Tarihsel olarak sanayileşmenin ve modernleşmenin öncüsü kabul edilen mühendislik, günümüzde derin bir kimlik ve statü krizi yaşamaktadır. Geleneksel olarak orta-üst sınıf ile ilişkilendirilen mühendislik meslek grubu, neoliberal politikaların etkisiyle hızla “işçileşme” eğilimi göstermektedir.
Türkiye’de; 1955’te 7 bin olan mühendis sayısı, 1960’ta 11 bin, 1970’te 33 bin, 1980’de 100 bin, 1990’da 190 bin, 2000’de 360 bin, 2010’da 660 bin, 2020’de 1,1 milyon, bugün 1,4 milyon oldu. Mühendislerin işçi sınıfı içindeki sayısal oranı, onbinde 6’lardan, yüzde 5’lere kadar çıkmış durumda.
Emekçi Demokrat Mühendisler’in geçen hafta yayınladığı Bildiri’de, bu durum şu çarpıcı ifadeyle özetlenmektedir: “Mühendislik seçkin bir zümrenin değil, emeğiyle geçinenlerin mesleğidir!”.
Bu, mühendislerin kendilerini artık “yönetici adayı” olarak değil, üretim çarkının dişlileri arasında ezilen birer “emekçi” olarak tanımladığının ilanıdır.
Sosyolojik dönüşüm: Yedek işgücü ve diplomalı yoksulluk
Bildiri’de yer alan “Yedek işgücü ordusu yaratılarak işsizlikle terbiye edilme” tespiti, Marx’ın teorisinin mühendislerdeki tezahürüdür. Plansız açılan üniversiteler ve artan kontenjanlar, piyasaya sürekli yeni mezun akışı sağlayarak diplomayı değersizleştirmiştir. Bugün 1,4 milyon mühendisin en az 100 bini işsiz durumdadır. Çalışanların da bir kısmı kendi mesleğini yapamamaktadır.
İşverenler, bu “işsizler ordusunu,” çalışan mühendisleri “daha düşük ücrete razı etmek için bir sopa” olarak kullanmakta ve mühendis emeğini “Asgari ücret sarmalı” içine hapsetmektedir.
Ortalama mühendis ücreti yoksulluk sınırının yarısı kadardır. TMMOB’nin açıkladığı yoksulluk sınırının altındaki 70 bin liralık taban mühendislik ücreti bile pek çok mühendis için ulaşılamaz durumdadır.
Hukuki gerçeklik: “İşçi”
Mühendisleri ayrıcalıklı zümre ilan etmek, sermayenin çalışanları bölmek için kullandığı bir yoldur; hukuki bir geçerliliği yoktur. 4857 sayılı İş Kanunu’na göre, işverenin emir ve talimatı altında çalışan mühendis, unvanı ne olursa olsun “İşçi” statüsündedir.
Bildiri’deki “Sorunlarımız bireysel değil sistemseldir” vurgusu, mühendislerin “ben kendimi kurtarırım” veya “ben yöneticiyim” yanılsamasından sıyrılarak, işçi sınıfı hukukuna sahip çıkma iradesini göstermektedir.
Yabancılaşma ve hukuki tuzak: “İmzacılık”
Harry Braverman, kapitalizmin gelişimiyle zihinsel emeğin “vasıfsızlaşacağını” (deskilling) öngörmüştür. Bildiri’deki “İmzacılık” sorunu, bu tespitin vardığı en uç ve tehlikeli örnektir. Bildiri, bu düzeni “Yetkinin bizde olmadığı, sadece diplomamızın kiralandığı” bir sistem olarak tanımlar.
Mühendis, üretim sürecindeki karar mekanizmasından dışlanmış (yetkisiz), ancak olası bir iş cinayetinde hukuki olarak sorumlu tutulan (yükümlü) bir konuma indirgenmiştir. Dr. Murat Özveri’nin deyişiyle; “Yetkinin olmadığı yerde sorumluluk da olamaz.” Ancak mevcut piyasa düzeni, sorumluluğu sermaye sahibinden alıp, “imzacı” mühendisin sırtına yükleyerek onu hukuki bir kalkan olarak kullanmaktadır.
Esneklik yalanı ve “angarya”
Teknolojik gelişmelerin mesai saatlerini azaltması beklenirken, “proje yetişecek” baskısı altında mühendislerin çalışma süreleri uzatılmaktadır. Bildiri’de “Angarya ve Mobbing” olarak tanımlanan bu durum, iş hukukunun temel ilkelerinin ihlalidir.
Hukuksal açıdan bakıldığında; bir işçinin (mühendisin) günlük çalışma süresi, fazla mesailer dahil 11 saati aşamaz. Ancak mühendisler, “esnek çalışma” adı altında haftada 45 saatin çok üzerinde, fazla mesai ücreti ödenmeksizin çalıştırılmaktadır. Bildiri’deki “İnsani çalışma koşulları” talebi, yasal sınırların uygulanması zorunluluğunu hatırlatmaktadır.
Çare örgütlü mücadele
Emekçi Demokrat Mühendislerin bildirisi, mühendislerin yaşadığı dönüşümün “bireysel kariyer planlaması” ile aşılamayacağını ortaya koymaktadır. Emekçi Demokrat Mühendisler, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganıyla, çözümün neoliberal bireycilikte değil, kolektif hak arama mücadelesinde olduğunu vurgulamaktadır.
Emekçi Demokrat Mühendisler, 7-8 Şubat 2026 tarihlerindeki Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi seçimlerinde aday olacaklar. Bu seçimler sadece bir meslek odası yönetimi seçimi değil; mühendislerin kendi hukuklarını, yani “Emeğin Hukukunu” inşa etme mücadelesinin bir parçasıdır. Mühendisler için çıkış yolu; diplomalarını bir ayrıcalık belgesi olarak değil, bir hak arama aracı olarak gören örgütlü bir iradeden geçmektedir.
Faruk Sevim