Göçmenlerin Gündemi (2 Şubat – 8 Şubat)

2 Şubat

Billie Eilish’ten Grammy’de Trump yönetimine ICE tepkisi (DW Türkçe)

Bu yıl 68’incisi düzenlenen Grammy müzik ödüllerine, sanatçıların Donald Trump yönetiminin göç politikalarına yönelik eleştirileri damga vurdu. Bazı müzisyenlerin son bir ayda iki kişinin ölümüne neden olan Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesine (ICE) tepki olarak “ICE out” (ICE defol) rozetleri taktığı görüldü.

Bu rozeti takan sanatçılardan Billie Eilish, ödül konuşmasında sert ifadeler kullandı. “Wildflower”la yılın şarkısı ödülüne layık görülen şarkıcı, “Ne kadar minnettar olsam da, dürüst olmak gerekirse söylemem gereken tek şeyin şu olduğunu hissediyorum: Çalınmış topraklarda kimse yasa dışı değildir” şeklinde konuştu. Eilish, “Tüm söylemek istediğim: ICE defol” diye ekledi.

“En iyi yeni sanatçı” ödülünün sahibi olan Olivia Dean de gözyaşları içinde yaptığı konuşmasında “Bir göçmenin torunu olarak buradayım. (…) Ben cesaretin bir ürünüyüm ve bence o insanlar onurlandırılmayı hak ediyor” ifadelerini kullandı.

Bad Bunny: İnsanız ve Amerikalıyız

“‘Debi Tirar Mas Fotos” ile “yılın albümü” ödülünü kazanan Bad Bunny’nin de hedefinde ICE vardı. Konuşmasına İngilizce başlayan Porto Rikolu sanatçı, “Tanrı’ya teşekkür etmeden önce şunu söyleyeceğim: ICE dışarı” sözleriyle salondan büyük alkış aldı. Yılın albümü ödülünü kazanan ilk Latin sanatçı olan Bad Bunny, “Biz vahşi değiliz, hayvan değiliz, uzaylı değiliz. Biz insanız ve Amerikalıyız” diye konuştu.

Gelecek Pazar günü oynanacak Super Bowl’un devre arası şovunda sahne almaya hazırlanan Bad Bunny’nin bu gösteri için seçilmesi sağcı grupların tepkisini çekmişti. Amerikan futbol liginin şampiyonluk maçı olan Super Bowl’u izlemeye gitmeyeceğini söyleyen ABD Başkanı Trump’ın bu kararında Bad Bunny’nin gösterisinin etkili olduğu yorumları yapılıyor.

Porto Rikolu sanatçı, son konser turnesinde hayranlarının federal ajanlar tarafından hedef alınabileceğinden endişe ettiğini belirterek ABD anakarasını pas geçmişti.

Trump yönetiminin göç karşıtı politikalarını giderek sertleştirmesi ülkedeki kutuplaşmanın derinleşmesine neden oluyor. Bir ay içerisinde iki ABD vatandaşının ICE polisi tarafından vurularak öldürülmesi büyük infial yaratmış ve ülke genelinde protestolara neden olmuştu.

https://www.dwturkce1.com/tr/billie-eilishten-grammyde-trump-y%C3%B6netimine-ice-tepkisi/a-75761952

3 Şubat

Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı: “Göçmen kadınlar yalnız değildir!” (Enternasyonal Dayanışma)

Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı “Göçmen düşmanlığı erkek şiddetini beslerken, göçmen kadınlar yalnız değildir!” başlığıyla açıklama yaptı.

Göçmen kadın Durdona Khakimova’nın cinayeti hakkında yapılacak olan soruşturmanın etkinliğini ve hukuki süreçleri takip edeceğini duyurdu.

Basın açıklamasının tam metni şöyle:

Göçmen Düşmanlığı Erkek Şiddetini Besliyor: Göçmen Kadınlar Yalnız Değildir!

Basından elde edilen bilgilere göre Özbekistan Uyruklu Durdona Khakimova erkek şiddeti sonucu yaşamını kaybetmiş, katil ve yardım eden erkek tarafından bedeni parçalanarak farklı noktalarda çöp konteynırlarına bırakılmıştır.

