Güney Kore’nin sağ popülist başkanı Yoon Suk-Yeol, muhalefeti devlet karşıtı faaliyette bulunmakla suçlayarak “ülkeyi Kuzey Kore yanlısı güçlerden korumak adına” sıkıyönetim ilan etti. Ardından sıkıyönetim komutanı tüm siyasi faaliyetlerin, grevlerin, miting ve protestoların yasaklandığını duyurdu. Sıkıyönetim güçleri sıkıyönetimin kaldırılmasına yönelik oylamayı engellemek için meclis binasına girmeye çalıştı. Sonrasında bizim tanıklık ettiğimiz 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimini sonrasındakine benzer gelişmeler yaşandı. İnsanlar meclis binasına akın ettiler, askerleri protesto ettiler ve zırhlı araçları abluka altına aldılar. Tüm bu süreçten altı saat sonra Yoon sıkıyönetim ilanını geri almak zorunda kaldı.
Güney Kore’de AKP, MHP ittifakından sık sık tanık olduğumuz gerekçelerin ileri sürülmesi, bu ülkeyi “demokrasinin göz bebeği” ilan eden liberal kesimlerde şaşkınlık yarattı. Oysa 2022 Mart’ından bugüne yozlaşmış devlet başkanı, krizlerle geçen iktidarı boyunca geniş emekçi kesimlerin nefretini kazanmıştı. Yoon’un yönetimi altında devletin sert baskılarına rağmen örgütlü işçi sınıfının mücadelesi arttı. Kore Sendikalar Konfederasyonu’nun önderlik ettiği birkaç büyük çaplı grev gerçekleşti. Ülkenin önemli çip üretim endüstrilerini durduran Samsung işçilerinin tarihi grevi yaşandı. Aylardır ülke çapında sürmekte olan doktorlar grevinin, sıkıyönetim komutanı tarafından durdurulması emredilmişti.
Ayrıca yozlaşmış iktidarla ilgili sayısız yolsuzluk iddiası var. Kuzey Kore ile artan gerilim, Yoon’un medyayı bastırma eğilimi, Gazze’de yaşanan soykırımın yanında yer alması gibi bir dizi sorun emekçi kesimlerin öfkesine yol açmaktaydı. Temmuz 2024’te, Yoon’un azlini talep eden çevrimiçi bir dilekçe kısa zamanda bir milyondan fazla imza topladı. Kasım ayında aynı taleple 100 binden fazla insanın katıldığı bir miting yapıldı. Yoon desteğini büyük ölçüde yitirmiş, kendi partisiyle bile çelişkiler yaşamaya başlamıştı.
7 Aralık günü Yoon, sebep olduğu “endişe ve rahatsızlık” için özür diledi ve başka bir sıkıyönetim emri vermeyeceğine söz verdi. Ancak Güney Kore’nin kanlı darbelerle dolu tarihi ve işçi sınıfının darbelere karşı mücadelesi, işçi sınıfının egemen sınıfın verdiği sözler karşısında bir hayli şerbetlenmesine yol açmış vaziyette. Nitekim, Kore Sendikalar Konfederasyonu, Yoon azledilene kadar genel grev ilan etti. Cumartesi günü Güney Kore parlamentosunda Yoon’un azli için 300 milletvekilinden 200’ünün oyuna ihtiyaç duyulan oylama yapılırken, bir milyon insan Yoon’un azli ve tutuklanması talebiyle başkent Seul’un sokaklarını doldurdu.
Darbelerle geçen yıllar
Batı emperyalizmi Kuzey Kore’deki totaliter rejime karşı “demokrasi savunucusu” kesilirken, her fırsatta Güney Kore demokrasisiyle övünür. Oysa Güney Kore 1948’den 1990’ların ortalarına kadar askeri darbelerin, olağanüstü rejimlerin kesintisiz bir şekilde birbirini izlediği bir ülke. Batının bugün “Kore Mucizesi” dediği başarı hikâyesinin ardında, işçi sınıfının askeri diktatörlüklerin demir yumruğu altında kan ve gözyaşından oluşan dizginsiz sömürüsü yatar. Üç yıl süren Kore Savaşı sonrasında kurulan Güney Kore, ABD’nin “anti komünizm” üzerinden şekillendirdiği soğuk savaş politikalarına en fazla maruz kalan ülke aynı zamanda. Milyonlarca insanın, baskı, sömürü altında acı çekmesine yol açan tüm askeri darbelerin ve diktatörlüklerin arkasında “demokrasi şampiyonu” ABD vardı. Bununla birlikte işçi sınıfının baskıcı rejimlere karşı efsanevi bir mücadele geleneği var. 1948’den beri kesintisiz bir biçimde mücadele eden işçiler, mücadele deneyimleri biriktirerek, her seferinde baskıcı rejimleri geri püskürtmeyi başardı. Gwangju ayaklanması bu mücadele deneyimleri içerisinde Güney Kore’deki demokrasi mücadelesi açısından bir dönüm noktasıdır. Bugün ana akım medyanın “50 yıllık kesintisiz demokrasi” diye övündüğü demokrasinin ardında işçi sınıfının kitlesel mücadelelerinden ve kesintisiz direnişlerinden oluşan deneyimlerinde, Gwangju ayaklanması özel bir yer tutar.
