İktidarın Mayıs 2023 genel seçimler sonrası yürürlüğe koyduğu ekonomi programının sonuna gelmiş durumdayız. Erdoğan o tarihte, hızla yükselmeye devam eden enflasyonu düşürmesi için, ekonominin başına Mehmet Şimşek’i getirmişti.
Mehmet Şimşek, enflasyonu düşürme programı uygulayacağını ilan etti. En önemli parasal tedbir olarak da faizleri yükseltti. Faizler bir yıl içinde yüzde 8 buçuktan yüzde 50’ye kadar kademeli olarak yükseltildi.
Kamu harcamalarının kısılacağı ilan edildi, ama yapılmadı. Sadece muhalif belediyelere yasa gereği aktarılması gereken paralar, borçları bahane edilerek kesildi.
Asıl olarak da emekçilerin ücretlerinde indirime gidildi. 6 aylık dilimlerle enflasyon farkı verilmesi uygulaması kaldırıldı. Gerçekleşen değil, hedeflenen enflasyona göre ücret zamları yapıldı. Oysa TÜİK’in açıkladığı gerçekleşen enflasyon rakamları zaten hayatın gerçeklerinden uzaktı, bu bile verilmedi.
İktidar olanakları ile zenginleşen rantiyeci kesimler harcamalarını kısmadılar, sadece işçiler, emekçiler harcamalarını kısmış oldular. Hükümet harcamalarının kısılmadığı, rantiyeci kesimin harcamalarının kısılmadığı ortamda enflasyon yükselmeye devam etti.
Açlık sınırı, bu yılın Ocak ayında asgari ücretin üstüne çıktı, bu genelde Nisan Mayıs aylarında olurdu. Geniş tanımlı işsizlik yüzde 28 oldu. Yani işçi ve emekçiler tüketimi en aza indirdiler. Yine de enflasyon düşmedi.
Bakan Mehmet Şimşek, geçen hafta enflasyonun düşmemesini dış şoklara bağladı. Oysa bu programa özellikle iki önemli dış destek de sağlandı: İkisi de Trump’ın kaos yaratan ekonomik ve siyasi çıkışları sayesinde oldu, birincisi petrol fiyatları son 3 yılın en dip seviyesine indi. İkincisi dolar uluslararası piyasalarda değer kaybetti.
Böylece 19 Mart sabahı itibarı ile yani İmamoğlu operasyonu başlamadan önce, aslında Mehmet Şimşek’in enflasyonu düşürme programı enflasyonu 40 puanın altına indirmişti. Enflasyonun giderek ineceğine dair kuvvetli bir inanç vardı.
İmamoğlu operasyonu ekonomideki tüm dengeleri bozdu
19 Mart’ta İmamoğlu operasyonu, ekonomideki bütün dengeleri bozdu. Ani bir borsa çöküşü ve döviz yükselmesi yaşandı, dolar 36 TL seviyesinden 41 TL seviyesine çıktı, Merkez Bankası dolar satmaya başladı, dolar 38 TL de tutulmaya çalışıldı. Halen de doları bu seviyede tutmak için Merkez Bankası dolar satmaya devam ediyor. 19 Marttan bugüne 60 milyar dolar satıldığı tahmin ediliyor.
Dolardaki baskılama yeterince sonuç vermedi, çünkü İmamoğlu hakkındaki suçlamaların içinin boş olduğu görüldü. Hukuk ve adaletin yerlerde sürünmesi, iç ve dış yatırımcıların paralarını dolara çevirip kaçmalarına yol açtı.
CHP eylemleri ile iktidarı köşeye sıkıştırdı, erken seçim talebi halkın yüzde 60’ını kapsadı.
Bu yüzden Mehmet Şimşek, 17 Nisan’da yani operasyondan 1 ay sonra faizleri 42 puandan 46, hatta üst bant olarak 49 puana yükseltti. Kredi faizleri 50 puandan 60-70 puanlara hatta tüketici kredilerinde 80 puana çıkmış durumda.
Faiz yükseltilmesi iktidar içinde kavgalara neden oldu, Yeni Şafak grubu (Albayraklar) faiz yükseltilmesine açıktan karşı çıktı. AKP’li Nihat Zeybekçi, işyerlerinin yüksek faizli kredilerle batacağını, faizlerin indirilmesi gerektiğini söyledi.
Ama ekonomistlere göre bu faiz oranları bile yeterli gelmiyor, belki yeniden faiz artırımı yapılması gerekebilir.
Mehmet Şimşek’in ekonomi programı çökmüş durumda
Dolardaki ve faizdeki artış, enflasyonu doğrudan vurdu, enerji fiyatlarındaki olağan dışı gerilemeye rağmen TÜİK aylık enflasyonu yüzde 3, ENAG ise yüzde 4,7 olarak açıkladı. Yıllık enflasyon TÜİK’e göre 38, ENAG’a göre 74 seviyesinde.
2023 Mayıs ayında, Mehmet Şimşek göreve başladığında enflasyon yüzde 39 idi, şimdi de aynı seviyede. Ama faizler yüzde 8 buçuktan yüzde 50’lere çıkmış durumda. İşçilerin emekçilerin, emeklilerin, yoksulların durumu, alım gücü, ekonomileri çok daha kötü.
