Köy okulu yok, tartışma var: Çocuklar mı taşınacak, öğretmenler mi?

Bir ülke köy okullarını kapatıyorsa yalnızca bir binanın kapısını kilitlemez; bir yerleşimin geleceğine de kilit vurur. Türkiye son otuz yılda binlerce köy okulunu kapattı. Şimdi ise yeni bir tartışmanın eşiğinde: Çocukları taşımak mı daha pahalı, yoksa öğretmenleri köylere göndermek mi?

Sabah saat altı.

Köyün içinden bir servis aracı geçiyor.

İçinde ilkokul çağındaki çocuklar var.

Uykulu gözlerle camdan dışarı bakıyorlar.

Bir saat sonra okula varacaklar.

Aynı servis öğleden sonra yine aynı yolu dönecek.

Bir gün boyunca bu çocuklar iki saatlerini yolda geçirecek.

Türkiye’de milyonlarca çocuk için eğitim tam olarak böyle başlıyor.

Ama mesele yalnızca servis değil.

Mesele, yıllardır konuşulmayan bir eğitim tercihi.

Türkiye, yaklaşık 20 bin köy okulunu kapatarak taşımalı eğitim sistemine geçti.

Devletin mantığı basitti: küçük köy okullarını açık tutmak pahalıydı.

Okulu kapatmak daha ucuzdu.

Çocukları taşıdık.

Bugün ise aynı sistem yeniden tartışılıyor.

Milli Eğitim Bakanlığı şimdi başka bir hesap yapıyor.

Yaklaşık 2 milyon öğrenciyi taşımak mı daha pahalı,

yoksa öğretmenleri köylere göndermek mi?

Yeni tartışma tam olarak bu.

Bakanlık kulislerinde konuşulan formül şu:

Öğrencileri taşımak yerine öğretmenlerin köylere gidip gelmesi.

Yani yıllardır uygulanan model tersine çevrilebilir.

Ama bu tartışmada kimse şu soruyu sormuyor:

Otuz yıl boyunca taşınan çocukların eğitim hayatı ne oldu?

Bu sistemle okuyan çocukların

kaç tanesi liseye devam etti?

kaç tanesi üniversiteye gitti?

kaç tanesi köyünü terk etti?

Türkiye bu soruların hiçbirini ciddi biçimde araştırmadı.

Taşımalı eğitim sistemi hep maliyet hesabı üzerinden konuşuldu.

Servis ücreti ne kadar?

Yakıt ne kadar?

İhale bedeli ne kadar?

Ama kimse şu hesabı yapmadı:

Bir köy okulunu kapatmanın toplumsal maliyeti nedir?

Çünkü köy okulu yalnızca bir okul değildir.

Köy okulunun kapandığı yerde

öğretmen gider,

nüfus azalır,

tarım zayıflar,

köy yaşlanır.

Bir süre sonra o köy haritada var, hayatta yok hale gelir.

Türkiye aslında bunu çok iyi bilen bir ülke.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında köylere okul götürülürken mesele yalnızca eğitim değildi.

Bu aynı zamanda bir kalkınma projesiydi.

Bugün ise tersini yaşıyoruz.

Okulu köyden çekiyoruz.

Çocuğu köyden çıkarıyoruz.

Sonra da kırsal neden boşalıyor diye şaşırıyoruz.

Gerçek şu:

Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir servis ihalesi değil.

Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir kırsal eğitim politikasıdır.

Çünkü mesele servis değil.

Mesele şu:

Devlet çocukları okula mı götürecek

yoksa okulu çocukların yanına mı götürecek?

Türkiye bu sorunun cevabını vermeden

kırsal kalkınmayı da

eğitim eşitliğini de

asla çözemeyecek.

Ve belki de en zor soru şu:

Bir ülke çocuklarını kilometrelerce taşıyarak mı büyür,

yoksa okulları çocukların yanına kurarak mı?

Erkan Erdem

Yazar

You May Also Like

Kira krizi derinleşiyor

Ekonomik kriz, konut kiralarını fahiş seviyelere çıkarırken, birçok kiracı açısından mahkemeye taşınan kira davaları da sonuçlanmaya başladı. Tahliye…

Neden Enternasyonal Dayanışma?

İktidarın kanatları arasında mafyatik çeteler üzerinden başlayan güç savaşları (Sinan Ateş cinayeti, Ayhan Bora Kaplan operasyonu, emniyet-adliye içi…