Doğa ile olan ilişkimizi yeniden kurabilir miyiz?

Marx, insanları ve doğayı temelde birbirine bağlı olarak görüyordu, çünkü insanlar doğanın bir parçasıdır.

Sık sık dışarı çıkıp doğanın güzelliklerini takdir etmemiz teşvik edilir. Ancak her gün, insanların doğayı nasıl tahrip ettiğine dair yeni kanıtlar ortaya çıkıyor.

Marksizm, bu yıkıcı ilişkiyi kökünden değiştirmek için bir yol sunabilir mi?

Bazı insanlar, Marksizmi, sonsuz büyümenin yarattığı ekolojik sorunları çözmek için üretimi genişletmeye ve teknolojik gelişmelere dayanan bir teori olarak görmezden gelir. Ancak doğa, Marx’ın insanlık kavramının merkezinde yer alıyordu.

Doğa, gıda, giyecek, barınma, hava, su ve güneş ışığı gibi ihtiyaçlarımızı karşılar. Vücudumuza bu ihtiyaçları sağlama şeklimiz, emeğimizin temelini oluşturur. Doğa ile etkileşime girdiğimizde, onu değiştiririz. En doğal görünen manzaralar bile geçmişte madencilik, taş ocakçılığı, sulama sistemleri ve yol yapımı ile şekillenmiştir.

Ancak doğal dünyayı şekillendirirken, kendimizi de değiştiriyoruz. Yeni yetenekler keşfediyor ve ihtiyacımız olanı üretmenin yollarını geliştiriyoruz.

Marx, insanlar ve doğanın temelde birbirine bağlı olduğunu, çünkü insanların doğanın bir parçası olduğunu düşünüyordu.

Kapital’de Marx, emeği, insanların “kendi eylemleriyle, kendileri ile doğa arasındaki metabolizmayı aracılık, düzenleme ve kontrol etme” süreci olarak tanımlar.

İnsanlık tarihinin büyük bir bölümünde, insanların doğa ile ilişkileri doğrudan, toplama, avcılık veya tarım gibi faaliyetler aracılığıyla kuruluyordu. Ancak kapitalizm, zorla çitlerle çevrilerek ortak arazilerin ele geçirilmesine ve ormanlar ve akarsular gibi “ortak mülklerin” özelleştirilmesine dayanıyordu.

Topraksız işçiler, şehirlerde ücretli iş bulmak için topraklardan kovuldu. Şehirlerin gecekondu mahallelerinde işçiler, nemli bodrumlarda yaşamaya zorlandı. Marx, insanların “tekrar mağaralarda yaşamaya döndüklerini, ancak bu mağaraların artık medeniyetin zehirli ve salgın hastalıklarla dolu nefesiyle kirlendiğini” yazdı.

Bu, insanlar ve doğa arasındaki bağı kopardı. Marx bunu “metabolik kopukluk” olarak adlandırdı ve bu fikir, kapitalizm eleştirisinin merkezinde yer aldı. Doğal süreçler endüstriye dönüştürüldü. Çoğu insan kırsal köylerde yaşarken, atıkları toprağın besin maddesi olarak kullanılabilirdi. Ancak şehir sakinlerinin kanalizasyon sistemi, atıkların büyük bir sorun haline gelmesine ve toprağın verimsizleşmesine neden oldu.

Marx, “Kapitalist tarımdaki tüm ilerlemeler, sadece işçiyi değil, toprağı da soymak sanatındaki ilerlemelerdir” diye yazmıştır.

Kapitalizm, kâr için rekabete dayanır. Bu, sürdürülebilirlik veya uzun vadeli sonuçlarla ilgili endişeleri gölgede bırakır.

Doğa, kullanılıp atılacak bir meta, bir kâr kaynağına dönüştürülür. Ancak doğal dünyanın tahribatı, insanlık için korkunç sonuçlar doğurur. Marx’ın yoldaşı Frederick Engels şöyle yazmıştır: “Her adımda, doğayı yabancı bir halkı fetheden bir fatih gibi, doğanın dışında duran biri gibi yönetmediğimizi hatırlatılır. Aksine, etten, kandan ve beyinden oluşan bizler doğaya aitiz ve onun içinde var oluyoruz.”

Bu karşılıklı bağımlılık, 1917 Rus Devrimi’nden sonra işçi hükümeti tarafından benimsenen politikalarla güvence altına alındı. Bu politikalar, elektrik gibi teknolojinin potansiyelini insan ihtiyaçlarını karşılamak için geliştirmeyi amaçlıyordu. Ancak bunu doğa ile uyum içinde yapmaya çalışıyordu.

İşçi Konseyleri Kongresi, Toprak Kararnamesi’ni yayınladı. Bu kararname, tüm ormanların, suların ve yeraltı minerallerinin kamulaştırılmasını öngörüyordu. Topraklar kamu malı haline getirildi. Başka bir kararnameyle ormansızlaşma yasaklandı ve nesli tükenmekte olan türleri korumak amacıyla yeni bir Doğa Koruma Komitesi kuruldu.

İnsanın kurtuluşu, doğanın gelişmesine bağlıdır.

Bu nedenle Marx, 1525 Alman köylü ayaklanmasının lideri Thomas Muntzer’den alıntı yaptı. Muntzer, “tüm canlıların mülke dönüştürülmesinin, sudaki balıkların, havadaki kuşların, yeryüzündeki bitkilerin mülke dönüştürülmesinin dayanılmaz olduğunu, canlıların da özgür olması gerektiğini” söylemişti.

 Judy Cox

(Socialist Worker’dan DeepL yardımıyla çevrilmiştir.)

Yazar

You May Also Like