Sermayenin ideolojisinin Makina Mühendisleri Odası’nda ne işi var?

Türkiye tarihinde, mühendislik mesleğinin onurunu ve kamusal sorumluluğunu savunan en köklü kurumlardan biri olan Makina Mühendisleri Odası; tarihsel olarak her zaman planlamacı, kamucu ve emekten yana bir çizgiyi temsil etmiştir.

Makina Mühendisleri Odası’nın çalışma ilkeleri, bilimi ve teknolojiyi “emperyalizmin veya sermayenin değil, halkın hizmetine” sunmayı hedefler.

Ancak Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nin hazırladığı Makina Hangar Podcast serisinin “Sanayinin Yeni Beyni Yapay Zekâ mı?” başlıklı bölümü, bu tarihsel duruşla taban tabana zıt, sermaye odaklı bir teknokrasinin manifestosu niteliğinde.

Programda, Arçelik ve Koç grubunun ne kadar başarılı işler yapmakta olduğu sürekli tekrar ediliyor. Geçmişte ilkesel olarak, Oda yayınlarında herhangi bir şirketin isminin dahi yazılması mümkün değilken, şimdi bir program baştan sona büyük bir kapitalist şirketin propaganda ortamına dönüştürülmüş durumda.

Programda, Yapay Zeka teknolojisinin uygulanması ile patronların nasıl daha fazla kâr edebileceği tane tane anlatılıyor. Programda kapitalist bir şirketin reklamının yapılması, en büyük sorun da değil. Ondan daha büyük sorun, sermayenin ideolojisinin propagandasının yapılması.

Bu program, Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nin içindeki ideolojik eksen kaymasını açıkça gözler önüne seriyor.

İnsanın “risk faktörü” olarak kodlanması ve emeğin nesneleşmesi

Programın yüzeydeki anlatısı, modern sanayinin teknolojik başarılarına odaklanmakta. Konuk, Yapay Zekânın artık basit sohbet botlarından öteye geçerek üretimin kalbine yerleştiğini anlatır. Ancak bu parıltılı “Endüstri 4.0” anlatısının hemen altında, emeği ve insanı değersizleştiren karanlık bir alt metin yatmakta.

Programın en çarpıcı itirafı, teknolojinin insana yardım etmek için değil, insanı süreçten tasfiye etmek için kullanıldığının açıkça belirtilmesi. Konuğun “İnsana bağımlı kalmayacağız” ifadesi, sermayenin nihai rüyasını özetler: Hatasız, hastalanmayan, sendikalı olmayan ve emeklilik hakkı istemeyen bir üretim hattı.

Video boyunca; hastalık, yaşlılık veya işten ayrılma gibi insani durumlar “üretim aksaklığı” olarak tanımlanır. Fabrikadaki yüksek işçi devri (turnover) ve devamsızlık oranları, çalışma koşullarının ağırlığı veya ücret politikaları üzerinden sorgulanmak yerine; çözülmesi gereken bir lojistik problem olarak ele alınır. “Elçin o gün gelmediyse yerine kim geçecek?” sorusunun cevabı, işçinin yetkinliğini bir veri setine indirgeyen ve onu boş bir yuvaya atayan yapay zekâ algoritmasıdır. Bu, modern bir Taylorizmdir; işçinin iradesi, dijital bir ustabaşına devredilmiştir.

Mühendis emeğinin dönüşümü: Yaratıcı özneden sistem operatörüne

Video, mühendisleri bu dönüşümü yapan kişiler gibi gösterse de, aslında mühendislik mesleğinin içinin boşaltılmasını müjdelemektedir.

Eskiden tecrübesiyle, sezgisiyle ve teknik bilgisiyle sürece müdahale eden mühendis, artık yapay zekânın verdiği kararı sadece onaylayan bir operatöre dönüşmektedir. Mühendislik, yaratıcı bir süreç olmaktan çıkıp, algoritmik bir denetim mekanizmasına indirgenmektedir.

Emekten yana olması gereken Oda’da sermayenin dili konuşuyor

Bu podcast’in bir şirket bülteninde değil, Makina Mühendisleri Odası platformunda yayınlanması, bizim eleştirimizin merkezini oluşturmaktadır.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB)’nin düzenlediği, yürütücülüğünü Makina Mühendisleri Odası’nın yaptığı Sanayi Kongresi’nde sanayileşmenin ne demek olduğu şöyle açıklanır: “Sanayileşme salt bir teknolojik adaptasyon süreci değildir, politik ve toplumsal bir tercihtir.” Bu tanımlamaya yürekten katılıyoruz.

Sanayi Kongresindeki ortak anlayış; küresel tedarik zincirlerine “uyumlu”, piyasa odaklı sanayileşmeyi reddeder. Bunun yerine, “Kamucu Demokratik Planlama”yı ve halkın temel ihtiyaçlarını önceleyen “Toplumcu Sanayileşme”yi koyar.

