Neoliberalizm altında işçi sınıfının durumu

Kapitalizmin küresel ekonomik krizi derinleştikçe, sermayenin işçi sınıfına yönelik saldırılarının şiddeti de o ölçüde artıyor. Dünya çapında işçi sınıfının ekonomik, sosyal ve siyasal haklarına saldırılmakta; işsizlik, yoksulluk giderek büyümektedir.

31 Mart seçimlerinde işçi sınıfı, yoksullar ve özellikle emekliler; neoliberal sisteme, onun uygulamalarına karşı çıktılar, AKP’yi ikinci parti yaptılar.

Ancak AKP-MHP iktidarının emekçi sınıflara saldırıları durmadı, artarak devam etti. Çiftçiler, harcadıkları paranın bile karşılığı olmayan fiyatlarla ürünlerini satmaya zorlanıyorlar, buna isyan ediyorlar.

İşçilere, enflasyon yüzde 100 olmasına rağmen ek zam yapılmıyor. Asgari ücret Ocak ayında belirlendiği şekliyle 17 bin lira olmaya devam ediyor. KDV ve ÖTV’ye yapılan ek zamlarla emekçilerin vergi yükü daha da artırılıyor.

İşçi sınıfı, karşılaştığı sorunları aşmada, birlikte mücadele geleneğini ve yeteneğini kullanır. İşçi sınıfı, toplumsal sınıflar içinde en güçlü ve devrimci sınıftır. Türkiye’nin ve dünyanın değişmesini istiyorsak, işçi sınıfının devrimci gücüne ihtiyacımız var demektir.

Dünyada işçi sınıfının durumu

Aşağıdaki tablolarda da görüldüğü gibi, işçi sınıfı dünyada en kalabalık sınıf.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)’nun Ocak ayında yayınlayıp Mayıs ayında güncellediği Dünya İstihdam ve Sosyal Görünüm Eğilimleri 2024 raporuna göre 3,5 milyara yakın insan çalışıyor. Çalışan kesimin 1 milyar 815 milyonu işçi, 918 milyonu köylü, 651 milyonu esnaf, kendi işini yapan kişi, 189 milyonu işsiz, 97 milyonu ise işveren konumunda.

Asya’da 896 milyon işçi çalışıyor, işçilerin oranı yüzde 43. Avrupa ve Amerika’da 478 milyon işçi çalışıyor, işçilerin oranı yüzde 85.

Sahra altı Afrika, Güney ve Doğu Asya; köylülüğün hala yüksek oranda bulunduğu bölgeler. Toplam köylü nüfusunun yüzde 75’i (689 milyon köylü) bu bölgelerde yaşıyor.

Tablo.1. Dünyada çalışan nüfusun dağılımı (Milyon)

16 yaş üstü çalışma çağında olan kişi6.065
Çalışmaya hazır insan3.669
İşsiz189
Çalışan (İşçi, köylü, esnaf, işveren)3.480
İşçi1815
Köylü918
Kendi hesabına çalışan, esnaf651
İşveren97

Gelişmiş kapitalist ülkelerde, Avrupa ve Amerika’da işçi sınıfı büyük ölçüde hizmet sektöründe çalışıyor. Bu ülkelerde sanayi işçileri, işçi sınıfının beşte birine inmiş durumda. Hizmet sektöründe çalışanların oranı ise yüzde 70’leri buluyor. Bu ülkelerde işçi sınıfının gelir durumu, dünyanın geri kalanına göre daha yüksek. İşsizlik yüzde 5-8 aralığında.

Doğu, Güneydoğu ve Güney Asya ülkelerinde işçi sınıfı büyük oranda imalat sektöründe çalışıyor. İşsizlik yüzde 4 seviyelerinde. İşçi ücretleri Avrupa ve Amerika’ya göre daha düşük. Hindistan, G.Kore ve Japonya dışında güçlü sendikal hareketler yok.

