Siyaset, son günlerde MHP’nin AKP’ye verdiği ayarlarla ve güç gösterileriyle çalkalanıyor.
Önce Van’da DEM Parti’nin kazandığı seçimin İl Seçim Kurulu tarafından iptal edilmesine tepki gösteren AKP’li Hayati Yazıcı ile MHP ve MHP’ye yakın Saray danışmanı Mehmet Uçum arasında sert tartışma yaşandı, Hayati Yazıcı tweet’ini silmek zorunda kaldı.
Osman Kavala ve Gezi tutsakları serbest bırakılsın diyen AKP’li gazeteci Abdülkadir Selvi’ye MHP’liler Silivri’yi adres olarak gösterdi.
Sinan Ateş cinayetinde kullanılan otomobil ve azmettiriciler konusunda çok açık bilgiler var. Ama iddianamede hiçbir MHP’li veya Ülkü Ocaklı yöneticinin ismi yok.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına MHP eğilimli Muhsin Şentürk atandı.
AKP medyasının ağır topu Sabah-ATV grubu, yargı ve emniyette İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya aleyhine yürütülen MHP kumpası konusunda MHP’den yana taraf oldu.
Bazı AKP’lilerin olumlu gelişmeler olabileceğine dair yazılarına rağmen, Kavala’nın yeniden yargılanması talebi reddedildi, Kobanê davasında HDP’li yöneticilere yüzlerce yıl ceza verildi.
Ayhan Bora Kaplan suç örgütü soruşturması MHP’nin polis ve yargı içindeki gücünü ortaya koydu. Soruşturma, polis ve yargı arasında ne olduğu belli olmayan bir şekilde rayından çıkarıldı, içi boşaltıldı.
Önümüzdeki 4 yıl, daha da sertleşen bir iktidarla karşı karşıya kalacağız
MHP; bir yandan polis ve yargı eliyle yürüttüğü operasyonlarla, bir yandan Bahçeli’nin açıkça koyduğu tavırlarla, Erdoğan’ın yumuşama siyasetinden geri çekilmesini sağladı.
MHP’nin hem mafyatik gücü, hem de devlet içerisinde etkin kolları var. Erdoğan bu güç karşısında geri adım atmak zorunda kalıyor. Üstelik parlamentodaki oy dengeleri açısından da MHP’ye muhtaç.
Bu yüzden önümüzdeki 4 yıl, daha da sertleşen bir iktidarla karşı karşıya kalacağız. Bu süreçte demokrasi güçlerinin bir arada durması ve MHP’li faşistlerin her türlü saldırısına karşı anında tepki göstermesi çok önemli.
Ülkücü mafyanın tarihi
MHP’nin mafyatik gücünü oluşturan ülkücü kadrolar, en az 50 yıldır devletle içi içe bir şekilde büyüyor.
Ülkücülerin mafyalaştırılması yolunda ilk köklü adım 12 Eylül cuntası tarafından atıldı. 12 Eylül öncesinin tetikçileri, katliamcıları Abdullah Çatlı, Alaattin Çakıcı, Haluk Kırcı, Nurullah Tevfik Ağansoy gibi eski ülkücüler devlet hizmetine alındılar. Darbe sonrasında ASALA’ya karşı, 1990’lı yıllarda ise Kürt işadamları, aktivistleri ve siyasetçilerine karşı suikastlarda kullanıldılar. Bu mafyatik ekibe daha sonra Sedat Peker, Sedat Şahin, Kürşat Yılmaz, Drej Ali gibi ülkücüler eklendi.
Ülkücü mafyanın siyaset ve devletle ilişkisi ilk defa 1996 yılında Susurluk’ta ortaya saçıldı. Kaza; içlerinde Mehmet Ağar gibi İçişleri Bakanlığına kadar yükselecek polislerin, özel harekâtçıların, MİT’çilerin, JİTEM’ci generallerin, milletvekillerinin de bulunduğu ilişkiler zincirini ortaya çıkardı. En önemli isim eski Ülkü Ocakları ikinci başkanı Abdullah Çatlı idi.
İstifa eden Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Korkut Eken, Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu ve diğer 13 kişi “cürüm işlemek için silahlı teşekkül oluşturmak ve insan öldürmek” suçundan yargılandılar. Sonunda bazı istifalar, yargılamalar, kısa süreli hapis yatmalarla sonuçlanan Susurluk olayı, üzerine gidilip derinleştirilmeden üstü kapatıldı.
Sedat Peker’in yurt dışına kaçtıktan sonra, videolarında ifşa ettiği isimler ve olaylar, Türkiye’de mafyanın ulaştığı gücü gösteriyor. Ülkücü mafyanın etkinliği ise Ayhan Bora Kaplan suç örgütünün gücü veya Sinan Ateş’i öldüren kişilerin organizasyonu göz önüne alındığında, ortaya çıkıyor.
Faruk Sevim