Nehirden denize Özgür Filistin!

Filistin meselesi nedir?

Filistin bir halk topluluğunun ya da bir ulusun değil, bugün israil olarak bilinen topraklar da dahil bir coğrafyanın adıdır. Bu yüzden Filistin meselesinden bahsederken, bu coğrafyada yaşayan Müslüman, Hristiyan, Yahudi ve diğer etnik grupları ve hatta bu coğrafyadan sürgün edilen milyonlarca mültecinin tamamını dikkate alan, kuşatıcı bir dil kullanmak ve meselenin ana kaynağının yaklaşık yüzyıldır var olan israil olduğunu ifade etmek elzemdir. Dolayısıyla Filistin meselesi etnik bir topluluğun değil, bu coğrafya üzerinde yaşayan (veya göç etmeye zorlanmış) tüm halkların meselesidir. Filistin meselesini etnik bir topluluğun meselesi olarak ele almak bizi gerçeklikten uzaklaştıran, kalıcı bir çözüm yerine pansuman tedavilere zorlayan bir bakış açısı inşa ettirir.

Filistin neden önemlidir?

israilin kuruluşunda dayandığı temel felsefe olan siyonizm, ırkçı bir ideolojidir. Anayasası ve kanunları ırkçılığa ve ayrımcılığa dayanan bir entitenin (varlığın) “öteki” gördüğüne yaşam hakkı tanıması imkansızdır. Bu hâliyle israil, Mandela öncesi Güney Afrika Cumhuriyeti’ne benzer şekilde bir apartheid rejimidir. Apartheid rejimler “öteki”lere ancak kendilerine hizmet etmesi (köle olması) durumunda yaşam hakkı tanırlar.  Bu hâliyle israil yeryüzündeki tek apartheid rejimdir.

Filistin toprakları bu rejimin işgali altındadır ve bu işgal süreci 1948’den bu yana BM kararlarına, ikili anlaşmalara ve uluslararası hukuka rağmen kademeli olarak genişlemektedir. Bu işgal sadece Filistin’le sınırlı kalmamakta, dönem dönem Lübnan ve Suriye topaklarını işgal ve taciz girişimleri ile devam etmektedir.

Bu bilgiler ışığında 7 Ekim’de başlayan yeni soykırımın gerekçesinin Filistin direniş hareketleri değil israilin varlığı olduğunu ifade edebiliriz. Bilakis Filistin direniş hareketleri bu işgalin durdurulması/yavaşlatılması için ortaya çıkmıştır diyebiliriz. Özellikle HAMAS’ın silahlı mücadeleye başladığı 2003 yılından önceki israil kaliamlarından bir iki örnek durumun netleşmesini sağlayabilir:

*1948’de Arap nüfusun %80’i (yaklaşık 800 bin kişi) Filistin dışına göçe zorlanarak mülteci durumuna düşürüldü.

*Deir Yasin Katliamı, 9 Nisan 1948’de 254 sivil, siyonist militanlarca katledildi.

*Sabra ve Şatilla mülteci kamplarına 16 Eylül 1982 tarihinde yapılan saldırılarda 900’den fazla Filistinli katledildi.

*Kana Katliamı, 18 Nisan 1996’da Lübnan topraklarında yer alan mülteci kamplarına saldıran israil, BM merkezine sığınanlar da dahil olmak üzere binin üzerinde sivili katletti.

Sosyalistler neden Filistin mücadelesini desteklemeli?

Yeryüzündeki hemen hemen tüm ideolojiler, tüm dinler ve tüm erdemli düşünce birliktelikleri, ezilen ezen (mazlum-zalim) ilişkisinde mazlumun yanında yer almayı erdem olarak kabul eder. İşgal edilmiş bir coğrafyada yaşam hakkı da dahil olmak üzere temel hakları gasbedilmiş insanlar topluluğunun haklarını savunmak, onları desteklemek sadece ideolojik değil aynı zamanda insani bir sorumluluktur.

Sadece sınıf mücadelesi açısından bakıldığında dahi, israil rejiminin düzenli bir savaş ve apartheid politikası izleyerek büyük bir emek sömürüsü yaptığını görmemek için kör olmak gerekir. Sürekli savaş politikaları yürüterek sadece saldırdığı topraklara bir yıkım getirmekle kalmayıp, egemenliği altındaki topraklarda refahın gerilemesine sebep olmaktadır.

Son olarak, bir marksist için vazgeçilmez bir ilke olan “ulusların kendi kaderini tayin hakkı” Filistin coğrafyasında yaşayan tüm halklar için vazgeçilmez bir haktır. Bunu görmezden gelerek yürütülen her propaganda içi boş bir söylemden öteye gidemez.

Neden tam destek sağlanamıyor?

11 Eylül saldırılarından sonra Batı dünyasında yükselen İslamofobi, bizim coğrafyamızda da direniş hareketlerine karşı çifte standart üreterek farklı bir şekle evrildi. Filistin coğrafyasında israil işgaline karşı mücadele veren büyük örgütlerin İslam tandanslı oluşu, Türkiye içinde muhafazakârların Filistin direniş hareketlerine yoğun desteği, sol gruplar içinde ‘Müslümanların meselesi’ boyutu ile ‘Filistin halkı önce bu gericilerden kurtulmalıdır’a kadar varan İslamofobik yaklaşımlar nedeniyle tam olarak sahiplenilemedi.