Tablo.2.Çalışanların dünyada bölgelere göre dağılımı

 İşgücü (milyon)İşveren (milyon)Esnaf (milyon)Tarımda çalışan (milyon)Tarımsal nüfus oranı (%)İşçi (milyon)İşçi oranı (%)İşsiz (milyon)İşsizlik oranı(%)
Güney Asya 806252652553222027415,1
Doğu Asya 92026992452750855424,6
Güney Doğu Asya 3441242113331684992,6
Orta ve Batı Asya 80291519486067,5
Sahra altı Afrika 47113142189409721306,4
Kuzey Afrika 802321264658810,1
Körfez Arap ülkeleri 310,10,913289013,2
Diğer Arap ülkeleri 31135161756516,3
Orta ve Latin Amerika 320848541719059206,3
Kuzey Amerika 19528321759073,6
Pasifik bölgesi 220,44,614156714,5
Batı, Kuzey ve Güney Avrupa 2273199418381135,7
Doğu Avrupa 14227751208564,2
 Genel Toplam366997651918251815491895,2

Bölgelerde yer alan ülkeler:

Güney Asya: Hindistan, Pakistan, Bangladeş, İran, Afganistan, Butan, Nepal, Sri Lanka, Maldivler.

Doğu Asya: Çin, Japonya, G.Kore, K.Kore, Moğolistan, Hong Kong, Makau, Taiwan

Güney Doğu Asya: Vietnam, Laos, Kamboçya, Tayland, Singapur, Malezya, Endonezya, Filipinler, Brunei, Myanmar, Doğu Timor.

Orta ve Batı Asya: Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, İsrail, Kazakistan, Türkmenistan, Tacikistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kıbrıs.

Sahra altı Afrika: Güney Afrika, Kongo, Demokratik Kongo, Nijerya, Etiyopya, Mozambik, Angola, Burkino Faso, Benin, Bostwana, Kamerun, Çad, Cibuti, Eswatini, Somali, Güney Sudan, Senegal, Mali, Malawi, Eritre, Moritanya, Nijer, Togo, Fildişi sahili, Gine, Gabon, Gambia, Lesoto, Liberya, Madagaskar, Gine Bissau, Namibya, Ruanda, Tanzanya, Zimbabwe, Uganda vd

Kuzey Afrika: Mısır, Libya, Cezayir, Fas, Tunus, Sudan, Batı Sahra

Körfez Arap ülkeleri: Suudi Arabistan, Katar, BAE, Kuveyt, Bahreyn, Umman

Diğer Arap ülkeleri: Irak, Suriye, Ürdün, Lübnan, Filistin, Yemen

Orta ve Latin Amerika: Brezilya, Arjantin, Meksika, Kolombiya, Şili, Bolivya, Peru, Uruguay, Paraguay, Venezuela, Nikaragua, Panama, Kosta Rika, Küba, Haiti, Dominik, Salvador, Guatemala, Guyana, Honduras, Bahamalar, Belize, Surinam, Jamaika, Porto Riko

Kuzey Amerika: ABD, Kanada

Pasifik bölgesi: Avustralya, Yeni Zelanda, Papua Yeni Gine, Fiji, Samoa, Solomon, Guam

Batı, Kuzey ve Güney Avrupa: Almanya, İtalya, İngiltere, Fransa, Hollanda, Belçika, İspanya, Estonya, Litvanya, Letonya, Finlandiya, İsveç, Norveç, Danimarka, İsviçre, Slovenya, Hırvatistan, Bosna Hersek, Sırbistan, Kosova, Kuzey Makedonya, Karadağ, Arnavutluk, Yunanistan, Malta, Portekiz, İrlanda, İzlanda, Lüksemburg, Avusturya

Doğu Avrupa: Rusya, Polonya, Belarus, Ukrayna, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Moldova.

Çalışma koşulları

En kötü çalışma koşulları Afrika’da. Afrika’da çalışan nüfusun büyük çoğunluğu düşük ücretli, sosyal güvenliği ve hakları bulunmayan kötü işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Kendi hesabına çalışanlar veya aile işine katkıda bulunanlar, çalışan nüfusun yüzde 70’i civarında. İşçiler azınlık konumunda (yüzde 21). Çalışanların yüzde 86’sı kayıt dışı çalışıyor.

Dünyada kuralsız, esnek çalışma artıyor

Dünyada eksik işgücü kullanımı (kısa süreli istihdam, ayda 10-15 gün, günde 3-4 saat gibi) giderek artıyor. Bu da geniş tanımlı işsizliği artırıyor. Neoliberalizmin esnek çalışma adı altında dayattığı, işçiyi istediği saatler arasında ve istediği sürede çalıştırma kuralı, dünyada yüz milyondan fazla insanın kısmi olarak işsiz kalmasına neden oluyor.

