Türkiye siyaseti: Devlet Bahçeli ne diyor? – Sinan Aldoğan

Geçen hafta Başkan Erdoğan, İsrail’in bir sonraki hedefinin Türkiye olduğunu söyledi. Yorumcular bu beyanın, kamuoyunun dikkatini asıl sorunlardan uzaklaştırmaya yönelik olduğunu ilan etti. Onlara göre bu açıklama, ekonomik krizi perdelemek, yeni vergiler koymak için bir manevraydı. Bu derin analize, müthiş ana muhalefetin zehir zekâ ideologları da katıldı! O kadar eminlerdi ki bu derin analizden, Özgür Özel’i de bu doğrultuda konuşturdular. Oysa ilkokul düzeyinde bir siyasi analiz gücü, İsrail’in Türkiye’ye saldırmasının en ufak bir ihtimal dahi olmadığını görür.

Muhtemelen Başkan Erdoğan, Ortadoğu’daki yeni gelişmeleri ve “tehditleri” İsrail üzerinden propaganda diliyle anlatı.

Peşi sıra Bahçeli, şaşırtıcı bir hamleyle DEM Partililerle el sıktı. Daha da şaşırtıcı olan, 22 Ekim Meclis grup konuşmasında Öcalan’a seslenmesi oldu. “Öcalan DEM Parti grubunda konuşup silah bıraktıklarını ve örgütün lağvedildiğini açıklasın ve umut hakkından yararlanarak özgür kalsın” dedi. Ortalık fena karıştı. Müthiş ana muhalefete yakın keskin ideologlar Bahçeli’nin dengesiz açıklamalar yapabilen bir siyasetçi olduğunu anlatamaya başladılar. Kafalar iyiden iyiye karıştı ve her kafadan bir ses çıkmaya başladı. İkisini alıyorum: Bülent Arınç, Bahçeli’nin çağrısının içinin doldurulmasını istedi. Özel ise çağrının basit bir siyasi manevra olmadığını kavramış olsa gerek ki “el yükseltti”, önce Demirtaş’ı hapiste ziyaret etti ve sonra da altı ili kapsaması planlanan geziye çıktı. 

Anlamaya çalışıyorum: İsrail’in Gazze’de başlattığı savaş, dengelerin tamamen değişmesine neden oldu. Kimi siyasi güçler etkisini kaybetti ve uzun vadede siyasi aktör olarak önemli bir yer tutamayacak. Hamas ve Hizbullah eski etkisine bir kez daha kavuşamayacak. Onlar üzerinden siyaset kurgulayan daha büyük güçler, onların bu güç kaybından dolayı güç kaybettiler. Artık siyaseti yeniden kurmak zorundalar.

İsrail’in Gazze hamlesinin bir ilhaka dönüşmesi muhtemel. Kuzeyde Lübnan’da da bir alan açıyor. Suriye’yi elini kolunu sallayarak vuruyor. İsrail, bölgenin en önemli ülkelerinden İran’a kafa tutuyor. Ona denk bir güç olduğunu ve hatta onu yenebileceğini duyuruyor.

İsrail, kimi romantik beklentilerin aksine, bölgenin en güçlü devleti hâline geliyor, geldi. Düşmanlarını bastırmış, İran’a haddini bildirmiş ve daha da bildirecek olan İsrail, zengin Arap devletleriyle stabil bir ilişki kuruyor. Aynı şey, Rusya için de geçerli. İsrail’in bu yeni konumu, yeni ittifak ilişkilerini zorluyor. Bu ittifakların üst bileşeni ve garantörü ABD. ABD’nin bu konumu, yeni ittifak ilişkilerinin oldukça ciddiye alınmasını gerektiriyor.

Sanılanın aksine Kürtlerin Ortadoğu’daki rolü azalmıyor, önem kazanıyor. Yeni kurulacak ittifak ilişkilerinde PYD, İsrail için en önemli güç hâline geliyor. Üstelik bunun rotasını ABD çiziyor. Giderek Suriye merkezli bir Kürt devleti daha mümkün görünüyor. İşte o müthiş retorik örneği “teröristan kurdurmayacağız!” ifadesi buna işaret ediyor.

Kürt hareketi de önemli bir kararın arifesinde duruyor. Ya ABD ve İsrail ittifakıyla yürüyecek ya da başka bir yola girecek. Bu yollardan en net görüleni, Türkiye ile ittifak. Kürt hareketini çok zor bir karar bekliyor. Hangi tercihin Kürtler için doğru olacağına karar vermek zorundalar. Bir seçenek de bu iki tercih arasında bir yol tutturmak. Bu, en ince siyaset gerektiren politik hat ve en zoru. Muhtemelen Kürt siyaseti bu yolu seçecek…

İşte bu arka plan Bahçeli’yi konuşturuyor. Bahçeli, Türkiye Cumhuriyeti’nin gelişmeleri doğru okuduğunu gösteriyor. Bahçeli, bir dediği bir dediğini tutmayan politikacı konumunda değil, milliyetçi çizgisini terk etmiş hiç değil. Aksine Kürt meselesinde en büyük etki gösterebilecek ve geleneksel Türk milliyetçiliğinin en önemli ismi. Bahçeli, devlet adına konuşuyor, devlet Kürt meselesinde yeni bir rotaya giriyor. Kürtleri olası ittifakların dışına çekmeye çalışıyor, büyük bir siyaset kuruyor. Bunu başarıp başaramayacağını zaman gösterecek. Ana doğrultuyu belirleyen ifadelerin dışındaki açıklamalar, bunun zor olduğunu gösteriyor. İşte bu noktada Bülent Arınç’ın “içi doldurulmalı” talebi anlam kazanıyor.

Sosyalistler, bu tabloyu net olarak görmeyip romantik barış tartışmalarına takılıp kalırsa hata yaparlar.

Sinan Aldoğan

Yazar

You May Also Like

Kira krizi derinleşiyor

Ekonomik kriz, konut kiralarını fahiş seviyelere çıkarırken, birçok kiracı açısından mahkemeye taşınan kira davaları da sonuçlanmaya başladı. Tahliye…