İşçi sınıfı örgütlerinin çok parçalı oluşu, iktidar ve/veya muhalif siyasi partilere angaje oluşları, Türkiye ile sınırlı kalıp enternasyonal bakış açısının kaybı gibi iç problemleri ise, emek örgütlerinin bu mücadeleye kayıtsız kalmalarına yol açtı.

İktidar (siyasi/ekonomik) blokunun uzun zamandır kimlik siyaseti üzerinden sürdürdüğü ayrıştırma ve baskılama politikası ise, farklı grupların yan yana gelerek birleşik mücadele vermelerini engelleyen bir unsur olarak önümüze çıkıyor.

Siyonizm yeniliyor mu?

israilli tarihçi ve siyaset bilimciIlan Pappé, siyonizmin çöküş sürecine girdiğini ele aldığı makalesinde, çöküşün işaretlerini altı maddede özetliyor.

1) israil Yahudi toplumunun parçalanması

2) israilin ekonomik krizi

3) israilin uluslararası alandaki giderek artan izolasyonu (Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) kararları)

4) Dünya genelindeki genç Yahudiler arasında köklü değişim. Son dokuz ayın olaylarından sonra birçok genç, israil ve siyonizme olan bağlarını terk etmeye ve Filistin dayanışma hareketine aktif bir şekilde katılmaya istekli görünüyor.

5) israil ordusu ve savunma sistemlerinin açıkları

6) Filistin direnişinin enerjisi[1]

Bize düşen bu çöküş sürecini hızlandıracak adımlar atmaktır. Zira, Filistin’in özgürlüğünün önündeki en büyük engel ırkçı siyonizm ideolojisidir.

Ne yapmalı? 

Öncelikle “İfşa Boykot Tecrit Yaptırım” olarak formüle edebileceğimiz eylem biçimini her alanda hayata geçirmeliyiz. israilin kuruluşundan bugüne işlediği ve işlemeye devam ettiği tüm suçların, bu suça ortak olan diğer devlet ve şirketlerin ifşa edilmesi gerçek problemin anlaşılması için önemlidir. Bu suçun tüm taraflarına etkin bir boykot (ticari, askeri, sosyal ve siyasal) çağrısı yapan kampanyalar düzenlemek, bireysel ve örgütsel sorumluluğun ilk adımıdır. israilin uluslararası toplumda yalnızlaştırılması için, spordan sanata, ekonomiden diplomasiye kadar bir tecrit faaliyeti yürütülmesi için, israilin yer aldığı tüm uluslararası örgütlere baskılar yapılmalıdır. Son aşamada ise ekonomik ve siyasi egemenlerin israile her alanda yaptırım uygulamasını sağlatmak, yani israili besleyen can damarlarını kesmek gerekir. Bunun sağlanabilmesi için egemenleri baskı altına alabilecek, işçi sınıfının üretimden gelen gücünü kullanarak öncülük edeceği sokak hareketlerinin etkili rol oynayacağı kesindir.

Hareketlerin devamlılığı ve katılımın artabilmesi için, israilin saldırı zamanlarından bağımsız olarak basılı yayınlar, kampanyalar, toplantılar, sosyal medya etkinlikleri ile Filistin’i sürekli gündemde tutacak faaliyetler düzenlenmeli, israilin işgalci ve soykırımcı olduğunu ortaya koyan UAD, UCM ve BM kararları sürekli gündemde tutulmalıdır.

Sonuç

Özgür olmayan insan topluluklarının barışı ve adaleti tesis etmesi mümkün değildir. Bize düşen Filistin halkına bir ideoloji, bir mücadele yöntemi, sonrası için teorik tartışmalar veya bir yönetim şekli dayatmak değil, ön koşulsuz olarak özgürlük mücadelesine omuz vermektir. Dünyanın farklı yerlerine dağılmış milyonlarca mültecinin dönüş hakkı, 1945’ten sonra göç eden yerleşimcilerin durumları, farklı etnik gruplar arasındaki adaletin tesisi ve benzeri konular, özgürlüğün kazanılmasından sonra Filistin halklarının karar vereceği bir husustur. Bu amaçla, işçi sınıfının öncü rol oynayacağı bir birleşik mücadelenin yükseltilmesi için tüm imkanlar sonuna kadar denenmelidir.

Yasin Altıntaş

(Enternasyonal Dayanışma dergisinin ilk sayısında yayımlanmıştır.)


[1] Ilan Pappé- Collapse of Zionism  – newleftreview.org , Tercüme: Siyonizmin Çöküşü https://enternasyonaldayanisma.org/2024/06/23/siyonizmin-cokusu-ilan-pappe/

Yazar

You May Also Like

Kira krizi derinleşiyor

Ekonomik kriz, konut kiralarını fahiş seviyelere çıkarırken, birçok kiracı açısından mahkemeye taşınan kira davaları da sonuçlanmaya başladı. Tahliye…

Neden Enternasyonal Dayanışma?

İktidarın kanatları arasında mafyatik çeteler üzerinden başlayan güç savaşları (Sinan Ateş cinayeti, Ayhan Bora Kaplan operasyonu, emniyet-adliye içi…