İşçilerin daha düşük saatler çalışması olumlu, ama aldıkları ücretin azalmaması şartı ile. Oysa patronlar kısa süreli çalıştırdıkları işçilere daha az ücret veriyorlar.

Tablo.3.Dünyada işsizlerin dağılımı (milyon)

 
Geniş tanımlı işsiz402
Açık işsiz189
Eksik çalışan işgücü112
Potansiyel işgücü101

İş aramadığı halde “iş olsa çalışırım” diyenler, eksik çalışan işçiler ve açık işsizlerle birlikte, geniş tanımlı işsiz sayısı (atıl işgücü) dünya genelinde 402 milyon kişi olarak tahmin ediliyor.

Bu demektir ki, toplam 3,7 milyarlık işgücünün yüzde 11’i işsiz.

Kadınların istihdam oranı daha düşük

ILO’nun tahminlerine göre; 2024 yılında kadınların (15 yaş ve üzeri) yüzde 45,6’sı istihdam edilecek, buna karşılık erkeklerin yüzde 69,2’si istihdam edilecek.

ILO’nun raporuna göre; bu farkın temeli kadınların aile sorumluluklarından, ücretsiz bakım işlerindeki orantısız paylarından kaynaklanıyor.

Kadınlar istihdam edildiklerinde, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, erkeklere kıyasla daha düşük gelir elde ediyorlar. Yüksek gelirli ülkelerde, çalışan kadınlar çalışan erkeklere kıyasla yüzde 27 daha az kazanıyor. Düşük gelirli ülkelerde ise kadınlar erkeklerden yüzde 56 daha az gelir elde ediyor.

Sendikaların durumu

Dünyada iki önemli işçi konfederasyonu bulunmaktadır. ITUC (Uluslararası Sendikalar Federasyonu) ve WFTU (Dünya Sendikalar Federasyonu). ITUC, 163 ülkede 332 üye sendikaya bağlı 200 milyon işçiyi temsil ediyor. Türkiye’den DİSK, KESK, HAK-İŞ ve TÜRK-İŞ konfederasyonları ITUC’a bağlıdır. WFTU, 133 ülkede 215 üye sendikada örgütlü 100 milyon işçiyi temsil etmektedir. Demokratik olmayan ülkelerdeki (Çin, Kuzey Kore gibi) sendikaların üye sayıları 270 milyon civarındadır, ancak hükümet güdümlü oldukları için bu sendikalar uluslararası örgütlenmelere alınmamaktadır. Benzer şekilde Memur-Sen’in ITUC’a başvurusu hükümet güdümlü olduğu için reddedilmiştir.

İki büyük konfederasyonun üyeleri ve diğer bağımsız federasyonlar ve sendikalar dahil edildiğinde, dünyada 350 milyon sendika üyesi bulunmaktadır. Çin hariç sendikalaşma oranı yüzde 25 civarındadır.

1900’lerde dünyada yüzde 5-10 aralığında seyreden sendikalaşma oranı, 1920 ve 30’lu yıllarda yüzde 30’lara, 1950-60’lı yıllarda yüzde 40-50 bandına yükseldi. 1970 ve 80’lı yıllarda neoliberal saldırıların başlaması ile birlikte sendika üyeliklerinde durgunluk ve gerileme başladı. 2000’li yıllarda yüzde 30’lara düşen sendikalaşma, en düşük noktası olan yüzde 20 düzeyine 2008 krizi sırasında geldi. 2008 krizinden sonra sendika üyeliklerinde bir miktar artış oldu, üyelik oranı bugün dünya ortalaması olarak yüzde 25’e kadar çıktı, ancak 1960’lardaki yüzde 50 sendikalaşma seviyesinin hala çok uzağında.

Benzer bir trend Türkiye’de de gerçekleşti. 90’lı yıllarda yüzde 50 civarındaki sendikalaşma oranı, memur sendikaları dahil hesaplandığında, bugün yüzde 25’lere inmiş durumda.

