İsrail ile ABD’nin İran’a yönelik başlattığı hukuksuz savaş birinci ayını geride bıraktı. Emperyalizm ve siyonizm bir kez daha bölgeyi kana buluyor, bugüne kadarki işgallerinden farksız bir biçimde okulları, hastaneleri, enerji ve altyapı tesislerini vuruyor. Aşırı sağcı Trump sürekli daha fazla saldırı tehdidini gündemde tutarken savaşı “kazandıklarıyla” ilgili artık geniş kesimler tarafından alay konusu hâline gelmeye başlayan açıklamalar yapıyor. Bırakın solcuları, demokratları, antiemperyalistleri; uluslararası siyaset kurumları, liberal STK’lar, kimi ülkelerin burjuva hükümetleri dahi bu saldırıda işlenen savaş suçlarını dile getirmeye başladı.
Savaşın küresel sonuçlarını hem emperyalist hegemonya krizi bağlamında hem de yarattığı ekonomik kriz açısından Yıldız Önen’in İlkeTV’de bu hafta yayımlanan yazısı ele alıyor.
Peki ya Türkiye? Yaşadığımız coğrafyada savaş nasıl bir yankı buluyor?
Halkın görüşü net. 23 Mart’ta kamuoyuna duyurulan Areda Survey araştırmasına göre ankete katılanların yüzde 93,2’si ABD-İsrail’in İran’a saldırılarına karşı çıktığını belirtirken, yüzde 94,7’si söz konusu müdahalenin haklı bir gerekçesi olmadığını ifade ediyor.
Sokaklarda yapılan gösteriler genellikle ABD-İsrail saldırısına karşı. Kamuoyunda, medyada, siyasette Trump-Netanyahu çetesini savunan hiç kimse yok gibi.
Hükümetin tutumu ise çelişkili. Örneğin MİT’in başkanı İbrahim Kalın, savaşı kimin başlattığının unutulmaması gerektiğin dile getiriyor ve basıncın bu yöne evrilmesi gerektiğin ifade ediyor. Dışişleri Bakanı Fidan ise belli ki böyle düşünmüyor.
Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde yalnızca İngilizce versiyonu bulunabilen, Türkçe kısmında yer almayan, Azerbaycan, Pakistan ve Ortadoğu’daki rejimlerle ortak yayımlanan açıklamada şu ifadeler yer alıyor:
“(…) İran’ın, petrol tesisleri, tuzdan arındırma tesisleri, havaalanları, konut binaları ve diplomatik binalar dahil olmak üzere yerleşim bölgelerini ve sivil altyapıyı hedef alan balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla gerçekleştirdiği bu kasıtlı saldırıları kınadıklarını ve şiddetle kınadıklarını teyit ettiler.”
Açıklama şöyle devam ediyor:
“Bakanlar, İran’a saldırılarını derhal durdurması çağrısında bulunarak, gerginliğin sona erdirilmesi, bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanması ve krizin çözümü için bir araç olarak diplomasinin teşvik edilmesi yolunda atılacak ilk adım olarak, uluslararası hukuka, uluslararası insani hukuka ve iyi komşuluk ilkelerine saygı gösterilmesinin gerekliliğini vurguladılar.”
Dışişleri’nin imza koyduğu ortak açıklama, hem İbrahim Kalın’ın savaşın kimin başlattığının unutulmaması gerektiğine dair vurguyu hem de Türkiye halkının çoğunun görüşlerini göz ardı ediyor. Açıklamaya göre, ABD ve İsrail’in hemen hemen durduk yere, Filistin ve Lübnan halkına çektirdikleri acıları yükseltmek için başlattıkları bir askeri yok etme saldırısının sona erdirilmesi için “ilk adım” İran tarafından atılmalıymış! Açıklama Lübnan’da da İsrail’e direniş hareketine karşı pek bir anlamı olmayan hükümeti savunuyor, arada bir cümleyle İsrail’i yalnızca Lübnan’a yönelik saldırıları nedeniyle kınıyor. Siyonist rejimin katliamları öyle bir boyuta vardı ki, Lübnan’ın bahsi geçen -direnişin parçası olmayan- hükümeti dahi İsrail’in bazı eylemlerini savaş suçu olarak tanımlamaya başladı.
Oysa Türkiye halkının beklentisi, kendileri adına dış politika üretme iddiasında olan insanların en azından İspanya kadar cesur olması; İsrail’i ve ABD’yi açıkça kınaması, NATO’nun ve bölgedeki ABD üslerinin bu savaştaki rolüne işaret etmesi, aşırı sağcı fanatik bir savaş çetesinin okulları bombalayarak çocukları öldürmesine işaret etmesi.
Ekonomik sorunlar, enflasyon, özgürlüklere yönelik saldırılar, çözüm sürecinin ilerletilmemesi, yoksullardan zenginlere servet transferi gibi AKP ile halkın arasını açan birçok konuya bir de emperyalizm meselesi eklendi. Yıllardır “küresel dünya düzenini” eleştiriyor gibi gözüken bir iktidar partisi, en kritik anda emperyalizmin saldırdıklarını eleştirerek Türkiye halkıyla fikir ayrılığını derinleştiriyor.
Bizim açımızdan ise durum net. Ortadoğu halklarına saldırıların merkezi olan tüm ABD/NATO üsleri kapatılmalı, Afganistan’dan Irak’a bölgeyi kana bulayan ABD defolmalı, Trump’la tüm ilişkiler kesilmeli ve savaşa karşı ses çıkaran herkesle ortak bir cephenin parçası olunmalı. İngiltere’den ABD’ye dünya halkları bu kişileri savaş suçlusu ilan ediyor, bu sesi büyütmeliyiz.