Gün geçmiyor ki ırkçı ve milliyetçi bir toplumsal gündem ile karşı karşıya kalmayalım. Irkçı argümanları siyasetçilerin hiç de hicap duymadan ardı ardına sıraladığı günlerdeyiz. Toplumu kutuplaştırıp egemen fikirlere hizmet ederek, gerek işçi sınıfı için de gerekse ezilen halkların içinde bölücü bir politik argüman olan ırkçılık son bir ayda toplumsal hayatın her alanında karşımızda.
Bir spor müsabakasında terör örgütü listelerinde yer alan bozkurt işaretinin bir futbolcu tarafında övgü ile yapılması tartışmaları hararetlendirdi. Ardından Kayseri’de Suriyeli göçmenlerin yaşadıkları mahallelere yönelik yakma, yıkma ve yağma suçlarının ırkçılar tarafından gerçekleştirildi. Irkçı partilerin önderliğinde örgütlenen ırkçıların ülkenin farklı şehirlerinde de mültecilere yönelik saldırılarının ardı arkası kesilmeden devam etti. Amedspor maçlarında yaşananlar ve en son Nazi kıyafetli kendini bir Türk ırkçısı olarak tanıtan Arda K. Eskişehir’de insanlara saldırdı.
Kur’an kursu Türklere aittir
Kayseri’de gerçekleşen mültecilere yönelik pogrom sonrasında çekilen bir fotoğraf var. Bu aşağıdaki fotoğraf 100 yıllık egemen ideolojiyi o kadar açık ve net bir şekilde betimliyor ki üzerine saatlerce konuşup yazmamak elde değil. Apartmanın yöneticisi bir daha saldırı olup, bina yakılmasın diye o bu yazıyı yazmış.

Çünkü apartmanın yöneticisi de biliyor bu topraklarda din, devlete yani” Türklere” aittir. Ve bu din 100 yıldır devletleştirilmiştir. Tüm insanlığa gönderildiği söylenen İslamiyet dini Türkiye’de devletin ve egemen ideolojinin denetimindedir. Egemen ideoloji, kimin, hangi etnik kimliğin “bu dine layık” olduğunu da belirleyendir.
Münferit olay
Irkçı saldırılar aslında tüm farklılıklara düşman olan ırkçıların kolektif bir bilinçle yaptığı eylemler olarak karşımızda. Kemalist rejimin cumhuriyetin ilk yıllarından beri asimile etmeye çalıştığı Kürtçe de ırkçıların hedefinde, Kürt şehirlerinde belediyelerin yaya geçitlerine “Pêşî Peya” yazmaları ırkçılar tarafından hedef alındı ve yerlerine Türkçe kelimeler ve ırkçı argümanlar yazıldı. Spor karşılaşmaları ırkçıların ve destekçilerinin boy gösterdiği bir arena görevi görüyor. Kurumlar da bu gösterinin en büyük paydaşları olarak ayrımcılık suçu işliyor. Karagümrük- Amedspor karşılaşması öncesi ve sonrası yayıncı kuruluş Beinsports önce Amedspor’un logosu yerine Iğdır FK’nin logosunu kullandı, bir sonraki yayınında ise Amedspor’un ismini kullanmadı. Beinsports’un son vukuatında ise Amedspor’un ismi kullanılmadı. Beinsports resmi web sitesindeki fikstür takviminde ise Amedspor adı yazılmadı.
Geçmiş dönem Amedspor maçlarında başta Bursaspor taraftarlarına herhangi bir yaptırım uygulamayan, işlenen suçlar göz yuman sistem ırkçıların en büyük dayanağı. Nasıl olsa hiçbir şey olmuyor mantığıyla ilerleyen zamanlarda Amedspor maçlarında bu manzaralar ile daha fazla karşılaşacağız. Bu maçlar ırkçılar için Kürt düşmanlıklarını tüm güçleriyle gösterecekleri yerler oluyor. Örgütlü ırkçılar yine bir futbol maçında Karagümrük-Amedspor maçında kendilerini gösterdiler. İstiklal Marşı sırasında bozkurt işaretleri yaparak, bu işaretin politik bir işaret olmadığını Türklüğü simgeleyen bir işaret olduğunu savunan bir dizi saçma argümanı da çürütmüş oldular. Çünkü bu işaret bir politik semboldür. Başta “Türk olmayan herkese düşmanız” iddiasında olan tüm insanlığa ve canlı yaşamına düşman bir işarettir.