Öte yandan gelişmekte olan bazı ülkelerde sendikalaşma oranlarının artmakta olduğu da gözlenmektedir. Güney Afrika (+127), Şili (+89), Filipinler (+69), Hong Kong (+53), Güney Kore (+60) gibi ülkelerin önemli bir kısmının son dönemde demokratik rejimlere kavuşmaları, sendikalaşmanın gelişmesinin başlıca nedeni olarak ele alınabilir. Bu örneklere rağmen pek çok Güney ülkesinde de sendikalaşma oranlarında önemli gerilemeler yaşanmaktadır.

Türkiye’de işçi sınıfının durumu

Türkiye’de işçi sınıfının çalışan kesim içindeki oranı, dünya ortalamasının üzerinde. Dünyada yüzde 49 olan çalışan kesim içindeki işçi oranı, Türkiye’de yüzde 60’lara ulaşmış durumda.

Tablo.4.Türkiye’de işgücünün dağılımı (milyon)

16 yaş üstü çalışma çağında olan kişi65,7
Çalışmaya hazır insan35,8
İşsiz sayısı3,3
Çalışan sayısı32,5
İşçi21,4
Köylü4,6
Kendi hesabına çalışan5,1
İşveren1,4

Ücret düzeyleri açısından bakıldığında; Türkiye emekçi sınıfları hızla yoksullaşmaktadır, ücretler dünya ortalamasının epeyce gerisinde kalmıştır. Yaşanan ekonomik krizlerin faturası sürekli emekçi kesimlere ödetilmekte, işçi sınıfının toplam gelirden aldığı payı sürekli azalmaktadır.

İşçilerin yüzde 70’i asgari ücretle çalışırken, köylülerin ve kendi işini yapan emekçilerin gelir durumu da işçilerden farklı değil. Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırını aşması için gereken para, asgari ücretin (17 bin TL) dört katına yaklaşmış bulunmaktadır. (69 bin TL).

Türkiye’de işsizlik artıyor

İşsizlik konusunda Türkiye dünya ortalamasından 2-3 kat daha kötü. Dünyada dar tanımlı işsizlik ortalama yüzde 4,9 iken, Türkiye’de yüzde 9,2. Geniş tanımlı işsizlik ise dünyada yüzde 11, Türkiye’de yüzde 29.

Son veriler, Türkiye’de işsizlikte yükseliş olduğunu gösteriyor. Bu yükseliş, açık işsizlerden ziyade, eksik işgücü kullanımı veya potansiyel işgücü kalemlerinde gerçekleşiyor.

Tablo.5.Türkiye’de işsizlerin dağılımı (milyon)

20232024
İşgücüne katılan kişi sayısı (a)34,635,8
İstihdam edilen kişi sayısı (b)31,332,5
(c=a-b)Açık işsiz3,33,3
(d)Eksik çalışan işgücü2,43,9
(e)Potansiyel işgücü34,6
Geniş tanımlı İşsiz (c+d+e)8,711,8

Eksik işgücü kullanımı, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan geniş tanımlı işsizlik (atıl işgücü) oranı 2024 yılı Haziran ayında bir önceki yıla göre 6,7 puan artarak yüzde 29,2 oldu. Bir başka deyişle, bugün 11,8 milyon kişi işsiz.

Neoliberal dönemin esnek çalışma sistemi Türkiye’de epeyce etkili oluyor, insanlar istekleri dışında eksik saatler çalışmaya zorlanıyorlar, böylece daha az ücret alıyorlar, işverenler de çalıştırmadıkları saatlerin parasını ödemekten kurtuluyorlar, ama işçileri her an çalışmaya hazır halde tutabiliyorlar.

İşsizliğin bütün kalemlerinde son aylarda yaşanan olağanüstü artış, AKP-MHP iktidarının enflasyonla mücadele adı altında ekonomiyi soğutması, faizleri yükseltmesi ve sıkı para politikasına geçmesinden kaynaklanıyor. Böylece halkın alım gücünü düşürerek fiyatları indireceklerini zannediyorlar. Oysa ülkede tam bir açlığa ve derin bir yoksulluğa neden oluyorlar.

Kayıtlı istihdam sadece 22,6 milyon. İstihdamdaki 32,5 milyon kişinin 8,9 milyonu (yüzde 27,3) kayıt dışı. Bu da ekonominin önemli bir kesiminin kayıt dışı olarak sürmekte olduğunun göstergesi. Üstelik bu rakamlarda, sigortasız, kayıtsız çalıştırılan yaklaşık 2 milyon mülteci işçi yok.

