AKP’nin lideri, partisinin istişare toplantısında basına yansıdığı kadarıyla şöyle konuşmuş:
“Türkiye olarak zulme, katliama, 76 yıldır devam eden adaletsizliğe her platformda itiraz ediyoruz. Tüm imkânlarımızla Filistin halkının yanında duruyoruz.”
Maalesef doğru değil.
Nisan ayında İsrail’le ticaret kısıtlandığında, kısıtlama getirilen 54 maddenin içinde “jet yakıtı” da vardı. AKP’liler köpürdü, “alakası yok” dediler, bundan 16 sene önce cari açık küçük gözüksün diye yapılan bir tuhaf düzenlemeyle sivil uçaklara doldurulan yakıt ihracat kaleminde gözükmeye başlamış, dolayısıyla burada bahsedilen İsrail’e gidecek sivil uçaklar için sağlanan yakıtmış.
Daha da ileri gittiler: “Cumhurbaşkanımıza haksızlık ediliyor, her şeyi söyleyebilirsiniz ama bunu söylemeyin.”
Zaten her şeyi söyleyemiyoruz ama “jet yakıtı” meselesi devam ediyor.
Azerbaycan şirketi SOCAR, İsrail’in petrolünün önemli bir kısmını sağlıyor. Jet yakıtı transferi, Türkiye’yi de içeren bir hat üzerinden gerçekleştiriliyor.
Şimdi bu ilişkiyi haklı olarak protesto eden Filistin İçin Bin Genç üyeleri, pazar günü gerçekleştirilen şafak operasyonlarıyla gözaltına alındılar.
Mala zarar vermişler ve konut dokunulmazlığını ihlal etmişler.
Nasıl etmesinler ki?
Refah’ta çadır kampını bombalayıp onlarca kişiyi katleden, Gazze’de 7 Ekim’den bugüne soykırım yapıp 36 binden fazla kişiyi öldüren, Batı emperyalizminin desteklediği vahşi bir militarist makinaya, Türkiye’den sunulan yakıtı durdurmaya çalışıyorlar.
Duvarlara atılan boyaların Filistin’de ölen bebeklerle karşılaştırılacak bir yanı yoktur herhalde.
Eylem yapan gençleri daha önceki örneklerde olduğu kadar kolay “MOSSAD ajanı” filan da ilan edemediler, pek bir şey demeden bekliyorlar.
7 Ekim’den Nisan başına kadar katil İsrail ile ticareti olduğu gibi devam ettiren, Nisan başında kısıtlama getirdiğini ilan ederek bunu kabul eden, Mayıs’ta ise “tamamen” durdurduğunu iddia eden AKP hükümeti, sözde ne kadar Filistin’i savunuyor gözükse de, iş pratiğe gelince bizzat İsrail’e can suyu veriyor.
Demek ki Erdoğan, 31 Mart yerel seçimlerinden çıkan sonucu yeterince anlamamış.
Anlamadığı tek konu Filistin de değil.
Hakkâri’ye atanan kayyum, bunun bir diğer göstergesi oldu. AKP-MHP koalisyonu bir kez daha demokrasiyi, halkın sandığa yansıyan iradesini hiçe saydı. Halkın çöpe attığı kayyumu zor kullanarak geri getirdi.
Belli ki AKP’nin istişare ve değerlendirme toplantıları çok verimli geçmiyor, Erdoğan yine aynı toplantılarda açıklama yapmış ve “Yumuşama adı altında kimliğimizden, duruşumuzdan ve kırmızı çizgilerimizden taviz verecek değiliz” demiş.
Vereceksiniz. Vermezseniz siz bilirsiniz.
Kürt sorununda çözümsüzlük ve kayyum politikalarının, MHP ile ittifakın iyiden iyiye güçlendirdiği savaş politikalarının AKP ve Erdoğan adına olumlu bir sonucu yok. Ekonomik krize karşı aslında Erdoğan’ın “duruşundan” da taviz verdiği neoliberal politikalar, yoksullara karşı “kemer sıkma” adı altında büyük bir taarruzu içeriyor. Yoksulları hedef alan politikalar AKP’yi eritmeye devam edecek.
“Yumuşama” iddiası Kobanê davasında HDP’lilere ceza yağması, Gezi davasından tutuklu olanların yeniden yargılanma talebinin reddedilmesi ve Van’daki yenilgiye rağmen Hakkâri’ye kayyum atanması ile çöktü.
Göçmenlere yönelik uygulamalar ırkçılığa karşı çıkan herkesin sabrını taşırıyor.
AKP’nin elinde koca bir sıfır var.
Erdoğan hem seçim akşamı hem de daha sonrasında söylediği gibi seçmenin mesajını alamadı.
Mevcut dengeleri değiştirecek tek bir adım atmadı.
AKP’nin ufkunda gözüken çok fazla alternatif olmadığını da bu manzaranın analizine eklemek lazım.
Yargı ve emniyetin içine tamamen yerleşmiş MHP’den kurtulamıyorlar. Yüzde 50+1 gerekliliği nedeniyle onlara küçük bir müttefik lazım, MHP bu gerekliliği artık sağlamasa da “hiç yoktan iyi” statüsünde.
MHP ve Ergenekoncular ile kurdukları ittifak sebebiyle Kürt politikalarında en ufak bir olumlu hamle dahi yapmıyorlar, oraya bir dönüş de mümkün değil gibi.
Demokratik/liberal kamuoyundan herhangi bir manevrayla koparabilecekleri en ufak bir parça yok.
Elde kala kala, CHP ile içeriği belirsiz bir “normalleşme”, bunun yanında yeni anayasa için yine ne olduğu fazla bilinmeyen uzlaşı çabaları var.
Velhasıl bunlar kurtarmaz, Erdoğan “milletin sesine” kulak veremedi.
Ancak kendi kendine kaybetmeyeceğini de biliyoruz.
Önüne onu ciddi şekilde sıkıştıracak kitlesel hareketleri, kutuplaşmayı aşacak şekilde muhalefet eden başka alternatifleri koymalıyız. Gazze soykırımı, Kürt sorunu ve kayyumlar, ekonomik kriz, siyasal özgürlükler, göçmenlerin hakları… Her başlıkta elimizde yeterince enstrüman var.
Azınlıkta olduğu hâlde ülkeyi yönetmeye çalışan Cumhur İttifakı’nın tüm açıklarını demokratik taleplerle zorlayacağız. Yeni döneme girerken bu mücadeleleri inşa edeceğimize inancımız tam. Irkçılığa, savaşa, yoksulluğa ve tüm antidemokratik uygulamalara karşı birleşelim…
Ozan Tekin