Hakan Tahmaz: “Göçmenler için hak temelli politikalar güçlendirilmeli”

18 Aralık Uluslararası Göçmenler Günü için yaptığımız röportaj dizisi devam ediyor. Barış Vakfı sözcüsü Hakan Tahmaz’a sorularımızı yönelttik.

Enternasyonal Dayanışma: 1 Ocak 2026’dan itibaren göçmenler sağlık konusundaki haklarını kaybedecek. Birçok alanda göçmenlere yönelik benzer zorluklar ortaya çıkıyor. Toplumun en yoksul kesimini oluşturan göçmenlerin pek çok alanda haklarının kısıtlanması hakkında neler söylemek istersiniz?

Hakan Tahmaz: Her şeyden önce bu tür bir düzenleme, toplumun tamamını ilgilendiren ve derin sonuçlar doğuracak bir düzenlemedir. Çünkü sağlık, temel bir insan hakkıdır. Sağlıkla ilgili her türlü düzenleme, doğrudan toplumun bütününü ilgilendiren toplumsal bir konudur. Bu nedenle, düzenlemeyi Dünya İnsan Hakları Haftası’nda ve 18 Aralık Dünya Göçmenler Günü’nde, bu perspektiften de değerlendirmek zorundayız.

Birleşmiş Milletler’in çeşitli kararlarına ve bir dizi uluslararası sözleşmeye göre, insan hakları normları çerçevesinde sağlık hizmetlerine erişim, statüden bağımsız olarak korunması gereken en temel haklardan biridir. Göçmenler, toplumların her yerde ve her zaman en yoksul ve en kırılgan grupları arasında yer alır. Göçmenlerin bu temel haktan dışlanması ya da kısıtlanması, insanlar arası eşitlik ilkesini zedeler; uluslararası sözleşmelere ve hukuka aykırıdır. Ayrıca adalet duygusunu ciddi biçimde aşındırır.

Bunun yanı sıra, toplum sağlığına zarar veren ve halk sağlığı açısından riskli olan bu tür düzenlemeler, insan haklarına da aykırıdır. Kayıt dışı çalışmayı ve yaşamayı teşvik eder. Kamu maliyetlerini, beklenenin aksine, artırır. Suriyeli göçmenlerin vatandaşlar nezdinde yanlış bir biçimde “günah keçisi” olarak algılanmasına yol açar.

Toplumun farklı kesimlerinin temel sosyal haklarını kısıtlayan bu tür uygulamalar, kısa vadede bir “tasarruf” gibi görünse de uzun vadede insan hakları, halk sağlığı, ekonomi ve toplumsal barış açısından çok daha ağır bedeller üretir. Daha kapsayıcı, kanıta dayalı ve insan onurunu merkeze alan politikalar hem daha adil hem de daha akılcıdır.

E.D.: Son bir yılda ağırlaşan koşullar ve artan baskılar nedeniyle yaklaşık bir milyon kişi Suriye’ye geri döndü ya da gönderildi. Suriye yönetiminin farklı etnik ve dini kimliklere yönelik olumsuz tutum ve uygulamalarına sürekli tanıklık ediyoruz. Bu koşullarda Suriyelilerin geri gönderilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?

H.T.: Uluslararası hukuk ve insancıl hukuk, bir insanın yaşamı, temel hakları ve özgürlüğü risk altındaysa zorla geri gönderilmesini açık biçimde yasaklar. Suriye’de; keyfi gözaltı, zorla kaybetme, işkence, mülke el koyma ve etnik ya da dini kimliğe dayalı ayrımcılık gibi uygulamaların sürdüğüne dair medyada ve insan hakları raporlarında güçlü göstergeler varken, “güvenli geri dönüşten” söz etmek hem hukuken hem de fiilen mümkün değildir.

Bir yılı aşkın süredir görevde olan yeni yönetimin, savaşın yarattığı toplumsal tahribatı gidermeye yönelik gözle görülür bir ilerleme sağlayamadığı; siyasi ve ekonomik istikrarı güçlendirecek somut bir emare ortaya koyamadığı bir ortamda, bu tür uygulamalar Suriye’nin siyasal, sosyal ve kültürel sorunlarını daha da büyütmektedir. Sınır dışı edilme korkusu artmakta, bu durum ciddi travmalara yol açmaktadır. Bu koşullar altında gerçek anlamda “gönüllü geri dönüşten” söz edilemez; yapılanlar büyük ölçüde zorla geri göndermedir. Alınan geri gönderme kararları, Suriyeli göçmenleri orantısız risklerle karşı karşıya bırakmaktadır.

Öte yandan, Şam yönetimi ile Kuzey ve Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetimi ve diğer azınlıklar arasında süregelen sorunlar, gerilimler ve yer yer çatışmalar devam etmektedir. Türkiye’nin Suriye, Kürt ve mezhep temelli politikaları çerçevesinde, göçmenlerin geri gönderilmesinin Kürt coğrafyasının sosyal ve etnik yapısını değiştirme güdüsüyle planlanması ve uygulanması, çok derin ve yeni sorunların ortaya çıkması riskini de beraberinde getirmektedir.

Güvensiz koşullara zorla geri gönderilen insanlar; yeniden yerinden edilebilir, kaçak yollarla başka ülkelere göç etmeye çalışabilir, insan kaçakçılığı ve radikalleşme gibi risklere daha açık hâle gelebilir. Bu durum, ne geri gönderen ülke ne de bölge açısından sürdürülebilir bir sonuç üretir.

Bugünkü koşullarda Suriyelilerin geri gönderilmesi, insan hakları açısından ciddi ihlaller doğurma riski taşımakta ve bir “çözüm” olmaktan ziyade krizin başka bir coğrafyaya ihraç edilmesi anlamına gelmektedir. İnsan onurunu ve uluslararası hukuku merkeze alan politikalar hayata geçirilmelidir.

Bugün yapılması gereken, geri gönderme politikalarını sertleştirmek değil; ev sahibi ülkelerde hak temelli uyum politikalarını güçlendirmek ve uluslararası sorumluluk paylaşımını zorlamaktır.

Yazar

You May Also Like

Biz kimiz?

Enternasyonal Dayanışma, işçi sınıfının kolektif ve kitlesel mücadelesiyle dünyanın daha eşit, adil ve özgür bir yere dönüşeceğini savunan…