Türkiye’de mühendis odaları, mimarlar ve şehir plancıları odaları ile birlikte; üyelerinin haklarını korumak, çalışma koşullarını iyileştirmek ve bilimin kamu yararına, halkın hizmetine sunulmasını sağlamak amacıyla kurulmuş anayasal kurumlardır. Bugün sayıları 1,4 milyonu bulan mühendislerin en az 1 milyonu ücretli çalışan “işçi mühendis” konumundadır. Geri kalanların büyük çoğunluğu ise kendi emeğiyle geçinen serbest meslek sahibi emekçilerdir. İşveren, sanayici veya kapitalist mühendislerin oranı toplamın %5’ini geçmez.
Ancak emekçi mühendislerin kalesi olması gereken meslek odaları, neoliberal hegemonyanın etkisiyle tarihi misyonunda belirgin bir eksen kayması yaşamaktadır. Makina Mühendisleri Odası (MMO) İstanbul Şubesi’nin son dönem çalışmalarını analiz ettiğimizde, odanın artık emekçilerin değil, sermayenin ajandasını taşıdığını görüyoruz.
Bu dönüşümün kristalize olduğu en çarpıcı örnek, MMO İstanbul Şubesi’nin “Makina Hangar” projeleri ve içerikleridir. Bu çalışmalar yüzeyde teknolojik gelişimi ve “yeşil dönüşümü” öne çıkarsa da alt metinde mühendis emeğini sermayenin birikim süreçlerine eklemleyen bir çizgiyi yeniden üretmektedir. Bu dönüşümün altında yatan ideolojik aygıtları mercek altına alalım:
Bireysel kurtuluş reçetesi: “Girişimcilik”
Programın en tehlikeli ideolojik aygıtı, “Sanayi Girişimciliği” kavramını merkeze oturtmasıdır. Bir mühendis, teknik tanımı ne olursa olsun, sınıfsal konumu gereği üretim araçlarına sahip olmayan ve geçimini emeğini satarak sağlayan “beyaz yakalı işçi”dir. Oysa Makina Hangar’da ısrarla vurgulanan girişimcilik övgüsü, bu temel gerçeği yok saymaktadır.
Mühendise; düşük ücret, güvencesizlik ve mobbing gibi yapısal sorunlara karşı kolektif bir hak mücadelesi (sendikalaşma, grev, ücret politikası) önermek yerine, bireysel bir kurtuluş reçetesi dayatılıyor: “Girişimci ol, kendi işinin patronu ol!” Bu söylem, mühendisin yaşadığı sistemik sorunları “henüz girişimci olamamış bireyin başarısızlığı” olarak kodlamasına neden olur. Sınıf bilincini felç eden en etkili neoliberal zehir budur.
Oda, sermayenin ücretsiz Ar-Ge Departmanı mı?
Makina Hangar’ın işlevi tanımlanırken sıkça “sanayinin sorunlarına çözüm bulmak” vurgusu yapılıyor. Buradaki kilit soru şudur: Çözülen sorun kimin sorunudur?
Sanayinin, yani sermaye sahiplerinin “sorunu”; maliyetleri düşürmek ve kâr marjını yükseltmektir. Bir meslek odasının, üyelerinin bilgi birikimini doğrudan sermaye sınıfının rekabet gücünü artırmak için seferber etmesi, odanın varoluşsal çelişkisidir. Sermaye için “maliyet avantajı” yaratan teknolojik çözümler, mühendisler için çoğu zaman iş yükünün artması veya istihdamın daralması anlamına gelir. Oda, kendini bir emek örgütü olmaktan çıkarıp sanayiye hizmet üreten bir “teknoloji tedarikçisi” gibi konumlandırıyorsa, emekçinin bağımsız hattı kaybolmuş demektir.
Yeşil dönüşümün ekonomi politiği
Karbonsuzlaşma ve yeşil dönüşüm gibi hayati konular, ekolojik bir duyarlılıktan ziyade “Avrupa ile rekabet edebilme zorunluluğu” üzerinden pazarlanıyor. Sermayenin uluslararası pazarda tutunma kaygısı, mühendislerin omuzlarına bir sorumluluk olarak yıkılmaktadır. Ekolojik sorumluluk, pazar kaygısına kurban edilmektedir.
Kamusal kaynaklarla bedelsiz işgücü üretimi
Makina Hangar’ın eğitim faaliyetleri, aslında sermayenin nitelikli işgücü ihtiyacının bedelsiz karşılanmasıdır. Sanayicinin kendi bünyesinde yapması gereken eğitim maliyeti, emekçilerin aidatlarıyla ayakta duran bir oda eliyle üstlenilmektedir. Bu, işgücü maliyetinin sermayenin sırtından alınıp emekçinin örgütlü yapısına transfer edilmesidir.
Aynı gemide değiliz
Söz konusu yaklaşımlar, mühendis ile patronu “aynı gemideymiş” gibi gösteren sınıf işbirliği tezinin tipik örnekleridir. Oysa sermayenin payı büyürken emeğin payının küçülmesi kaçınılmaz ve uzlaşmaz bir çelişkidir.
Bugün MMO İstanbul Şubesi’nin önündeki seçenek bellidir: Ya sermayenin Ar-Ge Departmanı ‘girişimcilik kulübü’ olarak yoluna devam edecek ya da asli görevine dönerek mühendis emeğinin haklarını savunan devrimci-demokrat bir kurum olacaktır.
MMO İstanbul Şubesi, 1970’lerde Teoman Öztürk ile başlayan; halktan, emekten ve yurtseverlikten yana olan tarihi misyonunu anımsamak zorundadır.
Devrimci-demokrat olduğunu iddia eden bir yönetim; mühendisleri “müstakbel patronlar” olarak, hayal kuran girişimciler olarak değil, üretimden gelen güçlerinin farkında olan “emekçiler” olarak örgütlemelidir.
Mühendislerin ihtiyacı bir girişimcilik kulübü değil; sermayeden bağımsız, halkın hizmetinde olan, emekten yana bir odadır.
Faruk Sevim
