Mistifikasyon ve tecrit sarmalında Filistin

Ateşkes teriminde “savaşan iki taraf” açıklaması geçer, katliam sözcüğü ise “topluca öldürme” anlamına gelir. Bu iki kavram bu denli sarih olmakla birlikte yazımızın konusunu oluşturan Filistin özelinde derin bir karışıklık mevcuttur. Daha doğrusu bir garabettir bu çünkü Balfour Deklarasyonu* ile başlayan İkinci Dünya Savaşı sonrası tam gaz ilerleyen ve bile isteye oluşturulan de facto bir pratik vardır: İsrail yaratma hâli.

Halklar nezdinde farklı olmakla birlikte düveli muazzama 20. yüzyılın başından günümüze değin Filistin coğrafyasındaki mücadele için İsrail katliamlarının durduğu her süreçte ateşkes terimini kullanmıştır. Büyük devletler haricindeki başta Filistin Yönetimi olmak üzere bölge Arap devletleri de aynı terime başvururlar. Hegemonik devletler İsrail’in kurulması ve güvenliğinin bir payandası olarak birbirine yakın ya da dengeli iki kuvvetin karşılaşması penceresinden bunu dile getirirken, kendince mazlum tarafın yanında yer aldığını sanan diğerleri ise Filistin’i var olmayan bir düzleme oturtmak ile bir paye kazandırdıklarını sanmaktadırlar. Ancak gerçek bundan fersah fersah uzaktadır. Uçağı, tankı, topu ile bir savaş makinesine karşı paramiliter bir grubun eşitlik kelimesine hakaret olacak şekilde bir karşılaşması vardır. Son Gazze operasyonunun niceliksel kayıpları incelendiğinde bu durum tüm çıplaklığı ile görülmektedir. Hele ki niteliksel kayıplara baktığımızda, var olmasını diğer herkesin yok olmasına bağlamış bir katliamcı devlet ile karşı karşıya olunduğunu görmekteyiz, hem de hegemonik devletlerin arka çıkması, ABD’nin ise tam desteği ile…

Bahsettiğimiz süreçler yüz yılı geçkin hâli ile tekraren devam etmektedir. Ancak andaki durumda Enver Sedat’ın Knesset Konuşması** ile başlayan sözde yumuşama ancak özde İsrail’in tüm celalini gösterme girişimleri artık rüştünü ispatlamaktan tüm Ortadoğu’yu şekillendirme aşamasına gelmiştir. Halklar nezdinde farklı olma durumunu bu nedenle dile getirdik çünkü son Gazze Katliamı sürecinde Batı ülkelerinin birçoğunda yoğun mitingler ve protestolara şahit olmakla birlikte birkaç istisna hariç devletler nezdinde adeta bir Nazi Almanyası pratiğini gördük. Bu durum siyonist aklın tüm eleştirileri salt holokost kalkanı ile değerlendiren yönetici zihniyetini Batı yönetimlerinin en ince damarlarına kadar işlediğini bizlere göstermektedir. Peki, Doğu devletleri ne hâldedir, tabii ki hemen hemen her konuda olduğu üzere kompradorluk gibi çok daha alt bir veçhedeki hâli ile arzıendam olmaktadırlar. Ki bu hâl Doğu halklarına da sirayet etmiş olup Türkiye örneğinde olduğu gibi protestolar dahi işbirlikçi yönetimlerin izni ve çizdiği çerçevede olmaktadır. 

Tekrar başa dönecek olursak, sözde ateşkesin Filistin halkının ya da Hamas’ın başarı hanesine yazılma girişimi İsrail’in Oslo süreçlerinden*** itibaren kompartımanlara ayırdığı Batı Şeria’nın benzeri pratiği halihazırdaki açık hava hapishanesi Gazze’ye de uygulayacağı gerçekliği ile kadük kalmaktadır. Onca yıl içerisinde İsrail her dem aynı şeyi yapmıştır. Genç, yaşlı, kadın, erkek, çocuk, sivil ya da paramiliter demeden öldürmüştür ve bunu devam da ettirmektedir. Gazze suskunluğu üzerinden birkaç gün geçmeden Batı Şeria’daki halk görünümlü sözde yerleşimci ırkçıların saldırıları bu gerçekliği tüm gerçekliği ile yüzümüze çarpmaktadır. Ayrıca İsrail, Gazze ve Batı Şeria ile sınırlı kalmayan kendi vatandaşı olan milyonlarca Arap üzerinde de bir nevi apartheid rejimi uygulamaya devam etmektedir. 

Bazı zorlu kavramları kolayca kullandığımız görülebilmekle beraber zaten tüm sorunun şeylerin gerçeğini söylememe**** olduğu ana fikrimiz; dolayısıyla süreklilik arz ettiğimizi düşünüyoruz. İsrail kanserimsi yapısı ile artık metastaz aşamasına gelmiş ırkçı, katliamcı bir apartheid rejimidir. Ve bunu tüm dünyanın gözleri önünde en azından devletler aşamasında onay alarak yapmaktadır. Bu savaşıma karşı gelmenin andaki hâli ile imkânsız seviyesinde olduğunu bilmekle beraber en azından Edward Said’in “kurtuluş uğruna verilen bir mücadele görülmesini sağlama” düzlemine çekilmesinin vicdanlı tüm insanlar için bir borç olduğunu hatırlatmak isteriz.

Süleyman Güzel

(Enternasyonal Dayanışma dergisinin ikinci sayısında yayımlanmıştır.)

*Britanya Dışişleri Bakanı Arthur Balfour’un Lord Rothschild’a hitaben Filistin’de Yahudi Yurdu kurulmasına dair mektubu.

** Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın İsrail Parlamentosu Knesset’te yaptığı konuşma.

***1993’te önce gizli sonrasında ise açık yürütülen İsrail-FKÖ “barış süreci”      

**** Fikret Başkaya, Seçilmiş Yazılar, Özgür Üniversite Yayınevi

Yazar

You May Also Like

Kira krizi derinleşiyor

Ekonomik kriz, konut kiralarını fahiş seviyelere çıkarırken, birçok kiracı açısından mahkemeye taşınan kira davaları da sonuçlanmaya başladı. Tahliye…

Neden Enternasyonal Dayanışma?

İktidarın kanatları arasında mafyatik çeteler üzerinden başlayan güç savaşları (Sinan Ateş cinayeti, Ayhan Bora Kaplan operasyonu, emniyet-adliye içi…