Gayrettepe siyasi polis.
Namı diğer 1. Şube
Adı sadece işkence ve gözaltında kayıplarla anılan 1. Şube ile tanışmam 1976 yılı Mayıs ayında oldu. Ülkede ilk legal ve kitlesel olarak kutlanacak 1 Mayıs için bildiri dağıtırken Erenköy Kız Lisesi’nin önünden polis marifetiyle göz altına alınmıştık. Birkaç saat sonra ise şubenin o meşhur hücreleri ile tanıştık. Tanıştık diyorum çünkü hem ben hem arkadaşlarım ilk defa şubeye götürülmüştük. O zamanlar elekten geçirilme denilen (emniyetin bütün kısımlarında kaydımızın olup olmadığına ve aranıp aranmadığımıza bakılıyordu) işlem dışında bir uygulamaya maruz kalmadık. Birkaç hoş geldin yumruğu ve birkaç güle güle yumruğu yedikten sonra salındık. 1 Mayıs mitingine bile yetişmiştik. Bu ilk gözaltı sürecinde beni etkileyen tek şey yediğim yumruklar değil hücrelerin birinden zaman zaman yükselen “Zahit bizi tan eyleme” türküsüydü.
Yıkım haberini öğrendiğimde zihnimde canlanan yine bu ilk gözaltında hücrede dinlediğim türkü ve o türküyü söyleyen arkadaş oldu. Sesindeki tını gördüğü işkencenin acısını ve o acıya direnmenin enerjisini taşıyan o türküyü hiç unutmadım.
İşkence merkezi olarak Gayrettepe
Şubede yapılan işkencelerin tek amacı eylemleri, eylemlerin sorumlularını ve örgütsel ilişkileri açığa çıkartmak değildi. Alındığın andan itibaren yapılan şey müesses nizama karşı çıkan karakterinin imhası idi. Devrimci kişiliğinin imhası mümkün olduğunda hem sorgu hedefine ulaşıyor hem de devrimci kişiliği imha edilen bir birey olarak müesses nizama geri dönüyordun.
Tüm sorgu süreçlerinin çıplak yapılması, en ağır aşağılanmalar, ailenin gördüğü hakaretlere şahit edilmeler, eşinin sen askıda iken soyunuk bir vaziyette karşına çıkarılması vb bir çok sorgu tekniğinin uygulanmasının tek bir amacı vardı. Devrimci karakterinin imhası, devletin kudreti karşısında bu karakterin bir hiç olduğuna seni ikna etmek.
İşte Gayrettepe böyle bir yerdi. 1975-1985 arasında (bilinen ve bilinmeyen işkence merkezleri hariç) yaklaşık 100 bin devrimci, hatta her türden muhalif bu karakter imha fabrikasından geçti. Gayrettepe bu on yılda kendi katillerini ve zalimlerini üretirken sorgudan geçenler ve onların yakınları dahil milyonlarca insanın travması hâline geldi.
12 Mart’ın generalleri Erenköy köşkünü ve Sansaryan hanı işkence tarihinin sayfalarına yazdırırken MC hükümetleri ve 12 Eylül darbecileri aynı sayfalara Gayrettepe’yi yazdırdı.
Yıktıkları sadece beton bir binadır.
İnsanlığa karşı işledikleri suçları o molozlar örtemez.
Kenan Kedikli
