Enternasyonal Dayanışma, TABİB gönüllüsü Kadim Fırat’a bugüne kadarki mücadelelerini, yerel seçimler sonrası oluşan durumu ve orta vadeli program hakkındaki görüşlerini sordu.
Röportaj: Betül Dilan Genç
TABİB kimdir, neler yaptınız, neleri hedefliyorsunuz?
Kadim Fırat: Taşeron Belediye İşçileri Birliği (TABİB), belediye şirket işçileri tarafından kurulan, bu iş kolundaki işçilerin mali ve sosyal haklarını kararlılıkla savunan bir örgütlenmedir. Taban örgütlülüğü üzerinden yürümeye çalışmaktayız. Siyaset ve sendikalardan bağımsız yol yürümeyi önemsiyoruz. Mümkün olduğunca hiyerarşik ve menfaat bekleyen tarzlara uzak durmaya çalışıyoruz. Mücadelesine alkış beklemeyen, işçi mücadelesinde sorumluluk alan bir örgütlenmeyiz, diyebiliriz.
Dört alanda faaliyet sürdürmeyi çok önemsiyoruz. İş yerlerinde güçlenmek, bu gücü sokağa taşımak, sosyal medyada anlamlı bir güç olmak ve sendika-siyaset üzerine baskı kurarak işkolunda hizmet üreten işçilerin haklarının kazanılmasına yardımcı olmak.
Yukarıda saydığım dört alanda da çok yoğun çaba sarfettik. Toplu İş Sözleşmelerinde hak savunuculuğu yapmak, zorunlu emeklilik yasasını püskürtmek, güvenceli ve kadrolu çalışma hakkını elde etmek, işten atılan işçilerin direnerek işe dönmesini sağlamak, Ek Protokol ile ücretlerde iyileştirme yaptırmak, kadro için eylemler yapmak, ilave tediye kavgasını yükseltmek, parlamentoda işçilerin hakları için süreç yürütmek, sosyal medyada aktif olup işçi haklarını gündemde tutmak ve işyerlerinde görüşmeler ve toplantılar yapmak, yaptığımız işler arasında. Pek çoğunda da anlamlı kazanımlar elde ettik diyebilirim.
Bugün hangi belediyede hak gaspına karşı mücadele varsa muhatap TABİB’dir. Kolaylaştırıcıdır, örgütleyicidir, ses duyurandır.
Kendi işkolumuzda elde ettiğimiz güç ve birikimle, kamu alanında diğer işçilerle emeğin hakları için bir odak kurmak öncelikli hedeflerimiz arasında. Genel bir mücadele dinamiği olmadan hiçbir işkolu tek başına kazanım elde edemez. Bunun bilincindeyiz. Sermayenin, siyasetin onların bir kolu olan sendikaların, işçileri çeşitli şekillerde böldüğü, parçaladığı, kutuplaştırdığı bir iklimde işçilerin emek kimliği ekseninde buluşmasını, yakınlaşmasını, birlikte davranmasını sağlamak arzusundayız.
Belediye işçilerinin kadrolular, belediye şirket çalışanları ve taşeron işçiler olarak bölünmesi süreci nasıl gerçekleşti ve hem çalışma koşullarını hem de mücadele koşullarını nasıl etkiledi?
Sermaye planını iyi özetleyen bir soru ve biz kendi alanımızda bu ayrımı aşmak istiyoruz. Emek süreçlerinin güvencesizleştirilmesi, çalışanlar arasında hiyerarşik düzeyleri kışkırtmak üzerine kurulmuş neoliberal ve ucuz işgücüne dayalı bir strateji, işçilerin toplu eylemini kırıp, sınıfı örgütsüzleştirmenin operasyonu olarak yarım asırdır işletilen bir konseptle karşı karşıyayız. Bu acımasız plan takır takır işledi. Amacına ulaştı.
