İzmir’de belediye işçilerinin grevi, işçi sınıfının sosyal demokrat görünümlü işverenlere karşı mücadelesinin ne kadar zor olduğunu bir kez daha gösterdi.
Demokrasi mücadelesinde işçilerin desteğini almak isteyen CHP, ekonomik mücadelede hakkını aramaya çalışan işçileri hainlikle, iktidar yanlısı olmakla suçladı.
CHP’liler sendika tarafından yalanlanan birçok iddia ortaya attı.
“DİSK, MHP’li Kırklareli Belediyesi’nde yüzde 0 zamma imza attı” iddiası sosyal medyada yayıldı; daha sonra muhalif mecralarda haberleştirildi. Ancak DİSK Genel-iş Kırklareli Şubesi, bu iddiayı yalanladı. “İlk 6 ay için %20’ye varan oranlarda zam yapıldı. İkinci altı ay için devlet memurlarına uygulanacak zam oranı aynı şekilde üyelerimize de uygulanacak” dedi.
İzmir’de işçiler “aşırı para istiyorlar” diye suçlandı. Halbuki işçiler sadece eşit işe eşit ücret istiyorlardı. Geçen yıl, yerel seçimlere 5 gün kala 26 Mart 2024 tarihinde, dönemin CHP’li Belediye Başkanı Tunç Soyer Türk-İş’e bağlı Belediye-iş sendikasına üye 5.800 belediye çalışanını kapsayan bir toplu iş sözleşmesine imza attı. Toplu sözleşme ile işçilere yüzde 67 oranında zam yapıldı.
Sözleşme dönemi geldiğinde, DİSK’e bağlı Genel-iş sendikası üyelerinin istediği ücret, Belediye-iş sendikasına verilen kadardı, “aşırı” değildi.
İzmir Belediye Başkanı Cemil Tugay, önceki yönetimin Belediye-iş ile imzaladığı sözleşmeyi meşru bulmuyor. Bu çok hatalı bir açıklama. Bunun sorumlusu işçiler olamaz.
İşçi sınıfının örgütlü bir şekilde ücretini arttırmak için mücadelesini “ayrıcalık arayışı” gibi kodlamak egemen sınıfın en eski geleneklerinden biri. Bir sendikanın elde ettiği kazanımı elbette diğer sendikalar da talep eder.
Örneğin şimdi kamu işyerlerinde 600 bin işçi için Türk-İş ve Hak-İş ile hükümet arasında toplu sözleşmelere esas olacak çerçeve sözleşme görüşmeleri devam ediyor. İzmir’deki sözleşmenin imzalandığı düzey, kamu işçileri için de örnek olacak.
Şimdi kamu işyerlerinde hükümet Türk-İş’e ayrı, Hak-İş’e ayrı ücret teklif edebilir mi. Aynı işyerinde iki farklı ücret haksızlık değil mi. İzmir’de bugün yaşanan tam da budur. İki farklı sendikaya üye işçiler aynı işi yaptıkları halde farklı ücret alıyorlar, sözleşme bu farklılığı gidermedi.
Grev süresince pek çok hukuksuzluk yaşadık. Yasadışı şekilde belediye başkanı düzeyinde çöp toplayarak grev kırıcılığı yapıldı. CHP, kitlesinin bir kısmını çöp toplamaya seferber ederek işçi sınıfı ile halkı karşı karşıya getirdi. Grevin “AKP’nin işi” olduğunu ima ederek bizzat AKP’nin komplocu dünya görüşünü paylaştığını kanıtladı.
Grevler, yaşamın akışını değiştirmek için yapılır. İşçi sınıfının üretimden gelen gücünün anlamı, yaşamın olağan akışını değiştirmektir. Elbette insanlar bundan etkilenir. Ama bu, greve karşı olmayı gerektirmez, hele de bir sosyal demokrat partinin bunu asla yapmaması gerekir.
Burada şunu bir kez daha tespit etmemiz gerekiyor: CHP sosyal demokrat bir parti değil, sosyal demokrat partiler işçi sınıfına dayanır, kitlesinin önemli bir kısmı işçidir, emekçidir. Oysa CHP tam olarak bir egemen sınıf partisi. İşçilere karşı ilgisi, ancak kendisine oy verdikleri, onun çizgisine destek oldukları sürecedir.
Bugün, siyasi alanda karşılaştığı adaletsizliklere karşı CHP’yi savunuyoruz, ama CHP’nin sosyal demokrat bir parti olmadığının bilincinde olmalıyız. İşçi sınıfını kurtaracak olan sosyalist sınıf siyaseti ve onun örgütlenmeleridir.
Faruk Sevim