Irkçılığa karşı mücadelede her geçen gün geriye düştüğümüz bu günlerde ırkçılar ise örgütlü bir şekilde saldırılarına devam ediyor. Geçen gün Eskişehir’de bir camii avlusunda insanlara rast gele bıçakla saldıran ve beş kişiyi yaralayan Arda K.’nin sosyal medya hesaplarında da üzerinde Nazi simgeleri bulunan fotoğrafları bulunuyor. Faşist saldırgan göçmenlere, Kürtlere, hayvanlara ve tüm ezilenlere düşmanlık yaptığı bir “manifesto” yayımlamış. “Irkçılık kazanacak” yazılarının yanında, Göktürkçe yazılar ve bozkurt görselleriyle tam bir ırkçı olarak kendini tanıtıyor. Peki, yetkililer bu ırkçı saldırı karşısından nasıl bir açıklama yaptı?
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Eskişehir’de Arda K’nin bıçak ve balta ile 5 kişiye saldırmasını “oynadığı savaş oyunlarının etkisi” şeklinde değerlendirdi. Göktaş, “Ailelerden de bu konuda mesajlar alıyoruz” diyerek “dijital bağımlılıkla mücadele” vurgusu yaptı.
Çocuk denilerek geçiştirilen, oynadığı oyunların etkisi altında kaldığı savunusu ile Irkçılığı görmezden gelinen kişi örgütlü bir ırkçılığın sonucu bu eylemleri yaptı. Bu saldırganın sosyal medya üzerinde kendi gibi ırkçı olan arkadaşlarıyla konuşmaları ortadayken ırkçılığı ve nefreti yükselten siyasi ortam ve cezasızlık bu ülkede ‘normal’ bir hal almışken bunu oynadığı oyunlara bağlamak sistem tarafından da desteklenen ırkçılığı görmezden gelme pratiğidir. Hrant Dink’i pusu kurarak katleden Ogün Samast için o dönem ellerini ovuşturarak sevinen ırkçılar, ‘’o bir çocuk cahilce bir şey yaptı, şundan bundan etkilenmiştir’’ diyerek katili ve onun ardında gözükmesini istemedikleri ideolojik hattı meşrulaştırıyorlardır.
Irkçıların en çok dayanak aldıkları argüman “münferit olay“ kavramı. Münferit bir olay genelleme yapmayalım, herkes öyle düşünmüyor, diyerek batı kentlerinde sokakta, pazarda, minibüste ana dillerini konuşan Kürtleri linç edenleri savundukları gibi burada da olayı masumane bir çocuk eylemine dökmeye çalışıyorlar. Oysaki Hrant Dink ’in eşi Rakel Dink’in bu cinayet üzerine söylediği söz hâlâ geçerliliğini koruyor. “Bir bebekten katil yaratan karanlık.”
Bu karanlık hâlâ üzerimizde ve örgütleniyor. Bu karanlığı yırtıp atmak için tek bir güce ihtiyacımız var, işçi sınıfının birleşik mücadelesi. Bu mücadele ne zaman geriye düşerse ırkçılık ve milliyetçilik hemen bu boşluğu doldurarak egemen fikirler lehine örgütleniyor. Tarihin bizlere öğrettiği şey açıktır. Irkçılığa ve milliyetçiliğe karşı birleşik işçi sınıfı mücadelesi tek çözümdür. Bu mücadele geriye düştükçe ırkçılığın yükselişi kaçınılmazdır. Egemen fikirlerin de sürekli örgütlendiği gerçeği tartışılmaz bir şekilde kendini göstermektedir.
Armanç Toprak