Bugün 1393 belediyede kadrolu işçi sayısı 38 bine düştü, daha güvencesiz koşullarda çalışan şirket işçileri 650 bine dayandı. Şirket işçilerinin ücreti neredeyse her şey dahil yoksulluk sınırının yarısı. Bir de belediyelerin taşeronları var, onların durumu daha korkunç. Biz bu grupların birlik olmasından yanayız, aklımız açık ama olanaklarımız henüz çok zayıf.
CHP’nin birinci parti haline gelmesi belediye çalışanlarının ruh halini nasıl etkiledi, CHP belediyelerinde işçiler neler yaşıyor? Önümüzdeki döneme dair beklentileriniz neler?
AKP’ye oy veren belediye işçilerinin bir kısmı 31 Mart seçimlerinde ya oy vermedi ya da sandığa gitmedi. Genel seçimlerden farklı bir tutumdu bu. AKP’nin 2018’de “size kadro vereceğiz” sözü temelsiz çıkınca, ücretler düşünce yıllardır bu partiye oy veren işçilerin bir kısmı desteğini çekti. AKP’yi cezalandırdı.
Bu kesim CHP Belediyelerinde uygulanan ücret, sosyal hak, sendika siyaset ilişkisi ve başka politikaları yakından izliyor. Durumdan memnun değil.
CHP, 2018’den beri (birkaç milletvekili dışında) 650 bin belediye şirket işçisinin haklarını savunmadı. Görmezden geldi. İşçiler, yerel yönetimlerde iktidar olan, 31 Mart seçimleriyle giderek güçlenen CHP’nin kendi belediyelerinde uyguladığı işçi işveren, toplu pazarlık, haklar meselesi konusunda atılan adımlardan hiç memnun değil.
6 yıldır kanayan yara olan, belediye işçilerinden esirgenen kamu ikramiyesi hakkı (52 günlük ilave tediye), CHP’li belediyelerde çalışan işçiler tarafından mahkemeye taşındı. İşçiler iş mahkemesinde davayı kazandı, CHP’li belediye karara uyacağına, işçilerin mağduriyetini gidereceğine, 650 bin işçinin kendisine bakacağı elverişli durumu seçmeyi değil, üst mahkemeye taşıdı, işçilere de icra gönderdi.
Bunu gören işçi neye inanır? Durum CHP’li belediyelerde çalışan işçiler için de benzer. Umutsuzluk hakim diyebilirim. İşçiler koşulların düzeleceğini düşünmüyor.
Yerel seçimlerden sonra pek çok belediyede işçiler işten çıkarıldı. İşe ihtiyacı olan insanları çıkararak mı başlamak gerekiyordu, yoksa her gün yağmalanan milli gelirin emekçilere, kamusal ihtiyaçlara harcanmasını önceleyen bir programı mı öne çıkarmak gerekiyordu. İş güvencesi olmadığı için işçilerin kaderi belediye başkanlarının iki dudağı arasında ve bu konu bütün işçileri tedirgin ediyor.
CHP emekçilerin hakkını bayraklaştırmak istediğinde, işçiler “siz önce kendi belediyelerinizde adil olun” diyor. Pratiklere bakıyor. Grevlerin sendika ve belediye başkanları tarafından nasıl bastırıldığını görüyor. Ve umut beslemiyor.
Belediye işçileri CHP’nin emek konusunda turnusol kâğıdı. Bu devasa sorunla Genel İş ya da Belediye İş Sendikalarını dizayn ederek başa çıkacağını düşünüyor. Hakikaten her iki sendika da CHP ne derse onu yapıyor. İşçilere dayalı, özgüvenli bir sendikal hareket istenmiyor. Sendika da bu bariyeri aşmak niyetinde değil, her ay devasa miktarlarda para akıyor, kasa doluyor, konfor şahane, hayat güzel. Böyle bir tezgâh olduğu için yüz binlerce işçi, sınıf mücadelesine katılamıyor, kendi sınıf örgütlenmesini ilerletip genelleştiremiyor.
Haysiyetli bir işçi hareketi için bu çark kırılmalı. Bu konuda herkese iş düşüyor.