Göçmen kadınların erkek şiddetini önleyici mekanizmalara ve hukuki başvuru hakkına erişememesi hayati sonuçlar doğuruyor. Erkek şiddeti hakkında başvuruda bulunan göçmen kadınların sınır dışı işlemlerine tabi tutulması, önleyici ve koruyucu mekanizmalarda tercüme desteğinin bulunmaması, bilgiye erişememe, göçmen düşmanlığı ve ırkçılığın hem toplumda hem kamu kurumlarında yer etmiş olmasının sonuçları her gün karşımıza çıkmaya devam ediyor.

Durdona Khakimova’nın Türkiye’de yaşayan bir göçmen ve kadın olarak yaşam hakkı korunmamış, ihlal edilmiştir.

İstanbul’un en işlek bölgelerinden birinde gerçekleşen bu olay bizlerde derin bir üzüntü ve öfke yaratmıştır. Kadınlara yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin koruyucu politikaların eksikliği, cezasızlık politikasındaki ısrar, göçmenlerin yaşam hakkının değersizleştirilmesi münferit olmayan bu suçun nedenidir. Bu uygulamalar failleri cesaretlendirmektedir. Göçmen bir kadının yaşam hakkına ve bedenine yönelen bu suçun karşısında sessiz kalmayacağız.

Göçmen kadınlar yalnız değildir, Durdona Khakimova’nın cinayeti hakkında etkili bir soruşturma yapılmasının ve hukuki sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygı ile duyuruyoruz.

4 Şubat

Suriye “güvenli ülke” değil (Enternasyonal Dayanışma)

Avrupa Birliği (AB) İçişleri ve Göç Komiseri Magnus Brunner, Suriye’deki güvenlik ve istikrar durumuna ilişkin kritik bir değerlendirmede bulundu.

Brunner, ülkedeki mevcut tablonun AB üyesi devletlerin Suriyeli mültecileri büyük kitleler halinde ülkelerine geri göndermesine imkân tanıyacak bir olgunluğa henüz erişmediğini açıkladı.

Alman Basın Ajansı’na (dpa) verdiği röportajda Brüksel’in yasal çerçevesini hatırlatan Brunner, Suriye’nin AB normlarına göre “güvenli ülke” kategorisinde sınıflandırılmadığını vurguladı.

Suriye’nin yasal standartlar bakımından bu aşamaya gelmediğini belirten Komiser, mevcut şartlar altında geniş çaplı sınır dışı işlemlerinin başlatılması için henüz çok erken olduğunun altını çizdi.

Brunner, Avrupa Birliği’nin mevcut geri dönüş politikasının parametrelerini de netleştirdi.

Suriyeli mülteciler için zorla sınır dışı etme yönteminin —adli ceza davaları kapsamındaki istisnalar hariç— bir seçenek olmadığını ifade eden yetkili, AB’nin şu aşamada yalnızca gönüllü geri dönüşleri teşvik etmeye odaklandığını belirtti.

Brüksel’in, Suriye’deki durumu iyileştirmek ve gelecekte “güvenli ülke” değerlendirmesini mümkün kılacak koşulları yaratmak adına destek faaliyetlerini sürdürdüğü kaydedildi.

Öte yandan AB İçişleri Komiseri, Avrupa Birliği İltica Ajansı’ndan alınan raporların Suriye içinde kademeli bir iyileşmeye işaret ettiğini de sözlerine ekledi.

Bu eğilimin sahadaki yansımalarına değinen Brunner, Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı (Frontex) aracılığıyla son dönemde binlerce Suriyelinin ülkelerine gönüllü olarak dönmesine lojistik destek sağlandığını bildirdi.

4 Şubat

Yunanistan göçmen ölümlerinden kaçakçıları sorumlu tutuyor ancak ilk açıklamalar daha önce de sorgulanmıştı (BBC)

Yunan yetkililer, Afgan ve Faslı 15 göçmenin, içinde bulundukları sürat teknesinin Yunan sahil güvenlik gemisiyle çarpışması sonucu hayatını kaybetmesini, kesinleşmiş bir olay olarak sundu.

Salı günü geç saatlerde yayınlanan bir açıklamada, “kaçakçıların” teknelerini geri çevirmeleri yönündeki “Yunanistan Sahil Güvenliği’nin görsel ve işitsel sinyallerine uymadıkları” belirtildi.

Açıklamada, göçmen teknesinin Sakız Boğazı açıklarında devriye gemisine çarpmadan önce tehlikeli manevralar yaptığı belirtildi. Bu durumun, Avrupa topraklarına ulaşmaya çalışan 24 kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu ifade edildi.