Bu duruşa göre teknoloji, sermayenin kârlılık aracı değil, toplumsal refahın ve eşitliğin sağlanmasının teminatıdır.

Oysa videodaki gösterim, bu planlamacı aklı tamamen terk etmiş, “piyasa rekabetine” ve “küresel tekellerle yarışma” dürtüsüne teslim olmuştur.

Makina Mühendisleri Odası Çalışma İlkeleri, bilimi emekçi halkın hizmetine sunmayı amaçlarken; videodaki teknoloji anlayışı; kâr maksimizasyonu ve iş gücü maliyetlerinin düşürülmesi (robotlaşma) hedefine kilitlenmiştir.

Emekten yana olması gereken bir yapı, kendi platformunda iş güvencesizliğini (turnover) ve işçisizleşmeyi (insana bağımlı kalmamak) bir “inovasyon” olarak pazarlamaktadır.

Küresel tekellerin vitrini olarak Oda

Arçelik yöneticisinin konuk olduğu bölüm, münferit bir “yol kazası” olarak görülebilirdi. Ancak Makina Hangar’ın podcast arşivi incelendiğinde, durumun bir istisnadan öte, bilinçli ve sistematik bir politika olduğu ortaya çıkmaktadır.

Podcast serisi; emek eksenli akademisyenleri, sendika temsilcilerini veya kamucu sanayileşme uzmanlarını değil; ağırlıklı olarak küresel teknoloji tekellerinin ve piyasa oyuncularının yöneticilerini ağırlayan bir “sektörel vitrin”e dönüşmüştür. Örneğin, serinin 23. bölümünde konuk edilen isim, küresel robotik devi ABB’nin üst düzey bir yöneticisidir.

Bir meslek odasının yayın organı, emeğin hakkını savunmak yerine; küresel bir şirketin pazar payını artırma stratejilerini, robotların KOBİ’lere nasıl satılacağını ve otomasyonun “yatırım fırsatlarını” anlatan bir PR (Halkla İlişkiler) platformu gibi çalışmaktadır.

Başlıklarda sıkça geçen “Gelecek”, “Yükseliş” ve “Dönüşüm” kavramları; işçinin, mühendisin veya halkın geleceğini değil; sadece şirket cirolarının yükselişini temsil etmektedir.

Sermaye teknokrasisine karşı Toplumcu Mühendislik

Sadece eleştirmek yeterli değildir; Oda’nın tarihsel birikimine yakışan çıkış yolunu da işaret etmek gerekir. Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi ve Makina Hangar yönetimi, derhal rotayı sermayenin “Halkla İlişkiler” ofisi olmaktan çıkarıp, emeğin ve bilimin kalesine çevirmelidir.

Tek taraflı monoloğa son verilmelidir. Makina Hangar yayınlarında mikrofon sadece CEO’lara ve teknoloji tedarikçilerine uzatılmamalıdır. “Yapay Zekâ ve İstihdam” konuşulacaksa, masanın diğer tarafında sendika temsilcileri, emekçi mühendisler ve iş yeri temsilcileri de oturmalıdır.

Teknoloji, işsizlik için değil, insanca yaşam içindir. Oda, teknolojiyi “insansızlaştırma” aracı olarak sunan söylemi reddetmelidir. Otomasyon, işçiyi kapının önüne koymak için değil; çalışma saatlerini düşürmek ve işçi sağlığı ve iş güvenliğine daha çok kaynak ayırmak artırmak için talep edilmelidir.

Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesindeki mevcut yönetim anlayışı, TMMOB Sanayi Kongresi’nde alınan “Kamucu Planlama” kararlarını görmezden gelmekten vazgeçmelidir. Sanayi 4.0 gibi sermayenin kavramları yerine; ülkenin ihtiyaçlarına uygun, kamucu bir sanayileşme politikası savunulmalıdır.

Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi çatısı altında üretilen bu videolar, mühendis emeğinin ve meslek örgütlerinin ideolojik bir kuşatma altında olduğunun kanıtıdır. Meslek odalarının görevi, teknolojiyi reddetmek değildir; ancak teknolojinin “kimin için” ve “neyin pahasına” geliştirildiğini sormaktır.

Eğer bir meslek odası, kendi üyelerinin inisiyatifini elinden alan ve emeği değersizleştiren bir geleceği “kaçınılmaz bir ilerleme” olarak sunuyorsa, burada sadece teknik bir tartışma değil, derin bir ideolojik teslimiyet söz konusudur.

Faruk Sevim

Yazar

You May Also Like

Kira krizi derinleşiyor

Ekonomik kriz, konut kiralarını fahiş seviyelere çıkarırken, birçok kiracı açısından mahkemeye taşınan kira davaları da sonuçlanmaya başladı. Tahliye…

Neden Enternasyonal Dayanışma?

İktidarın kanatları arasında mafyatik çeteler üzerinden başlayan güç savaşları (Sinan Ateş cinayeti, Ayhan Bora Kaplan operasyonu, emniyet-adliye içi…