Kısaca Mehmet Şimşek’in enflasyonu düşürme programı çökmüş durumda, peki neden.
Çünkü Türkiye’de parayı haksız, hukuksuz yollardan kazanan önemli bir kesim var, bu kesimin harcamaları hiç azalmıyor.
AKP-MHP ittifakı, kamunun elindeki parasal gücü, güç gösterileri için, kendi yandaşlarını beslemek için ölçüsüzce kullanıyor.
Daha yeni Kıbrıs’ta bir saray açılışı yapıldı. Türkiye’de 4 tane saray yaptırıldı.
Plansız programsız yaptırılan otoyollar köprüler, havaalanları, hastaneler var. Bunlara sürekli kamu kesesinden para ödeniyor.
S400 füzelerine 2,5 milyar dolar ödendi, silaha para harcanmaya devam ediliyor.
Mehmet Şimşek kamu harcamalarının azaltılmasını sağlayamadı, rantiyecilerin, iktidar yanlılarının para musluklarını kestiremedi. Onun gücü sadece işçi, emekçi, emekli, memur maaşlarının azaltılmasına yetti.
Bu kesintilerle bir süre enflasyonu düşürmeyi başardı, 2024 ortasındaki yüzde 75’lerden 2025 Mart’ta yüzde 40’lara (TÜİK rakamı) indirdi.
Ama İmamoğlu operasyonu, pamuk ipliğine bağlı ekonomi dengelerini bir anda alt üst etti. Hala döviz çıkışı sürüyor, ekonomi toparlanamıyor.
Çöken ekonomi programının yerine AKP-MHP iktidarı ne koyacak. Muhtemelen erken yapılabilecek bir seçimler için, seçim ekonomisi devreye alınacak. Piyasadaki para bollaştırılacak, döviz kuru baskılanacak, faizler indirilecek.
Bütün bunlar seçimlerden sonra patlayan enflasyon olarak yoksulların tepesine inecek, ama siyaset için bir seçim daha geçirilmiş olacak.
Hukuk ve adaletin sağlanması gerekir
Türkiye’de ekonominin bir parça bile olsa düzelebilmesi için, öncelikle adil bir hukuk sisteminin kurulması gerekiyor. Bağımsız ve tarafsız yargı olmadan ekonomi düzelmez, yerli veya yabancı yatırımcı parasını getirmez, aksine var olanı da alıp kaçmaya çalışır. Örneğin bugün Çinli yatırımcılar, kamu kurumu değil de özel şirketler, artık Türkiye defterini kapatmış durumda. Çünkü bağımsız ve tarafsız yargının, hukuka uyan bir kamu yönetiminin olmadığını söylüyorlar, diktatörlükle yönetilen bir ülkeden gelen bu eleştiriler ne kadar ironik değil mi?
Sadece İmamoğlu’nun diploma iptali bile, hukuk sisteminin altını oymuş durumda, kimse elindeki belgeye güvenemiyor.
Başka bağlantılı bir konu, kamu ihale kanunu. 2001’den bu yana ihale yasası yüzlerce kez değişti, elbette iktidarın istediği hale getirildi. İktidar bu yasa sayesinde istediğine istediği işi ihalesiz verebiliyor. Bu da soygun düzeninin devamını sağlıyor.
Kamu özel işbirliği projeleri olarak yaptırılan otoyol, köprü, havaalanı veya hastaneler için hükümet özel şirketlere her yıl milyarlarca lira ödüyor, ama ne ödendiği gizli, şeffaf değil. Bu hortumun kesilmesi gerekiyor.
Geçen yıl, faize 1,2 trilyon lira, KKM hesaplarına 800 milyar lira, bütçeden veya Merkez Bankasına para bastırılması suretiyle ödeme yapıldı. Bunlar hepimizin cebinden çıkan paralar.
Öncelikle sorunumuz ekonomik değil siyasi. Erdoğan’ın otoriter yönetimi, merkez bankasına müdahale edilmesi, muhalefete sürekli baskı yapılması ekonomik krizin en önemli sebepleri.
Bugün iktidara güven sıfıra inmiş durumda. Ekonomi 3 ay sonra daha kötü olacak. Enflasyon sarmalına girdik, istihdam daralıyor. Bugün yapılan kısaca şu: Yüksek faiz ver, ücretleri indir, doları baskıla. Dolar kurunun baskılanması en önemli sorunumuz, çünkü bu politika faizlerin yüksek tutulmasına yol açıyor.
İşçi ve emekçiler, hakları için birleşik mücadeleye başlamalıdır
1 Mayıs’ta gördük. Pek çok kentte sendikalar ayrı 1 Mayıs mitingleri yaptılar. Emekçilerin birleşik mücadelesi olmadan, iktidarın bu baskıcı yöntemleri asla sona ermez. Her krizde iktidar bedeli işçi ve emekçilere ödetir, yoluna devam eder.
İktidarın rantçı, sömürücü, yandaşlarını zengin eden bu ekonomi programına karşı çıkmak istiyorsak, ilk yapmamız gereken, işçilerin ve emekçilerin ortak mücadelesini gerçekleştirebilmektir.
Faruk Sevim