Siyasal İslamcılığın Türkiye serüveni, Osmanlı devamlılığındakine benzer şekilde devlet merkezli olma durumundan günümüz hâline değin neredeyse hiç değişmemiştir. Bu anlamda menfi de olsa dirayetli bir sürekliliği bünyesinde barındırmaktadır. Tabii bu devlet merkezli bir bakış açısının sözde de olsa ümmet vizyonu ile çelişmesi sebebiyle pratiklerinde tökezleme durumu oldukça fazla olmaktadır. Dolayısıyla da zevahiri kurtarma girişimleri öncelikle kendisini, sonra da hitap ettiği geniş kitleyi ikna etme anlamında bolca yapılmaktadır.
Bu durumun son örneğini hafta sonu yapılmaya çalışılan CHP’nin Gazze yürüyüşünde bir kez daha görmüş olduk. Toplanan kalabalığın “Özgür Filistin, tam bağımsız Türkiye” sloganının hemen üstüne, polis tarafından megafondan “Atmış olduğunuz sloganlar kanunsuzdur” cevabının geliyor olması tesadüfün bir cilvesi olmasından öte Siyasal İslamcılığın ele geçirdiği zor araçları marifetiyle bünyesinde bulundurduğu ve Osmanlı’dan beri devam edegelen pis ikiyüzlülüğü fütursuz şekilde boca etmesinin bir örneğini oluşturmuştur. Sözde ideolojilerinin tüm alametifarikasını devletin çizdiği sınırların oluşturduğu gerçekliğini bilmemize rağmen en azından dikkat edecekleri bazı estetik hususlar olduğunu zannetmek belki de bizim naifliğimizdir. Gerçi yılbaşılarında gelenek hâline getirdikleri şov bazlı Filistin buluşmalarının işleyişine baktığımızda da farklı bir durum göremiyorduk. Ya da İsrail’e onca laf edildikten sonra arka kapıdan ticaretin eskisinden de çok olacak şekilde arttırıldığını görünce de şaşırmamıştık. Dolayısıyla da kalemşörleri aracılığıyla Netanyahu – Trump ikilisinin tam da isteği şey olan Gazze’nin boşaltılması hususunu sözde hicret adı altında dile getirmelerini ve bunu şimdilik kısık ses ile dile getirirken sorumluluk anlamında yine komşu Arap devletleri suçlamalarına (ama gür sesle) da şaşıramıyoruz.
Bu arada koskoca bir halka ne yapıp yapmayacağını söylemek tabii ki kimsenin haddine değil. Ancak tüm parçalanmışlığına rağmen hâlâ dünya üzerinde insan hakkı denen bir mefhum mevcut ve bunu da savunmamız bizler için elzem. Aynı şekilde siyasal iktidar merkezli olmakla birlikte onunla sınırlı olmayan Siyasal İslam düzleminin mış gibi yapan pratiklerini ifşa etmemiz de . Bu konuda en zayıf ülkelerden bile daha az aksiyon almakla birlikte ‘kurtla yiyip çobanla ağlama’ misali yapılanları da mazur göremeyeceğiz. Bu anlamda CHP’nin yaptığı protesto bir nevi turnusol kağıdı etkisi yarattı. Ha keza Cumhurbaşkanın bir konuşması sırasında ‘içeriden’ yapılan İsrail ile ticaret protestosu da benzer bir işlev görmüştü. Ancak pervasızlıkları o raddeye gelmiş vaziyette ki hicret adı altında modern zamanların belki de en büyük “sterilizasyon” hareketine kılıf uydurmaya çalışabiliyorlar.
Tarihin doğru tarafına yer alma pratiğimizi, merhum Rachel Corrie’nin zulüm bizdense, ben bizden değilim veciz mottosu ile kesiştirip bu aşağıların aşağısı iktidarlara ve muktedirlere karşı yapmaya devam edeceğiz. Ebediyen dayanışma, hem de enternasyonal olanından…
Süleyman Güzel