Yunanistan, Orta Doğu ve diğer bölgelerden Avrupa Birliği’ne ulaşmak isteyenler için önemli bir geçiş güzergâhı olmaya devam ediyor.

Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği (UNHCR), 2025 yılında deniz yoluyla Yunanistan’a 41.696 kişinin geldiğini belirtiyor. Bu, 2024’teki 54.417’ye göre bir düşüş anlamına geliyor.

Geçtiğimiz yıl Yunanistan anakarasına ve adalarına geçmeye çalışan 107 kişinin öldüğü veya kaybolduğu bildirildi. 2019’dan bu yana, Başbakan Kyriakos Mitsotakis’in muhafazakâr hükümeti düzensiz göçmenliğe karşı çok daha sert bir yaklaşım izliyor.

İnsan hakları grupları, Yunan sahil güvenlik güçlerini denizde tehlikeli ve yasadışı politikalar izlemekle sürekli olarak suçlamıştır.

AB sınır ajansı geçen yıl, Yunanistan tarafından işlendiği iddia edilen 12 potansiyel insan hakları ihlali vakasını incelediğini, bunların arasında sığınma talebinde bulunan göçmenlerin Yunanistan sınırlarından geri itildiği iddialarının da bulunduğunu belirtmişti.

Son ölümcül deniz yolculuğunun ardından, muhalefet politikacıları Yunan sahil güvenlik güçlerini kınadı.

Sol kanat Nea Aristera partisinin önde gelen isimlerinden Gabriel Sakellaridis, sosyal medyada şu paylaşımı yaptı: “Hükümetin özel siyasi talimatlarıyla gerçekleştirilen bir başka Sahil Güvenlik caydırma operasyonu, ‘sert’ göçmen karşıtı politika adı altında Yunan sularını bir mezarlığa çevirdi.”

https://www.bbc.com/news/articles/c4g51n1jv79o

5 Şubat

Çad: Afrika’nın mülteci barınağı, kendi ciddi sorunlarıyla boğuşuyor (Birleşmiş Milletler)

Sudan’daki devam eden savaşın ortasında, Orta Afrika’da en çok mülteciyi kabul eden ülke olan Çad, geçen yıl insani durumunda hafif iyileşmeler gördü; ancak Afrika kıtasının en savunmasız ülkelerinden biri olarak, hâlâ ihtiyaç sahibi dört milyon insanı desteklemekte zorlanıyor.

Birleşmiş Milletler’e göre, Nisan 2023’te Sudan’da rakip ordular arasında patlak veren çatışmanın tetiklediği şiddetli insani koşullar ve çatışmalar bugüne kadar 14 milyon insanın yerinden edilmesine ve ülkenin yedi komşu ülkesine de yayılmasına neden oldu.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne ( UNHCR) göre, devam eden savaşın etkilerini Çad kadar şiddetli hisseden çok az yer var; Çad şu anda kişi başına düşen mülteci sayısı bakımından Afrika’nın en büyük mülteci barındıran ülkesi konumunda.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri Barham Salih , “Çad’ın mültecilere gösterdiği cömert karşılama, güçlü bir dayanışma eylemidir” dedi.

Ancak, denize kıyısı olmayan Çad, çatışmanın başlangıcından bu yana doğu sınırından 900.000’den fazla Sudanlı mülteciyi kabul ettiğinden, kendi nüfusunun yüzde 40’ı zaten insani yardıma ihtiyaç duyuyor.

Neden önemli? 

200’den fazla etnik grubu ve 100’den fazla diliyle “dünyanın Babil Kulesi” olarak anılan Çad’ın karşılaştığı zorluklar çok yönlüdür.

Nüfusun yüzde 42’sinden fazlasının yoksulluk sınırının altında yaşadığı ülke, dünyanın en yoksul ülkeleri arasında yer alıyor.

Şu anda 1,5 milyondan fazla mülteciye ev sahipliği yapan Çad, iklim ve güvenlik krizleriyle mücadele ederken bir yandan da Sudan ile sınırlarını açık tutmaya devam ediyor.

Seller ve gıda güvensizliği

Çad kelimesi yerel dilde “büyük su kütlesi” anlamına gelir ve ülkeye adını veren Çad Gölü’nün kültürel

İklim değişikliği ve diğer sorunlar nedeniyle gölün küçülmeye devam etmesiyle birlikte ülke, gıda güvenliğini ciddi şekilde etkileyen büyük sellerle karşı karşıya kaldı.

