Türkiye’de milyonlarca emekçi, sadece ekonomik krizle değil, aynı zamanda savaş politikalarının ve istikrarsızlığın getirdiği ağır yükle mücadele ediyor. Bir yandan İran savaşı tüm hızıyla sürerken, diğer yandan Kürt sorunun barışçı çözümü için kalıcı adımlar bir türlü atılamıyor. Savaşlar tüm ezilenleri ve emekçileri vuruyor.
İran savaşının ilk etkisi enerji fiyatları üzerinde oldu, uluslararası piyasalarda bir ayda yakıt yüzde 80, doğal gaz yüzde 200 zamlandı. Bunun içeriye yansımasını giderek daha fazla hissediyoruz. Yakıt fiyatları artınca her şeyin fiyatı artmaya başladı. DİSK-AR’ın raporuna göre gıda fiyatları Mart ayında genel enflasyonun çok üzerinde arttı, bu artışın Nisan ayında çok daha fazla olması bekleniyor.
Halkın yüzde 70’i asgari ücret veya ona yakın düzeylerde gelir elde ediyor. Düşük gelirli kesimler, harcamalarının neredeyse üçte birini gıdaya ayırmak zorunda kalıyor.
Ocak ayı başında asgari ücrete çok düşük bir zam (yüzde 27) yapılmıştı. Türk-İş’in açıkladığı açlık sınırı 30 bin 143 lira iken, işçinin eline Ocak ayı sonunda geçecek olan asgari ücret devlet ve patronların ortak kararı ile 28 bin lira olarak belirlenmişti.
Nisan ayı başında açlık sınır 32 bin 800 liraya, yoksulluk sınırı 106 bin liraya yükseldi. Asgari ücret ise 28 bin lirada kalmaya devam ediyor.
Bütün bu rakamlar gösteriyor ki, asgari ücrete bir ara zam kaçınılmaz hâle geldi. Yoksulların bir nebze de olsa rahatlaması için asgari ücretin yükseltilmesi gerekiyor.
Bunun için sendikaların, işçi örgütlerinin oluşturduğu Asgari Ücret İnisiyatifi, Ocak ayından beri şu görüşü savunuyor: Bu enflasyonist ortamda, asgari ücrete 3 ayda bir zam yapılmalıdır ve bu zam sadece enflasyona göre değil, milli gelir artışına göre de hesaplanmalıdır.
İnisiyatif, bunun yasal hale getirilmesi için 9 Nisan’da TBMM’ye gidecek, 2 bin imzalı dilekçe sunacak, siyasi partilerle görüşecek. Bu çabanın başarıya ulaşması için hepimizin desteği gerekiyor.
Savaşın gölgesinde eriyen ücretler
ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı, ilk olarak enerji ve gübre fiyatlarını artırdı, sonrasında tüm ürünlere zam gelmeye başladı. Akaryakıta gelen her zam, tarladaki traktörden marketteki rafa, ulaştırmaya kadar her halkada fiyatları artırdı.
2026’nın ilk çeyreğinde, 28 bin liralık asgari ücret 2 bin 800 lira değer kaybetti ki bu rakam resmi enflasyona göre hesaplandı. Gerçek enflasyona göre ise asgari ücretin değer kaybı en az 4 bin 500 lira. Savaşın ve gerilimin yarattığı ekonomik krizin emekçinin cebinden çaldığı ortada.
Barış, sadece insanların ölmemesi değil, kaynakların silahlanma yerine asgari ücretliye, emekliye ve sosyal devlete aktarılmasıdır. “Kaynak yok” söylemi gerçek dışıdır, kaynakların nereye aktarıldığı önemlidir. Barış tesis edildiğinde, savaş ekonomisine ayrılan devasa kaynaklar insanca bir yaşamın teminatı haline gelebilir.
Somut taleplerimiz
Türkiye’de asgari ücretle ilgili taleplerimiz şunlardır:
Asgari ücret ve buna bağlı olarak tüm ücretler yılda dört kez güncellenmelidir. Enflasyonun ve savaş kaynaklı fiyat dalgalanmalarının yarattığı tahribatı önlemek için çoklu güncelleme sistemi kurulmalıdır.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)’ya göre asgari ücretin bir standarda bağlanması gerekir. Asgari ücret sadece “karın tokluğu” değil, aileyi de kapsayan, milli gelir artışından pay alan bir toplumsal taban ücreti olması gerekir.
Asgari ücretin belirlenmesinde demokratik temsil şarttır. Ücretler, “tek adam” veya devlet ve patronların çoğunlukta olduğu kurullar tarafından değil, emekçilerin doğrudan katıldığı şeffaf süreçlerde belirlenmelidir.
Barış ve ekmek mücadelesi ortaktır
Barışın olmadığı bir ortamda, asgari ücret ne kadar artarsa artsın, savaşın yarattığı enflasyon canavarı o ücreti yutmaya devam edecektir.
Bu nedenle; “Üç ayda bir asgari ücrete zam” talebi, sadece bir ekonomik iyileştirme değil; kaynakların halktan yana kullanıldığı, çatışmanın değil bölüşümün konuşulduğu bir Türkiye talebidir. İnsanca bir ücret, ancak barışın hakim olduğu, demokrasinin işlediği bir ülkede kalıcı hale gelebilir.
Bu mücadele sadece asgari ücretlilerin değil, insanca bir yaşam ve toplumsal barış isteyen herkesin ortak davasıdır.
Faruk Sevim