşçileri ulusal liderlerinin arkasında sıraya girmeye teşvik ederler ki bu da işçi sınıfı hareketi üzerinde eylemsizleştirici bir etkiye sahiptir.

Ancak sol, ekonomik milliyetçiliğin ya da sahte liberal enternasyonalizmin yanında yer almamalıdır.

İşçi sınıfı insanlarının yöneticilerimizin ticaret savaşlarının bedelini ödememesini talep etmeli ve bunu bize yaptırmaya yönelik her türlü girişime direnmeliyiz.

(Çeviri: Bahan Gönce)

Yazar

You May Also Like