Sadece 2024 yılında, seller 432.000 hektardan fazla ekin alanını, yani 600.000’den fazla futbol sahasına eşdeğer alanı yok etti, yaklaşık iki milyon insanı etkiledi ve su ve sanitasyon altyapısındaki eksiklikleri ortaya çıkardı; geçen yıl Temmuz ayında kolera salgınları bildirildi.

Hızla artan nüfusuyla Çad, yetersiz beslenme oranlarının endişe verici derecede yüksek olduğu bir dönemde, kaynak kapasitesini fazlasıyla aşmaktadır.

Küresel açlık izleme sistemi olan Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması’na göre, Ekim 2025 ile Eylül 2026 arasında Çad’da 6 ila 59 aylık yaklaşık iki milyon çocuğun akut yetersiz beslenmeden muzdarip olduğu veya muzdarip olması bekleniyor; bunların yaklaşık 484.000’inin ise şiddetli akut yetersiz beslenmeden muzdarip olması öngörülüyor.

Güvenlik baskıları

Güvenlik ortamı da aynı derecede endişe verici. Boko Haram ve ona bağlı gruplar da dahil olmak üzere şiddet yanlısı aşırılıkçı gruplar, Çad Gölü Havzası’nda güvensizliği artırmaya devam ederek 250.000’den fazla insanı yerinden etti.

Kuzeyde, insan kaçakçılığı şebekeleri ve yasadışı kömür madenciliği, cinsiyete dayalı şiddet ve sömürücü çocuk işçiliğiyle iç içe geçmiştir.

Çad’daki mülteci nüfusunun yüzde 87’sini kadın ve çocukların oluşturması nedeniyle bu endişeler giderek artmaktadır.

https://news.un.org/en/story/2026/02/1166904

7 Şubat

Her dört göçmenden biri Almanya’dan gitmeyi düşünüyor (DW Türkçe)

Almanya Uyum ve Göç Araştırmaları Merkezi (DeZIM) tarafından yapılan bir araştırma, ülkedeki göçmen kökenlilerin yüzde 26’sının başka bir ülkeye göç etmeyi düşündüğünü ortaya koydu. Araştırmanın, halkın tamamını kapsayan genel sonucuna göre ise, Almanya’da yaşayanların yüzde 21’i başka bir ülkeye göç etme planları yapıyor.

DeZIM’de görev yapan Sosyolog Yuliya Kosyakova, araştırma ile ilgili Die Welt gazetesine yaptığı değerlendirmede, insanların, Almanya’dan göç etme planlarını eyleme geçirmediği sürece alarm verilecek bir durumun söz konusu olmadığını dile getirdi.

Kosyakova, Almanya’dan kendi ya da ailesinin ülkesine yerleşmek üzere ayrılmak isteyen göçmen kökenlilerin başlıca motivasyonunun ailevi sebepler olduğunu, üçüncü bir ülke tercihinde bulunanların ise bunu mesleki ya da ekonomik sebeplerle yaptığını ifade etti. Ancak Kosyakova’ya göre, daha önce göç deneyimi yaşamış olanların yeniden göç etme olasılığı, hayatında bunu tecrübe etmemiş olanlara göre daha yüksek.

Almanya’nın iyi yetişmiş iş gücünü kaybetme tehlikesi

Almanya’yı terk etme planı yapmanın ötesinde bunu hayata geçirenlerin “büyük oranda iyi eğitimli, iyi uyum sağlamış ve ekonomik anlamda başarılı göçmenler” olduğunu vurgulayan Yuliya Kosyakova, bu gruptaki insanların “işgücü piyasası, inovasyon ve uzun vadeli ekonomik gelişme” açısından önemine vurgu yaptı. Almanya’nın sadece sahip olduğu potansiyeli koruyabilmesi için yılda yaklaşık 400 bin göçmene ihtiyaç duyduğunu dile getirdi.

https://www.dwturkce1.com/tr/ara%C5%9Ft%C4%B1rma-her-d%C3%B6rt-g%C3%B6%C3%A7menden-biri-almanyadan-gitmeyi-d%C3%BC%C5%9F%C3%BCn%C3%BCyor/a-75854695

Yazar

You May Also Like

Biz kimiz?

Enternasyonal Dayanışma, işçi sınıfının kolektif ve kitlesel mücadelesiyle dünyanın daha eşit, adil ve özgür bir yere dönüşeceğini savunan…