Milyonlarca genç ne eğitimde, ne de çalışıyor

2024 yılı başı itibarıyla Türkiye’nin toplam nüfusu 85,4 milyon, 15-24 yaş grubundaki genç nüfus 12,9 milyon.

6,4 milyon genç eğitimde, 5,7 milyon genç istihdamda (4,8 milyonu işçi, 0,9 milyonu işsiz), 3,1 milyon genç ise ne istihdamda ne de eğitimde.

Öğrenci gençlerin yüzde 36’sı (2,3 milyon genç) aynı zamanda çalışıyor.

1,1 milyon üniversite mezunu işsiz durumda.

Gençler iş bulmak, eğitimlerine uygun işlerde çalışmak konusunda büyük bir sıkıntı yaşıyorlar. Mesleki eğitim adı altında lise çağında yüzbinlerce genç, asgari ücretin üçte biri ücretle işyerlerinde çalıştırılıyor. Pek çok MESEM (Mesleki eğitim merkezi) öğrencisi iş kazalarında hayatını kaybediyor.

İşçi sınıfı 7 farklı konfederasyonda örgütlenmiş durumda

Türkiye’de başlıca yedi işçi ve memur konfederasyona bulunuyor: Türk-İş, Hak-İş, DİSK, Memur-Sen, KESK, Kamu-Sen, Birleşik Kamu-İş. Bu bölünme, işçi sınıfının gücünü zayıflatan, mücadelenin etkisini azaltan temel unsurlardan biri.

Temmuz 2024 istatistiklerine göre sendikaya üye olma hakkı olan 3 milyon memurun 2,3 milyonu sendika üyesi. Sendikalaşma oranı yüzde 75,2.

Temmuz 2024 istatistiklerine göre 16,9 milyon sigortalı işçinin 2,5 milyonu sendika üyesi. Sendikalaşma oranı yüzde 14,8.

İşçi (2,5 milyon) ve memur (2,3 milyon) sendikalarının toplam üye sayısı 4,8 milyon, sendikalaşma oranı yüzde 24.

Memurlar da işçi sınıfının bir parçasıdır. Ancak çalışma koşulları ayrı bir yasa tarafından tanımlanmakta, ayrı sendikalarda örgütlenmek zorunda bırakılmaktalar. Bu durum işçi sınıfını zayıflatan bir husustur.

İşyerlerindeki baskılar, sendikal haklara yönelik saldırıların zeminini kuvvetlendiren hukuk sistemi gibi işçilerin örgütlenmesine engel olan koşullar varlığını sürdürüyor. Tablo olumsuz ama işçiler için örgütlenmekten başka çıkar yol yok.

Özellikle asgari ücretin ortalama ücret haline geldiği, asgari ücretin AKP iktidarı tarafından keyfi şekilde artırılmadığı bir dönemde, yoksullaştırma politikalarına karşı işçi sınıfının caydırıcı güç olarak ortaya çıkmasından başka bir çare görünmemektedir.

Eğitim ve sağlık emekçileri en büyük sendikalı kesim

Sendikalı memur sayısı 2024 yılında 2 milyon 251 bine yükseldi. 2021’de yüzde 65 olan memur sendikalaşma oranı yüzde 75’e çıktı. Sendika üyesi memurlar içinde en büyük kesim eğitim iş kolunda çalışanlar. 1 milyon 350 bin eğitim emekçisinin yaklaşık 1 milyonu sendika üyesi. İkinci en önemli kesim sağlık emekçileri. 793 bin sağlık emekçisinin 600 bine yakını sendika üyesi.

Tablo.6.Memur sendikalarının yıllara göre üye sayıları, üye oranları

  201620182021202220232024
KESK üye sayısı(Bin Üye)221146132150164168,5
Üye oranı%12,68,77,77,57,77,5
Kamu-Sen üye sayısı(Bin Üye)420394430527553570
Üye oranı%23,923,625,026,42625,3
Memur-Sen üye sayısı(Bin Üye)95610101004105510351079
Üye oranı%54,460,458,452,948,647,9
Birleşik Kamu İş üye sayısı(Bin Üye)646569103162177
Üye oranı%3,63,94,05,27,67,9
Diğer sendikalar üye sayısı(Bin Üye)965884160216256,5
Üye oranı%5,53,54,98,010,111,4
Sendikalı Memur toplamı (a)(Bin kişi)175716731719199521312251
Sendika üyesi olabilecek Memur sayısı (b)(Bin kişi)245224732659274728582995
Sendikalaşma Oranı (a/b)%72,068,064,672,674,675,2

Memur konfederasyonları içinde en mücadeleci örgüt olan KESK, dip noktayı gördüğü 2021 yılından bugüne üye sayısını yüzde 24 artırmayı başardı, temsil oranı yüzde 8.

