Trump-Netanyahu çetesinin Ortadoğu’ya yönelik emperyalist savaş hamlesi üç buçuk ayın sonunda beklenen sonuçları vermedi. ABD ile İran’ın Pakistan’ın arabuluculuğunda süren görüşmeler sonucunda bir ateşkes mutabakatında anlaştığı, resmi imzaların İsviçre’de atılacağı söyleniyor.
Ateşkes kalıcı bir barışın işareti değil; müzakerelerin devam etmesine zemin sunacak 60 günlük bir ara olarak görülmeli. Ancak Trump yönetimi bunu ne kadar bir zafer gibi göstermeye çalışırsa çalışsın, ateşkese baktığımızda ABD emperyalizmi için ciddi şekilde bir geri çekilişi barındırıyor.
Birincisi, anlaşmanın en önemli sonucu olarak Hürmüz Boğazı’nın geçişlere açılması gösteriyor. Oysa zaten Şubat ayı sonunda, ABD-İsrail ittifakı İran’a saldırmadan önce, bu boğaz zaten açıktı. Yani muazzam bir gelişme gibi sunulan, Trump’ın “Dünyanın gemileri, motorlarınızı çalıştırın. Petrol aksın!” diye duyurduğu kapitalist ekonomiyi ve piyasaları “sakinleştirecek” olan durum, yalnızca emperyalizmin saldırganlığının öncesine dönüşü barındırıyor.
İkinci olarak, Trump’ın yardımcısı JD Vance, İran’ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmamasının “bu anlaşmanın temelinde yer aldığını” söylese de, anlaşma muhtemelen İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetini nükleer reaktörlerde kullanılabilen ancak silah yapımında kullanılamayan bir oranda sınırlayacak. Bu madde de bir zafer değil. Obama da zamanında İran ile benzer bir anlaşmaya varmıştı. Trump ilk döneminde, 2018 yılında bu anlaşmayı iptal etmişti. 8 yılın ve üç buçuk aylık Ortadoğu’yu kana bulayan bir savaş sürecinin ardından yine benzer bir anlaşmaya dönülüyor.
Emperyalizmin rejim değişikliği anlatısı çöktü
Üçüncüsü, savaşın en başından beri geçerli olan, ABD’nin İran rejimini değiştirme hedefi bütünüyle çöpe atılmış durumda. Emperyalist-siyonist saldırıdan önce İran halkı sokaklarda rejime karşı gösteriler yapıyordu. Savaş, en çok İran’daki demokratik muhalefete zarar verdi. İran’da otoriterliğe karşı direniş sanki sadece emperyalizmin kuklası burjuva muhalefetten ibaretmiş gibi bir manzara yaratıldı. Bu siyasi çizginin İran halkında hiçbir karşılığı yok. İran’da sokaklar mollalar rejiminin kendini konsolide ettiği bir alan hâline geldi. Trump’ın savaşın ana amacı olarak saptadığı konu artık konuşulmuyor bile.
Dördüncüsü ise İsrail’in ABD’nin anlaşma girişimlerini sürekli olarak baltalamaya çalışması. Siyonistler, Gazze’deki soykırımı, Lübnan ve İran’a sürekli saldırı hâlini, kendi varlığının devam ettirmesinin yegane koşulu olarak görüyor. Asıl olarak bölgede emperyalizmin müttefiki olarak davransa da, bölgesel bir güç olma hedefiyle kendi siyasi ajandasını Trump yönetimine daha fazla dayatmaya çalışıyor. Trump ise “dünyanın efendisi” rolünde, durumu toparlamaya çalışıyor.
Trump devrilebilir mi?
Diğer yandan Trump içeride 80. yaş gününü Beyaz Saray önünde kafes dövüşleriyle kutladı. Aşırı sağın şiddet düşkünlüğünün gövde gösterisine dönüşmüş hâlini izlerken ise uyuyakaldı.
Bu arada, Trump yönetimine karşı çıkan “No Kings” (Krallara Hayır) hareketi de ABD çapında yeni bir protesto dalgası başlattı. Birçok kentte yapılan gösterilerde temel hak ve özgürlüklere sahip çıkma çağrısı yapıldı. Etkinliklere birçok ünlü sanatçı da katıldı.
“No Kings” organizatörleri, etkinliğin internet sitesinde yayımladıkları açıklamada, ABD’nin kuruluşunun 250’nci yıl dönümüne yaklaşırken ülkenin nasıl bir gelecek inşa edeceğine ilişkin önemli bir tercih yapması gerektiğini savundu. Açıklamada, ülkenin bu dönemi güçlü lider anlayışı ve yolsuzlukla anılan bir süreç olarak yaşayabileceği ya da ırkı, geçmişi, kimliği, inancı ve içinde bulunduğu topluluk ne olursa olsun insanların bir araya gelerek haklarını savunduğu, halkın gücüne dayalı bir gelecek kurabileceği ifade edildi.
Ortadoğu’da umduğunu bulamayan Trump, kendi ülkesindeki muhalefetin basıncıyla da karşı karşıya kalmaya devam ediyor. ABD’deki demokratik sosyalistlerin, antikapitalistlerin mücadelesi oradaki müttefikimizdir, tüm dünyadaki barış ve özgürlük mücadelemiz için dayanışmamız elzemdir.