Enternasyonal Dayanışma’nın “Barış aktivistleri tarihi çözüm girişimi için ne diyor?” serisi kapsamında Barış Vakfı üyesi, yazar Ümit Aktaş’ın görüşlerini aktarıyoruz:
“Kötümserler, ırkçılar ve savaş yanlıları bir kere daha kaybetti ve asla olmaz denilen o adım atılarak, PKK kendisini feshetti. İşin bu noktaya kadar gelmesinde yaşanan acıların ve barış için çaba gösteren sessiz kitlelerin görünmeyen etkisi kadar, ısrarla sürdürülmeye çalışılan savaşın da bir tıkanma noktasına ve dolayısıyla da tarafların sırtlarında artık taşınamayan yük hâline gelmesi de etkili oldu.
Geldiğimiz bu noktada, her ne kadar önemli bir eşik aşılmış olsa da işin zor kısmı asıl bundan sonra başlıyor ve özellikle de sivil toplumun bu aşamadan sonra sürece daha etkin bir biçimde katılması gerekiyor. Zira hâlâ barışa karşı ciddi bir direniş var ve yol haritası belirsizliklerle dolu. Muhtemel aksamalarla ortaya çıkacak tepkiler nedeniyle süreç hâlâ geri dönüş risklerini taşıdığından, bunu önleme çabaları özellikle sivil toplumun sürece etkin bir biçimde katılımını gerektiriyor.
Her şeyden önce barışın konuşulması ve kitlelere benimsetilmesi önemli bir ödev. Umudun diri tutulması ve yüz yıllık bir çatışma sürecinin toplumsal maliyetine ısrarla dikkat çekilmesi yanında, barışın yaratacağı imkânlar da dile getirilmeli. Zira bu sadece yerel değil, bölgesel bir barışın da imkânı. Kültürler kaynaşacak, ulusal bariyerlerin yarattığı yapay sınırların duvarları indirilerek, parçalanmış halkların dostluğu ve barışı sağlanacaktır. Meselenin bu yönleri, artıları ve getirileri düşünüldüğünde, dikkat kesilmemiz gereken yön sürecin aktörleri değil, doğrudan kendisi: barış.
Çatışma çözümlerinde barış süreçlerini yürüten taraflar zorunlu bir biçimde çatışan taraflar. Çoğu kez de bunu pek de istediklerinden değil de barışa mecbur kaldıklarından yapmaktalar. Ama barış gönüllüleri işin bu tarafını umursamaz ve ‘ne olursa olsun, nasıl olursa olsun, yeter ki barış olsun,’ derler. Çünkü barış hayatımızda yeni ve temiz bir sayfa açmaktadır. Üzerinde düşünmemiz ve konuşmamız gereken ise geçmişin acıları ve düşmanlıkları değil, barışın yarattığı olumlulukların ve dostluğun imkânıdır.”
