ABD ile İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı savaş bekledikleri gibi gitmiyor. Bunu söyleyenler yalnızca emperyalizmin yenilgisini temenni edenler değil; bizzat Batı’nın anaakım medyasında, İran’ın verdiği cevabın etkisi, Amerikan stratejisinin hiçbir parçasının çalışmaması, Trump’ın savaştan bir “çıkış stratejisinin” olmaması açıkça tartışılıyor.
Aşırı sağcı-otoriter lider de savaşın “yakında bitebileceğini” çünkü İran’a çok büyük zararlar verdiklerini söyledi.
En az 165 çocuğu tek bir saldırıyla öldürmesine ilişkin söylediği yalanlarda olduğu gibi, Trump burada da yalan söylüyor. Gerçekler şöyle:
- ABD-İsrail ortaklığının beklediği gibi İran’da “rejim değişikliği” sağlayacak bir etki yaratılamadı. Tersine, haftalardır İran rejimini haklı olarak protesto eden geniş kitleler sokaktan çekildi. Emperyalizme karşı, bütün bölgeye saldıran ve insanları katleden siyonizme karşı öfke öne çıktı. Sokaklarda dünyanın baş haydutlarına itiraz, onların katlettiklerini uğurlayanların gösterileri vardı. İran halkı, kapitalizmin bugünkü ana unsurlarını yöneten bu aşırı sağcı fanatik çetenin vahşetinin bedelini ödüyor ve onlara teslim olmuyor. Trump, İran’ı yönetecek bir sonraki kişiyi kendisinin belirleyeceğini iddia etti. Emperyalizmin medyadaki sözcüleri “bu kişinin muhtemelen şu an Tahran’da” olduğunu öne sürdü. Fakat işler böyle gelişmedi, Uzmanlar Meclisi, ABD-İsrail’in 28 Şubat’taki hava saldırısında öldürülen Ali Hamaney’in ardından liderlik makamına oğlu Mücteba Hamaney’in seçildiğini duyurdu.
- Bunun yanı sıra Trump’ın savaşı ABD içinde de popüler değil. Reuters/Ipsos tarafından 1 Mart’ta yapılan ankette %27 desteklerken %43 karşı çıkıyor; Quinnipiac’a göre %53 karşı çıkarken %40 destek veriyor; CNN’e göre %50 saldırılara karşı. Başka yerlerde de durum farklı değil. İngiltere’de YouGov’a göre %25 saldırıları desteklerken %59 karşı çıkıyor. Almanya’da ARD-DeutschlandTREND’e göre halkın %60’ı saldırıların arkasında haklı bir gerekçe olmadığını düşünüyor, yalnızca %15 ABD’nin “güvenilir bir ortak” olduğunu düşünüyor. Fransa’da Elabe’nin anketine göre %46 bu savaşın “kötü bir şey” olduğunu düşünürken %32 olumlu bakıyor. %77 Fransız ekonomisi %73 küresel ekonomi için kötü sonuçlar yaratacağını düşünüyor.
- Halklar nezdindeki bu karşıtlık hükümetleri de etkiliyor. İspanya açıkça bu savaşa karşı çıkıyor. ABD’nin en sadık müttefiklerinden İngiltere’nin “yeterince istekli olmaması” Trump tarafından sitem konusu yapılıyor. Kanada başbakanı başta operasyonları desteklese de daha sonra bunun “uluslararası hukuk ile tutarsız” olduğunu söyledi. Fransa’da Macron, saldırıları onaylamadığını ve bunların uluslararası hukuka uygun olmadığını söyledi. Suudi Arabistan, BAE, Katar gibi partnerler doğrudan operasyona destek vermektense kendi topraklarını korumanın derdine düştüler. Türkiye benzer bir pozisyonda ve en başından itibaren bölgesel bir savaşın kimseye fayda getirmeyeceğini söylüyor.
- Vietnam, Afganistan ve Irak örneklerinde olduğu gibi, ABD’nin elindeki büyük militarist aygıtın, siyasi kazanımlar elde etmek için tek başına yeterli olmadığı görüldü. Toplumsal ve sınıfsal dinamiklerin etkisi bir kenara, ABD yalnızca askeri olarak dahi görkemli bir zafer elde edemedi. İran’ın saldırılara cevabı, ABD’nin bölgedeki bir sürü askeri üssüne ciddi zararlar verdi. 12 Gün Savaşı’ndan sonra bir kez daha siyonizmin Demir Kubbe’sinin geçilmez olduğu iddiası yanlışlandı. Maliyeti çok çok düşük dronelarla (20 ila 50 bin dolar) onları yok etmek için kullanılan savunma sistemlerinin pahalılığı (4 milyon dolarlık Patriot füzeleri) arasındaki zıtlık, askeri dengedeki temel belirleyen olmaya başladı.
