Otoriter rejime direniş

19 Mart’la başlayan sürece dair baskın olan iki yorum var.

Birincisi, adım adım seçimsiz bir sürece doğru gittiğimiz. Putin’in Rusya’sına benzeyen bir rejimin çok da uzak olmadığı. Bu görüş hem AKP’nin kaybettiği seçimlerin ardından kaybettiklerini geri almak için yaptığı gayrimeşru hamlelere hem de dünyanın genelinde seçimler ve demokrasiyle ilgili geriye gidişe yaslanıyor. Gücünü burdan alırken, zayıflığı ise Türkiye’de kemalist/cumhuriyetçi  muhalefetin geleneksel olarak kaybettikleri tüm seçimlere “hileli” deme alışkanlığından geliyor.

Erdoğan’ın da tıpkı kemalistler gibi kaybettiği seçimlerden pek hoşlanmadığı açık. Yalnızca bugün CHP’ye yapılanlar değil, on yıldır devam eden Kürt belediyelerine kayyımlar, İstanbul’da felaketle sonuçlanan seçim tekrarı, 2017 referandumundaki “mühürsüz oylar” tartışması bunun kanıtları.

Ancak yalnızca bu, yukarıdaki pesimist görüşe dayanak yapmak için yeterli değil. Türkiye’de demokratik seçimlerin çok uzun bir geçmişi var. Uluslararası standartlara göre adil sayılabilecek mekanizmalar, gözlemciler var. Ve bütün militarist darbeler tarihine rağmen bu durum özenle korunmuş durumda. Şu veya bu şekilde Türkiyeli halklar seçme ve seçilme haklarına her dönemeçte dört elle sarılıyorlar. Bütün bunları yok etmek sanıldığı kadar kolay değil.

Üstelik, CHP’ye Gürsel Tekin ile başlayan son bir aydaki kayyım süreci gösteriyor ki, AKP içerideki birtakım unsurlar aracılığıyla %4-5 civarı bir kopuşa yol açacak bir hamle arıyordu. Başarılı olsaydı hedef CHP’nin oyunda böyle bir azalma yaşanmasını sağlamaktı. Ne tesadüf ki zayıf bir kayyımın bölebileceği böylesi bir pay, aşağı yukarı tam da AKP ile CHP arasındaki farka denk düşüyor. Ancak Gürsel Tekin ve Barış Yarkadaş’ın etrafındaki pespaye ekip bunu bile başaramadı.

Seçimsiz bir döneme doğru koştuğumuzu tespit eden yaklaşımın daha büyük bir handikapı da var. Her siyasi analiz, sonucunda bir reaksiyon veya mücadele önerisiyle anlamlıdır. Seçimsiz bir döneme gittiğimizi yıllardır anlatanlar, böyle bir öneri de yapmıyorlar. Dolayısıyla tek yaptıkları korku, panik ve umutsuzluk yaymak oluyor. Katiyen uzak durulmalı.

Sürece dair ikinci yorum ise AKP’nin “CHP realitesini tanımak üzere” olduğu. Bu görüş kendini İstanbul il başkanlığı binasındaki polis ablukasının yargı kararları sonucunda kaldırılmasına, CHP’nin olağanüstü il kurultayının kapıya dayanan “yargı destekli” kişilere rağmen YSK’nın müdahalesiyle devam ettirilmesine, Barış Yarkadaş gibi tiplerin AKP’li kanallarda “Bir işi beceremediniz” diye azarlanmasına dayandırıyor.

Ama bizzat kendi meşruiyet dayanağının içinde çelişkileri de yatıyor. AKP ve onun güdümündeki yargı klikleri, her mağlubiyetten sonra tekrar bir denemeyle saldırıya geçiyorlar. Sadece İstanbul CHP teşkilatı etrafında yaşananlar değil, çeşitli il ve ilçelerde devam eden, yeni ortaya çıkan soruşturmalar bunun göstergesi. Bu fazla optimist görüşün dayandığı örnekleri daha bütünlüklü bir savaş içerisinde kazanılmış bazı çatışmalar veya ufak cepheler olarak görmek daha doğru. CHP’nin mülkiyetinde olan il binasının işgalden kurtarılması kulağa fazla büyük bir zafer gibi gelmiyor.

Gerçek bu aşırı pesimist ve aşırı ümitvar iki yorumun arasında bir yerde duruyor.

Ve o gerçeğin içinde AKP-MHP ittifakının açmazları var.

Kaybedilen seçimlerin telafisi için gayrimeşru hamlelere girildikçe, devlet kurumları ve yargı içerisinde büyük bir savaşa tanıklık ediyoruz.

AKP’nin birçok istediğini yapmaya hazır bir YSK yönetimi, CHP kongresini savunan pozisyonda yer almak zorunda bırakılıyor.

Belediyelere yönelik saldırılar için birçok örnekte görüldüğü gibi mahkemelerde kapı kapı geziliyor, on adet mahkemeden red alınsa bile on birincide saldırının yolu açılabiliyor.

Ancak bu durum aynı zamanda iktidarın zayıflığını ele veriyor. Bunca güçlü olduğu algısını yaymaya çalışan hükümet, yargıdaki eğilimler açısından bile kendisini küçük bir grubun desteklediğini görmüş oluyor. Bu saldırı planını kim yapıyorsa, işler onun için fazla iyi gitmiyor.

Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun liderliğindeki CHP’nin saldırılar karşısında şu ana kadarki stratejisinin çalıştığını da teslim etmemiz lazım. Konsolide olmuş bir oy tabanı, kolayca mobilize edilebilen parti örgütleri ve moral avantajı elinde tutarak çıktı CHP bu süreçten. Fırtınanın en sert dönemini atlattıktan sonra yıkılacağa da fazla benzemiyorlar.

Otoriter rejime direnenler için umutlu olmamızı sağlayacak birçok neden var. CHP’nin direniş çizgisinden daha çok 19 Mart sonrası sokağa çıkan gençler, kayyımlara karşı şekillenen hareketin içerisindeki çeşitlilik ve burada CHP’nin dışından çok sayıda unsurun bulunması.

Antikapitalist, özgürlükçü ve bağımsız bir sol sesin görünür olabilmesinin koşullarını yaratmak için olanaklarımız var. CHP’nin belediye işçilerine ve sokak hayvanlarına reva gördüklerini aklımızda tutarak, böylesi bir alternatifi yaratmak için mücadeleye devam.

Ozan Tekin

Yazar

You May Also Like

Kira krizi derinleşiyor

Ekonomik kriz, konut kiralarını fahiş seviyelere çıkarırken, birçok kiracı açısından mahkemeye taşınan kira davaları da sonuçlanmaya başladı. Tahliye…