Yalnız anneler / Sessizliğin içindeki çığlık

Türkiye’de 1,7 milyon kadın, çocuğuyla birlikte yalnız yaşıyor.

Her sabah, bu sessiz direnişin bir günü daha başlıyor.

Ama kimsenin duymadığı bir direniş bu. Ne madalya veriliyor ne teşekkür, sadece bir daha unutulma, yok sayılma, farkedilmeme…

TÜİK verilerine göre, Türkiye’de tek ebeveynli hanelerin %85’i kadın.

Yani yalnız annelik, bireysel bir durum değil; kitlesel bir sessizliktir.

Bu oran, yalnız anneliğin sistemik bir sonuç olduğunu açıkça ortaya koyar.

Yalnız anneler, diğer kadınlara göre iki kat daha fazla yoksulluk riskiyle karşı karşıya.

DİSK-AR ve UN Women raporlarına göre, özellikle 0-6 yaş çocuğu olan kadınlar, istihdamın en dışında kalan grup.

Çünkü hem iş gücünden dışlanıyorlar hem de sosyal politikalardan.

Sigorta yok, kreş yok, sosyal destek yok.

Ama fatura her ay var. Her sabah okul servisi, her akşam boş tencere.

Yalnız annelik, yoksulluğun en kadın hali.

Devlet, bu kadınlara merhamet dağıtır gibi davranıyor.

Bir parmak yardım paketi, bir cümlelik kampanya…

Ama sorun sistematik, çözüm bireyselmiş gibi sunuluyor.

Peki ya kreş hakkı? Ya nafaka süreci? Ya kadının iş gücüne katılımı?

Türkiye’de 0-5 yaş grubuna yönelik kamusal kreş oranı yalnızca %3.

OECD ortalaması %35’in üzerindeyken, bu rakam aslında şunu söylüyor:

“Çalışın” diyoruz, ama çocuğunuzu nereye bırakacağınızı biz bilemeyiz.

Bazı anneler, adliyelerde yıllarca süren nafaka davalarının sürüncemesinde hayatta kalmaya çalışıyor.

Bazıları 12 saat temizlik yapıyor ama hâlâ kirayı denkleştiremiyor.

Ve çoğu, devletin gözünde hâlâ “eksik aile”.

Ama ne gariptir: terk eden eksik değil, kalan eksik sayılıyor!

Her üç yalnız anneden ikisi, nafaka hakkını ya hiç alamıyor ya da mahkeme koridorlarında yıllarını yitiriyor.

İcra takibine uğrayan dosyalar her geçen gün artıyor.

Yalnız bırakılan bir kadının, sistemle olan tek ilişkisi, resmi evrak üzerinden süren bir sabır sınavı.

Ve tüm bu yalnızlık, sadece ekonomik değil.

Yalnız annelerin yarısından fazlası ağır depresyon ve kaygı bozukluğu yaşıyor.

Aile desteği yok, sosyal dışlanma çok, geçim kaygısı ise sürekli.

Ama onların gözyaşı, istatistik olarak bile kayda geçmiyor.

Kadının sırtına hem çocuğun geleceğini, hem toplumun ahlaki beklentisini, hem de erkeğin yokluğunu yüklediniz.

Sonra da “fedakâr anneler” dediniz.

Fedakârlık değil bu, sessizliğin içinde hayatta kalma savaşı bu.

Ve sistem, bu savaşa sadece uzaktan bakıyor.

Oysa çözüm belli:

Her mahalleye ücretsiz kamusal kreş,

Yalnız annelere doğrudan gelir desteği,

Nafaka süreçlerinde hızlı ve etkin karar mekanizmaları,

Kayıt dışı ev emeği için sosyal güvenlik teşviki,

Şiddet ve terk durumlarında otomatik sosyal destek hattı.

Bu kadınlar yoksul değil, yalnız bırakılmıştır.

Ve bu yalnızlık, sadece ekonomik değil; sosyal, kültürel, hatta hukuksaldır.

Toplum görmez, kurum duymaz, yasa dokunmaz.

Sonra 12 Mayıs’ta, Anneler Günü’nde bir karanfil verilir; sanki bütün bunlar hiç yaşanmamış gibi.

Oysa bir çocuk, annesinin ayakkabısının yırtığını gördüğünde utandıysa…

Bir kadın, çocuğuna süt alamadığı için suyla karıştırıp “beyaz çay” dediyse…

Ve sonra da ona dönüp sessizce “Ben tokum yavrum, sen ye. Annelik tok tutar zaten” dediyse…

Bu toplumun aynasına bakma zamanı çoktan gelmiş demektir.

Yalnız anneleri görmek, sadece vicdan değil; gelecek meselesidir.

Çünkü yoksul bir çocuk yetiştiren yalnız bir anne, aslında hepimiz adına bir gelecek büyütüyor.

Bunu sadece ‘annelik’ diye romantize edemezsiniz.

Bu, fedakârlık değil; sistemin kadına bıraktığı hayatta kalma taktiğidir.

Anneler Günü’nü kutlamak istiyorsanız, çiçekçiye değil, bu kadınların haklarına koşun.

Ve unutmayın:

Bu, yalnız annelerin değil; onları yalnız bırakanların utancıdır.

Erkan Erdem

Yazar

You May Also Like

Kira krizi derinleşiyor

Ekonomik kriz, konut kiralarını fahiş seviyelere çıkarırken, birçok kiracı açısından mahkemeye taşınan kira davaları da sonuçlanmaya başladı. Tahliye…

Neden Enternasyonal Dayanışma?

İktidarın kanatları arasında mafyatik çeteler üzerinden başlayan güç savaşları (Sinan Ateş cinayeti, Ayhan Bora Kaplan operasyonu, emniyet-adliye içi…