- ABD-İsrail bu savaşı sonsuza kadar sürdüremeyecek. Foreign Policy’ye göre “ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü kampanyanın ilk 36 saatinde 3.000’den fazla hassas güdümlü mühimmat ve önleyici füze tüketildi, bu da tedarik zincirindeki kritik bir zayıflığı ortaya çıkardı. Savaşın geleceği ve daha geniş etkileri hakkında pek çok şey bilinmemektedir, ancak bir şey açıktır: mühimmat stoklarının yenilenmesi gerekliliği. Ateşlenen her silahın yenilenmesi gerekir ve bu yenileme için hammaddeden başlayarak, arıtma ve işleme aşamalarından geçerek, özel bileşenlere ve son olarak da sertifikalı üretim hatlarına uzanan bir zincir gereklidir. Darboğazlar her zaman politikacıların düşündüğü yerlerde değildir. En dar noktalar genellikle belirsiz köşelerde bulunur: tek bir fırını olan alt kademe bir tedarikçi; dar bir girdi setine bağlı bir kondansatör tedariki; yıllarca süren tesis inşaatı olmadan genişleyemeyen bir roket motoru ekosistemi.” Amerikan dış politikasının genel geçer çıkarlarını savunan bu yayına göre, “sadece mühimmatın hacmi dışında, yüksek değerli varlıkların kaybı da başka bir karmaşıklık katmanı yaratıyor. Katar’daki AN/FPS-132 ve Bahreyn’deki AN/TPS-59 olmak üzere iki adet gelişmiş ABD radarının imha edilmesi, ‘maden faturasının’ toplam ağırlığının, tedarik zincirinin aşırı kırılganlığı ve yenileme için gereken uzun sürelerden daha az önemli olduğu bir sorunu ortaya koyuyor. Analizimize göre, AN/FPS-132 için Raytheon’un 1,1 milyar dolarlık bir maliyetle yeni bir radar inşa etmesi beş ila sekiz yıl sürecektir. Öte yandan, Lockheed Martin’in AN/TPS-59’u yenilemek için en az 12 ila 24 ay ve enflasyona göre ayarlanmış orijinal Bahreyn Yabancı Askeri Satış sözleşmesine göre tahmini 50 ila 75 milyon dolar gerekecektir. Savunma sanayi tabanı için en büyük sorun, her iki sistem için gerekli olan 77,3 kilogram galyumun tedarik edilmesi olacaktır. Çin, bu malzemenin küresel arzının yüzde 98’ini kontrol etmektedir. Teknoloji sektöründen gelen talebin hızla arttığı bir emtia olan 30.610 kilogram bakırın da gerekli olacağına değinmeye gerek bile yoktur.”
- Askeri sonuçlar tamamen öngörülemez değildi. Zira Washington Post gazetesine göre, “Ulusal İstihbarat Konseyi’nin gizli bir raporunda, ABD’nin İran’a yönelik büyük çaplı bir saldırı düzenlemesi durumunda bile, İslam Cumhuriyeti’nin köklü askeri ve dini yapısının devrilmesinin olası olmadığı” belirtilmişti. Benzer şekilde, New York Times gazetesi, “ABD askeri yetkililerinin”, “İran’ın Trump yönetiminin öngördüğünden daha fazla savaşa hazır olduğunu” kabul ettiğini aktarıyordu.
- İran’ın verdiğin cevapla savaşın maliyeti tüm kapitalistler için dayanılmaz olmaya başladı. Petrolün varil fiyatı bir aşamada %63 artarak 73 dolardan 119 dolara kadar çıktı. Anaakım yorumcular bunu “tarihin en büyük petrol arzı şoku” olarak tarif ediyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) Genel Müdürü Kristalina Georgieva, petrol fiyatlarındaki her %10’luk artışın — yılın büyük bir bölümünde devam etmesi koşuluyla — küresel enflasyonu 0,4 puan artıracağını ve dünya ekonomik üretimini %0,2’ye kadar azaltacağını söylüyor. İran medyası, ABD başkanının “Hürmüz Boğazı’ndan bazı gemilerin geçiş yaptığı”na yönelik açıklamasının ardından boğazdan geçiş yapamayan ve bekleyen gemilerin görüntülerini paylaştı. Dünyadaki sıvılaştırılmış doğalgazın yaklaşık yüzde 20’si ve deniz yoluyla taşınan petrolün yüzde 25’i buradan geçiyor. Hem Körfez ülkelerinin karşı karşıya kaldıkları güvenlik riskleri hem de ekonomik durumun hızla felaketleşme ihtimali taşıması ABD-İsrail’in savaş planı üzerinde basınç oluşturuyor. Telegraph gazetesinin uluslararası ekonomi editörü Ambrose Evans-Pritchard, “Enerji piyasaları Trump’ı çok yakında pervasız savaşını sona erdirmeye zorlayacak” başlıklı bir makale yazmak durumunda kaldı.
Gördüğünüz gibi, bu yasadışı savaşın durdurulması yalnızca bizlerin, emperyalizme karşı olanların, adaletten ve özgürlükten yana olanların bir temennisi değil; gitgide somut bir gerçeklik hâline geliyor. Emperyalizm ve onun bölgedeki kuklası siyonizm, bir kez daha okulları vurup çocukları katleden, petrol rafinerilerini vurarak ekosistem ve yaşam için büyük tehditler oluşturan, hastaneleri hedef alan, hiçbir insani ve vicdani kuralı tanımayan bir savaş gücü olarak teşhir oldu. Halklar ve onların basıncıyla kimi hükümetler dahi, tıpkı Gazze soykırımında olduğu gibi, bunların yasa dışı olduğunu söylüyor.
Hepimizin görevi, bu saldırının püskürtülmesi için İran halkıyla dayanışmak, tüm dünyada savaş karşıtlarının bir parçası olarak ABD’ye ve İsrail’e karşı tutum almak olmalı.
Haftalarca rejime karşı İran’da sokağa çıkanları desteklememizin doğal ve mantıksal sonucu budur. Her zaman her yerde ezenlere karşı, ezilenlerden yana.
Bu kaotik gidişatın içinde İsrail ve ABD’nin aşırı sağcı liderleri seçimlerle veya kitle gösterileriyle devrilebilir.
Financial Times’dan Gideon Rachma “Epic Fury (Destansı Öfke) Operasyonu, Epic Failure (Destansı Başarısızlık) Operasyonu’na dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya” diyor. Bu ihtimali gerçeğe çevirmek için tüm gücümüzle mücadeleye devam edelim.