Belediye çalışanları da birçok işkolunda olduğu gibi siyasi yakınlıkları ile de bilinen sendikalar arasında bölünmüş durumda, bu sendikalar ve izledikleri politikaları biraz anlatabilir misiniz? Bu sendikalarla işçilerin deneyimlerinden bahsedebilir misiniz?
Bu sendikaların yöneticileri aynı zamanda partilerin üyeleri, yöneticileri, yakınları belediyelerde çalışıyor, her ay işçilerin yevmiyelerinden kesilen paralarla işçilerden çok daha fazla kazanıyorlar, durumları gayet tatlı. Belediye yönetimleriyle TİS süreçlerinde uyduruk mevzuları, şov zamanlarındaki sahte kabarışı bir kenara bırakırsak, aralarından su sızmıyor. Parti çıkarlarını, belediye yönetiminin çıkarlarını işçilerin çıkarlarından üstte tutuyorlar. Parti şubesi gibi çalışıyorlar. İşçiler arasında sendikalara güven sıfır. Onun için işçiler sendikaların diğer etkinliklerine, eylemlerine katılmıyor.
İki örnek verelim. Altındağ Belediyesi AKP tarafından yönetiliyor, işçiler haklarını alabilmek için Mart ve Nisan aylarında iş bıraktı, ortalıkta üyesi oldukları Hizmet İş Sendikasını (HAK-İŞ ) göremediler, sendika işçilere karşı bir süreç yürüttü, mücadelenin yanında durmadı, son derece önemli bir işçi direnişi sonunda pek çok işçi işten atıldı.
İzmir Çiğli Belediyesi CHP tarafından yönetiliyor. İşçiler 2022 yılında TİS’te uyuşma olmadığında grev hakkını kullandı. Genel İş Sendikası (DİSK) işçilere rağmen 3 yıllık TİS imzaladı. Öfkelenen işçiler sendikanın araç gereç, flamalarını ateşe verdi.
Birkaç ay sonra temsilciler ve işçiler, Ek Protokol ile ücretlerde iyileştirme istedi. Eylemler yaptılar, seslerini duyurmak istediler, son çare olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun Bayraklı’da yapacağı bir açılışta pankart açıp, slogan attılar, güvenliklerin şiddetine maruz kaldılar. Temsilciler hemen görevden alındı, 61 işçi işyeri disiplinine verildi.
Bu iki örnek sendika ve siyaset ortaklığını iyi şekilde özetliyor. Daha ne denebilir ki…
Ekonomik kriz ve kamuda tasarrufa odaklanan orta vadeli program (OVP) hakkında işçiler ne düşünüyor, gözlemleriniz nedir?
İşçiler ekonomik krizi iliklerine kadar yaşıyor. Çözümü daha fazla mesai yapmak, 2. işte çalışmak, Ek Protokol ile ücretleri bir miktar yükseltmek ya da Toplu İş Sözleşmeleri ile hakları genişletmek olarak düşünüyor ve sendikaları bekliyor.
Toplu İş Sözleşmeleri ile alınan zam bir iki ay sonra un ufak oluyor. Enflasyonist politikaların zirvede olduğu bir dönem yaşıyoruz, fakat yetkili sendikalar işçileri güvenceye alacak program ve mücadele hattı örgütlemiyorlar. Ücretler her ay enflasyon oranında artsın bile diyemiyorlar. Bu da çare değil çünkü taban ücretler çok düşük. TABİB, ikisini birbirine bağlayan bir öneri sunuyor. Taban ücret net yoksulluk sınırı olsun ve sendikaların her ay açıkladığı enflasyon oranında ücretler otomatik olarak yükseltilsin.
Orta vadeli saldırı programı henüz işçilerin gündeminde değil. Yukarıda saydığım gündemler daha ilgi çekici.
Bu sendikalar ve bu TİS taslakları ile fazla kazanacak bir şey olmadığını düşünüyorum.
Yerel seçim sürecinden sonra pek çok belediyede 2024 TİS’leri başlayacak. İşçilerin odağı şu an TİS’lerde. Sendikalar da OVP konusunda şu an için bir şey yapmıyor.