Kamu-Sen’in genel olarak yüzde 26 olan temsil oranı giderek azalıyor. MHP’ye yakın olması ve MHP’nin hükümet ortağı olması, Kamu-Sen’in üye kaybını hızlandırıyor.

Son 4 yılda en büyük üye kaybını Memur-Sen yaşadı. Memur-Sen’in, 2021 yılında yüzde 58,4 olan üye oranı yüzde 47,9’a indi. Ekonomik krizde memurların alım gücünü koruyamaması, hükümet yanlısı Memur-Sen’in üye oranını düşürdü.

Birleşik Kamu İş, son dört yılda üye sayısını 2,5 kat, temsil oranını 2 kat artırdı. Özellikle 2023 ve 2024 seçim dönemlerinde Kemalist havanın yaygınlaşması Birleşik Kamu İş’e üye kazandırdı. Temsil oranı yüzde 4’ten yüzde 8’e çıktı.

Diğer kategorisindeki sendikaların üye sayıları arttı, temsil oranları yüzde 11,4 oldu. Özellikle sağlık işkolunda çok sayıda hekim sendikası kuruldu, bu sendikaların üye sayısı 100 bine yaklaştı.

İşçi sendikalarının üye sayısı artıyor, etkinlikleri azalıyor

İşçi sendikalarının üye sayısı son yıllarda giderek artıyor. Ancak geçmiş işçi hareketlerinin, özellikle 1980’lerin sonuna doğru yakalanan yüzde 50’nin üzerindeki sendikalaşma oranının hâlen çok uzağında.

1987 yılında 2,9 milyon kayıtlı işçinin 1,5 milyonu (yüzde 52) sendika üyesiydi. O zamandan günümüze yapılan özelleştirmeler, taşeronlaştırma uygulamaları, hükümetin grevlere dönük olumsuz tutumu, yani neoliberal saldırılar nedeniyle sendika üyeliği oranları yüzde 9’a kadar geriledi. Ancak 2013 sonrası kapitalizmin krizine ve saldırılarına karşı işçi mücadelelerinin artması sendika üye oranlarının tekrar yükselmesini sağladı, bugün 17 milyon sigortalı işçinin 2,5 milyonu sendika üyesi, oran yüzde 14,8.

Buna rağmen sendikaların işçi haklarını korumada etkinlikleri çok zayıf. AKP yanlısı sendika bürokrasileri işçi tabanından gelen eylem çağrılarına cevap vermiyorlar.

Tablo.7.İşçi sendikalarının yıllara göre üye sayıları, temsil oranları

  20132018202020222024
Türk-İş(Bin Üye)7089591.0221.2031.353
Temsil oranı%7153535554
Hak-İş(Bin Üye)167655688727823
Temsil oranı%1736353333
DİSK(Bin Üye)100161191213279
Temsil oranı%109101011
Diğer sendikalar(Bin Üye)2628464657
Temsil oranı%32222
Toplam sendikalı (Bin kişi)1.0021.8021.9462.1902.512
Toplam sigortalı (Bin kişi)10.88214.12215.20315.29416.973
Sendikalaşma oranı%9,212,812,814,314,8

İşçi sendikaları son 5 yılda az da olsa büyüdüler, ancak Hak-İş önceki 5 yılda yakaladığı büyümeyi, son beş yılda gerçekleştiremedi. Bunda hükümet yanlısı olması, hükümetin ekonomik kriz konusundaki başarısızlığı rol oynadı. Memur-Sen, Kamu-Sen ve Hak-iş aynı kaderi paylaşarak az da olsa küçülüyorlar. Türk-İş üst yönetimi her ne kadar AKP’li olsa da, tabanda bazı mücadeleci sendikaların varlığı, üye sayısını korumasını sağlıyor.

