MEMUR-SEN’DEN TOPLU SÖZLEŞME EYLEMİ

Kontrsendikacılığın gölgesinde 8. Dönem Toplu İş Sözleşmesi

Kamu işvereni ya da asıl adıyla hükümet, 8. Dönem Toplu İş Sözleşmesi (TİS) görüşmeleri için ilk teklifini sundu: 2026’nın ilk 6 ayı için %10, ikinci 6 ay %6, 2027’nin her iki 6 ayı için de %4’erlik artış. Hâliyle tabii, oranlar… TİS yalnızca oransal değerleri ifade ediyormuşçasına yine yalnızca oranlar sunuldu önümüze. Sosyal hak da mı olurmuş!

12 Ağustos’ta sunulan bu ilk teklifin peşinden 15 Ağustos’ta taban aylığa yalnızca 1000 TL’lik (binTL) artışla ikinci teklif geldi. Hükümet önceki dönem genel TİS görüşmelerinde olduğu gibi 4 milyon kamu emekçisi, 2,5 milyon emekli ve aileleriyle yaklaşık 25 milyon yurttaşı doğrudan etkileyecek 8. Dönem Toplu İş Sözleşmesi için de ölümü gösterip sıtmaya razı etmeyi amaçlıyor.

Kamu emekçisi ve emeklisini temsilen masaya oturan konfederasyon Memur-Sen ise teklifini %88 olarak açıkladı fakat sıtmaya razı etmenin zeminini yeniden sağlama görevini de üstlenmekte gecikmedi. Diyalog ve Hakem Kuruluna gitme seçenekleri dışında bir sendikal yükümlülüğe yanaşmayan Memur-Sen, açıkladığı güdümlü eylem kararı sonrası hükümetin teklifini önceki dönemler gibi Hakem Kuruluna götürüyor. Hem de sonucun hüsran olacağı öngörülmesine rağmen.

Diyalog, sendika yöneticileri için her zaman ilk adım olarak görülür. Sendika yöneticileri ve temsilcileri, mevcut sorunların çözümünü işveren tarafıyla görüşüp çözmek, en azından ilk etapta sorunun dile getirilip çözüm için adım atıldığını göstermek ister. Beklendiği şekilde sonuçlanmadığı takdirde sendikal eylem biçimleri üzerinde düşünmeye geçilir. KESK’in alanlara işaret etmesi sonrası pek çok konfederasyon gibi yetkili konfederasyon Memur-Sen de (ayrı) eylem kararı aldı ve 18 Ağustos Pazartesi günü binlerce üye kamu emekçisi Ankara Anadolu Meydanı’nda taleplerini haykırdı. Ne var ki yetkili konfederasyon tarafından eylemlerin dahi güdümlü biçimde gerçekleştirilmesi, ardından Hakem Kuruluna başvurulması, bu eylemselliği tıkayan ve kontrsendikacılığı ele veren kararlardır.

Kontrsendikalar, ‘sendika’ya üye etmek ve üye kaybetmemek amacıyla üyelerine iş yerlerinde çanta, kulaklık, cüzdan vb. metalar dağıtarak ve bazen de köklü geleneklere bağlı sendikaları terörize ederek işverenin işçi üzerindeki kontrolünü sıkı tutmayı amaçlar. Gerçeği, kimi zaman kulaklık-çanta-cüzdan yanında kamu emekçilerine jest mahiyetinde haklar da hediye edebiliyorlar! Yeter ki hak mücadeleleri irtifa kaybetsin! TİS görüşmelerinin sonucunda istenenin alınamaması karşısında da ellerinden gelen bir şeyin kalmadığını söylerler.

Promosyon sendikacılığı da denilen bu uzlaşmacı yandaş, örgütsüz, işçi sınıfından uzak ‘sendikacılık’ bir kez daha sahnelenen aynı oyunda rolüne sadık kalıyor. İşçi sınıfını oyalayarak hak mücadelesini dizginleyip sindirmek üzerine kurulu örgütler, Hakem Kuruluna gitmek gibi “çözümlerle” yeniden bir TİS dönemini daha atlatmayı amaçlıyor. Evet, yalnızca atlatmak!

Sendikal mücadelelerin tarihi bize hem grev ve farklı eylem biçimlerinin asıl ittirici güç olduğunu, hem de diğer toplumsal mücadelelere etkide bulunabildiğini göstermektedir. Bu nedenle bedeller ödeyerek sendikal mücadelenin gelişimine katkıda bulunmuş köklü sendikalar için TİS görüşmelerinde alınacak tutum belli: İşçi sınıfının grev ve eylem gücüne sadık kalmak. KESK konfederasyonu eşgenel başkanı Ayfer Koçak’ın hükümetin teklifinin açıklanması sonrası sendikalara grev ve eylemi işaret etmesi de bu nedenle anlamlı.

Sendikal eylemsellikte gösterilecek kararlılık, işçi sınıfının taleplerini dayatabileceği ve geriye kalan tek seçenektir. 4688 sayılı antidemokratik sendika kanununa rağmen ILO sözleşmeleri, AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi), Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve İdari Yargı kararları emekçilerin grev ve eylem haklarını teslim etmektedir.

Türkiye hükümetleri, kamu emekçilerinin kazanılmış haklarını uluslararası sözleşmelerde tanısa da mevzuatta oldum olası saman altından su yürütmüştür. Sendika kurma ve üyesi olma, toplu sözleşme imzalama ve iş bırakma gibi haklar kendi başına sözleşme ile değil, kamu emekçilerinin alanlarda, meydanlarda bedeller ödemesiyle fiili hale geldi. Kamu emekçileri nasıl ki sendikal örgütlenme, toplu sözleşme ve iş bırakma haklarını alanlarda fiili kılmışsa, bugün de grev hakkının fiilen tanınması ihtiyacını derinden yaşamaktadır.

Bu bağlamda 4688 sayılı yasanın kaldırılmasını beklemeye de gerek duyulmuyor. Kamu emekçileri, içinden geçtiği süreçten, üretimden gelen gücünü kullanarak ortak mücadele programıyla düze çıkabilir. Gerçeklikten kopuk diğer tüm yaklaşımlar ise kontrsendikacılıktan başka bir şeye hizmet etmiyor.

Rasih Gönenç

Yazar

You May Also Like

Kira krizi derinleşiyor

Ekonomik kriz, konut kiralarını fahiş seviyelere çıkarırken, birçok kiracı açısından mahkemeye taşınan kira davaları da sonuçlanmaya başladı. Tahliye…

Neden Enternasyonal Dayanışma?

İktidarın kanatları arasında mafyatik çeteler üzerinden başlayan güç savaşları (Sinan Ateş cinayeti, Ayhan Bora Kaplan operasyonu, emniyet-adliye içi…