TABİB ne düşünüyor bu konuda, neler yapmayı düşünüyorsunuz?
TABİB bu konuda aydınlatıcı, teşhire yönelik bir süreç izliyor, programı deşifre etmeye çalışıyor, konuyu gündemde tutmaya, daha fazla işçinin zihninde yer alması için çabalıyor.
Eğer güçlü, geniş bir işçi muhalefeti yaratamazsak, sadece kemer sıkma, tasarruf adı altında düşük ücretler ve işten çıkarmalar yaşanmayacak, günün sonunda Kıdem Tazminatı da gidecek. Bu işçiler için korkunç bir yıkım olur.
Krizin faturasını biz değil, zenginler ödesin diyoruz, vergiler zenginlerden toplansın istiyoruz. Milli gelirin yüzde 40’ını şanslı yüzde 1 alıyor. Bu nasıl bir saçmalık ve soygun düzeni. Kimden çalıyorlar peki? Emekçi sınıflardan.
Buna karşı geniş bir işçi cephesi öneriyoruz ve üzerimize düşeni yapacağız, fakat tek başımıza bu kadar büyük bir saldırı dalgasını göğüsleyemeyiz. İşçi sınıfının diğer bölükleri ile bir araya gelmeliyiz. Net bir program etrafında birleşmeli ve karşı kampanyalar yapmalıyız. Güçlü bir karşı atak geliştirmeliyiz. Her işyerinde bu çalışmaya katılabilecek işçileri sürece dahil edecek esneklikte yapılar kurmak önemli.
Orta vadeli programla hayata geçirilecek sermeye arzusunu püskürtemezsek, bugünleri çok ararız. Ben emekçilerin 31 Martta bu programa hayır dediğini düşünüyorum. Şimdi bu itirazı daha sistematik ve örgütlü hale getirmeliyiz. En yumuşak yerleri Temmuz’da asgari ücretliye zam konusu. Zam vermek istemediklerini ilan etti Bakan Mehmet Şimşek. Burada asılır ve mağlubiyet yaşatabilirsek, hareketin güven kazanabileceği muhakkak. Bu zafer, yola daha emin adımlarla çıkmak anlamı taşır.
Yukarıda kısmen söyledim biraz daha altını çizeyim.
- Vergileri biz işçiler veriyoruz sadece, vergiler zenginlerden, şirketlerden alınmalı,
- Çalışma saatleri kısaltılmalı, günde 6 saat, birkaç vardiya, işsizliğe çare olabilir
- Milli gelirden emekçilere ayrılan bütçe arttırılmalı.
- Kadrolu ve güvenceli çalışma hayatı tesis edilmeli
- Sendikalar yasası değiştirilmeli ve demokratikleştirilmeli
- En düşük ücret yoksulluk sınırına çekilmeli
- Emekli maaşları düzeltilmeli
Benzer bir program etrafında kenetlenmeliyiz. Çoğulcu, kapsayıcı, kararlı, mücadeleci ve yaratıcı bir işçi cephesi/ birliği ile bizi yoksullaştıran, hayatımızdan çalan sermaye güçlerine karşılık vermemiz mümkün.
Son bir şey söylemek isterim. 31 Mart Seçimlerinde emekçi kitlelerin hükümet programını yenilgiye uğratması, 1 Mayıs’ta yüz binlerce işçinin talepleriyle birlikte meydanlara akması, İstanbul’da yasak olmasına rağmen on binlerce emekçinin Taksim için Saraçhane’de toplanması, gözaltı, gaz yemeyi göze alması son derece önemli gelişmelerdir. Sendikal bürokrasinin zigzaglarla dolu davranışı ve kitlelerde kabaran öfkeyi anlamsızlaştıracak işlere girmesi direniş arzusunu kıramamıştır. Sınıf zemininde biriken öfke, deneyim ve birikimleri gürül gürül akan bir ırmağa taşıyalım.
Teşekkür ederiz.