AKP döneminde greve katılan işçi sayısı düştü

Türkiye’de neoliberal otoriter yönetimlerin grevler üzerindeki baskıları özellikle 1990’ların ikinci yarısında belirginleşti, yasal grevlerin sayısındaki azalma bu dönemde başladı. 2010’larda ise hükümetin sıklaşan ertelemeleri sebebiyle yasal grev yapmak neredeyse imkânsızlaştı.

AKP döneminde 200 bine yakın işçinin grevi ertelendi, yani yasaklandı. Greve çıkabilen işçi sayısı AKP’nin 20 yılında toplam 88 bindir. Hâlbuki AKP öncesi dönemde, örneğin sadece 1995 yılında greve çıkan işçi sayısı 200 bindi.

ANAP-Özal iktidarı döneminde (1984-1991) yıllık ortalama greve katılan işçi sayısı 55 bini geçiyordu. 1992-2002 arasındaki koalisyonlar döneminde ise yıllık ortalama grevci işçi sayısı 30 binin üzerindeydi. AKP döneminde greve katılan işçi sayısında keskin bir düşüş yaşandı.

Tablo.8.Yıllara göre grevlere katılan işçi sayısı

DönemYıllık ortalama greve katılan işçi sayısıYıllık ortalama grevde geçen gün sayısı
1963-198016.125566.115
1984-199155.1751.684.511
1992-200230.385770.567
2003-20077.320386.796
2008-20122.05588.549
2013-20177.485207.435
2018-202383866.476

AKP iktidarının ilk yıllarında grevlere katılan işçi sayısı ortalama 5 binlerdeydi, AKP’nin son 5 yılında (2018-2023) greve katılan işçi sayısı yıllık ortalama binin altına düştü. Artan işçi sayısına rağmen grevci işçi sayısındaki düşüş, AKP döneminde grevlere yönelik baskıların, grev yasaklamalarının açık bir göstergesidir.

Sonuç

Türkiye kapitalizmi, neoliberal dönemde 1970’lerin sonundan bugüne pek çok kriz yaşadı. Her krizde para kalmadığı için IMF’ye AB’ye gitti, onların dediği parasal, hukuksal çeşitli reformları yaparak para gelmesini sağladı. Özellikle AKP’nin ilk yıllarındaki AB’ye üye olma hedefi, sermaye girişlerinin önünü açtı.

Türkiye bugün ilk defa en derin krizinde IMF’ye, Avrupa’ya gidemiyor. Çok yüksek faiz vermesine rağmen para sağlayamıyor. Dünyadaki ekonomik kriz, Türkiye’ye para akışının önünde önemli bir engel. Ayrıca hukuk sisteminin yıkılması kapitalistleri Türkiye’den uzak tutuyor. Çünkü geldiklerinde hangi kurala tabi olacakları, iktidar tarafından nasıl soyulacakları belli değil.

Dışardan para gelmeyince iktidar içeriye döndü, zam üstüne zam yapmaya başladı. Aslında muhalefet sokağa çıksa, sendikalar sokağa çıksa iktidar bu zamları yapamaz, krizin faturasını emekçilere ödetmeye çalışamazdı. Ama yerel seçimlerden sonra CHP’nin iktidara karşı yumuşak tutumu Erdoğan’ı cesaretlendirdi. Erdoğan ve AKP-MHP ittifakı, krizin faturasını emekçilere kesmeye devam etti.

Türkiye’de artık her kesimden emekçiler; fabrikada, madende, plazada birleşmek zorunda. Haklarımızı almak için birleşmemiz şart. İşçi sınıfını başarıya ulaştıracak güç, öncü işçilerdir. Öncü işçilerin sorumluluk alıp öne çıkması, sendikal bürokrasileri yıkması mücadelenin başarısı için en önemli faktör olacak.

Faruk Sevim

(Enternasyonal Dayanışma dergisinin ilk sayısında yayımlanmıştır.)

Yazar

You May Also Like

Kira krizi derinleşiyor

Ekonomik kriz, konut kiralarını fahiş seviyelere çıkarırken, birçok kiracı açısından mahkemeye taşınan kira davaları da sonuçlanmaya başladı. Tahliye…

Bir teşekkür yazısı

Aslında, AKP’ye teşekkür borçluyuz. Yanlış bir hesap yaptılar, masadaki kartları, yani ülkenin durumunu doğru okuyamadılar. CHP hakkındaki asırlık…