Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı’ndan çağrı: Irkçılığa karşı somut adımlar atılmalı

Göçmen Mülteci Ağı, 21 Mart Uluslararası Irk Ayrımcılığı ile Mücadele Günü kapsamında Beyoğlu’nda İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi. Basın açıklamasını Ruken Kalın okudu.

Bianet’ten Evrim Kepenek’in haberine göre, açıklamada, artan ırkçılık ve ayrımcılığa karşı somut adımlar atılması gerektiği vurgulandı.

Dünyada savaşlar ve krizler nedeniyle zorunlu göçün arttığına dikkat çekilen açıklamada, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği verilerine göre yerinden edilenlerin sayısının 120 milyona ulaştığı belirtildi. Türkiye’de de göçmenlere yönelik saldırıların arttığı ve bunun ciddi bir insan hakları sorunu olduğu ifade edildi.

Açıklama, 21 Mart’ın dayanışmayı büyütme günü olduğu vurgusuyla sona erdi ve uluslararası topluma savaşların durdurulması çağrısı yapıldı.

Açıklamanın tam metni şöyle:

21 Mart Uluslararası Irk Ayrımcılığı ile Mücadele Günü Basın Açıklaması

Bugün burada, 21 Mart Uluslararası Irk Ayrımcılığı ile Mücadele Günü vesilesiyle, eşitlik, insan onuru ve birlikte yaşam hakkını savunmak için bir araya geldik.

21 Mart 1960’ta Güney Afrika’da apartheid rejimine karşı barışçıl protesto düzenleyen 69 kişi polis tarafından öldürüldü. Bu katliamın ardından Birleşmiş Milletler 21 Mart’ı Uluslararası Irk Ayrımcılığı ile Mücadele Günü ilan etti. Aradan geçen on yıllara rağmen ırkçılık ve ayrımcılık dünyanın birçok yerinde hâlâ ciddi bir insan hakları sorunu olmaya devam ediyor.

Birleşmiş Milletler’in 1965 tarihli Irk Ayrımcılığının Her Türlü Biçiminin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi, ırkçı öğretilerin bilimsel olarak temelsiz, ahlaken kabul edilemez ve toplumsal açıdan tehlikeli olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Türkiye bu sözleşmeye taraftır. Buna rağmen ayrımcılığı kapsamlı biçimde yasaklayan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 12 No’lu Ek Protokolü hâlâ onaylanmamıştır.

Bugün dünyada savaşlar, çatışmalar ve ekonomik krizler milyonlarca insanı yerinden etmektedir. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne göre bugün dünyada 120 milyona yakın insan zorla yerinden edilmiş durumda ve bu sayının 2026’da 130 milyonu aşması bekleniyor.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın ilk haftalarında milyonlarca insan yerinden edildi; BM Mülteciler Yüksek Komiserliği verilerine göre İran içinde yaklaşık 3,2 milyon kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. Lübnan’da da yüz binlerce insan-son verilere göre 700 bine yakın kişi-yerinden edilmiş durumda ve sayı hızla artıyor

Ancak göç yolları giderek daha tehlikeli hale gelmektedir. Uluslararası Göç Örgütü verilerine göre son on yılda on binlerce insan göç yollarında hayatını kaybetmiştir. Bu tablo, göç ve sığınma politikalarının insan hakları temelinde ele alınmasının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Türkiye bugün milyonlarca göçmen ve mülteciye ev sahipliği yapan ülkelerden biridir. Bu durum, ayrımcılıkla mücadele ve birlikte yaşam kültürünün güçlendirilmesini daha da önemli hale getirmektedir.

Son dönemde yaşanan olaylardan birkaç örnek dahi, göçmenlere ve farklı kimliklere yönelik ayrımcı tutumların ne kadar ağır sonuçlar doğurabildiğini göstermektedir:

  • Mersin’de Irak Kürdistanı vatandaşı bir aile Kürtçe konuştukları gerekçesiyle saldırıya uğradı.
  • Afgan maden işçisi Vezir Mohammad Nourtani öldürüldü ve cesedi yakıldı.
  • İzmir’de Suriyeli bir göçmen anne komşularının saldırısına uğradı.
  • Kayseri’de Suriyeli mültecilere yönelik saldırılar sırasında 17 yaşındaki Ahmet Handan el-Naif hayatını kaybetti.
  • İstanbul’da göçmen işçi Nicolai Palamarcıuc işkence sonucu yaşamını yitirdi.

Bu olaylar, ırkçılığın ve ayrımcılığın yalnızca söylem düzeyinde kalmadığını; zaman zaman doğrudan şiddet ve ağır insan hakları ihlallerine yol açabildiğini göstermektedir.

Irkçılık, yalnızca hedef aldığı topluluklara zarar vermez. Toplumun barış içinde birlikte yaşama kapasitesini de zayıflatır. Demokratik toplumların temelinde eşitlik, insan onuru ve farklılıklarla birlikte yaşama iradesi vardır.

Bu nedenle:

  • Irk ayrımcılığıyla mücadeleye ilişkin uluslararası sözleşmeler etkin biçimde uygulanmalıdır.
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 12 No’lu Ek Protokolü onaylanmalıdır.
  • Nefret suçlarına karşı etkili soruşturma ve yargılama mekanizmaları işletilmelidir.
  • Göçmenlerin ve mültecilerin hakları güvence altına alınmalıdır.
  • Eşit, özgür ve birlikte yaşanabilir bir toplum mümkündür.

21 Mart’ı, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı dayanışmanın ve insan haklarını savunmanın günü olarak büyütmeye çağırıyoruz.

Savaşlar ve silahlı çatışmalar bugün dünyadaki zorunlu göçün en önemli nedenlerinden biridir; insanlar yaşamlarını korumak için evlerini, şehirlerini ve ülkelerini terk etmek zorunda kalmaktadır.

Bu nedenle uluslararası toplumu savaşların durdurulması, sivillerin korunması ve insanların yerinden edilmesine yol açan çatışmaların sona erdirilmesi için sorumluluk almaya çağırıyoruz.

Yazar

You May Also Like

Biz kimiz?

Enternasyonal Dayanışma, işçi sınıfının kolektif ve kitlesel mücadelesiyle dünyanın daha eşit, adil ve özgür bir yere dönüşeceğini savunan…