Egemenleri korkutan 10 gün
İşçi sınıfı 1980 yılında 18-27 Mayıs tarihleri arasında yaklaşık bir milyonluk bir kenti yönetti. İki ay süren Paris Komünü’nden sonraki en kısa süren komün deneyimi, bugün hâlâ işçi sınıfının gücünü göstermesi açısından son derece önemli.
1980’de ülkeyi 20 yıldır diktatörlükle yöneten Park Chun-hee’ye karşı öğrenci isyanları, grev ve gösterilerden oluşan kitlesel mücadelelerinin yol açtığı kriz, Park’ın bir suikastla öldürülmesiyle sonuçlandı. Ancak diktatörün öldürülmesi, diktatörlüğün kalkmasına yol açmadı. Onun yerine General Chun Doo-hwan diktatörlüğü devraldı ve ülkede sıkıyönetim ilan etti. Chun, hareketi bastırmak için muhalefet liderlerini tutukladı. 18 Mayıs’ta ordu, hava tugayını bölgedeki öğrenci protestolarının yaşandığı iki merkeze konuşlandırdı. Yüzlerce öğrenci, süngü takmış askerler tarafından gazlandı ve coplandı. Aşırı şiddet karşısında öğrenciler Gwangju şehir merkezine geldiler.
Ertesi gün ordu tüm şehri abluka altına aldığını ilan etti. Askerlere protestoculara ateş açma dışında halka tarifsiz eylemlerde bulunmaları için izin verildi. Gözaltına aldıkları kadınlara işkence edip tecavüz ettiler. Güney Kore hükümeti bunu 38 yıl sonra kabul edip özür diledi[1].
İşçi sınıfı mücadeleye atıldı
Kentte devlet şiddetine karşı on binlerce insan ayağa kalktı. İşçiler, çiftçiler, öğrenciler, esnaf, ev kadınlar hepsi birlikte hareket etmeye başladılar. İşçi sınıfı, Mayıs 1968 Fransa’dakine benzer bir tepki geliştirmişti. Hareket Paris’teki gibi öğrencilerle başladı, sonra işçi sınıfının mücadeleye dahil olmasıyla hareketin seyri değişti. 20 Mayıs akşamında 200 bin kişilik dev bir yürüyüş gerçekleşti. Otobüs ve taksi şoförleri halkı korumak için yüzlerce araçla barikat oluşturdular. Olağanüstü koşullar, olağanüstü bir dayanışma ve yardımlaşmaya yol açtı. Kadınlar sokakta, ordu ve askeri bölmek için polise konuşmalar yaptı. Halk elinde sopa, taş ne varsa direnmeye başladı. Medyanın ölü sayısını az göstermesi, devlet terörünü gizleyip halka “vandallar” demesi üzerine emekçiler MBC televizyon binasını ateşe verdiler. Sonra başka kamu binalarına yöneldiler. Asya Motor fabrikasından (bugünkü KİA fabrikası) direnişe çok sayıda otomobil, jip, kamyon ve zırhlı taşıyıcı alındı. Ertesi gün fabrikanın 1700 işçisi iş bırakarak isyana katıldı. Ordu ve polis mevzilerine karşı korkusuzca ilerleyen kitleler, yeni işçi katmanlarıyla birlikte güçlendiler. Ordu geri çekilmeye başladı.[2]
21 Mayıs’ta, askerler hükümet binalarına çekilmek zorunda kaldılar. Şehirde yeni bir sınıf düzeni ortaya çıkmaya başladı. İşçiler kendiliğinden yönetim organlarını yaratmaya başladılar. Lotte Pastry ve Coca Cola fabrikalarının işçileri kitlelere ekmek ve içecek dağıtma görevini üstlendi. Küçük satıcılar ve ev kadınları gıda dağıtım ağlarını kendiliğinden örgütlediler. Şehrin savunmasını organize etmek üzere “Yurttaş Savunması” adı altında bir milis kuruldu. Medya yalanlarına karşı gazete çıkardılar. Şehir’e tıpkı Marks’ın Paris Komün’ünde anlattığına benzer bir manzara hâkim oldu. Hiçbir dükkân yağmalanmadı. Ordunun geri çekildiği şehrin hakimiyetinin tamamen emekçi sınıfların devraldığı 20-27 Mayıs tarihlerinde hiçbir adli olay yaşanmadı, hiçbir dükkân yağmalanmadı, kimseye zarar verilmedi. Öte yandan şehirde pek çok aktivite, duvar resimleri, posterler, tiyatrolar yapıldı. Tutuklu aileleri için yardımlar örgütlendi, ziyaretler yapıldı[3].
Gwangju’da ayaklanma, hareketi merkezileştirme yeteneğine sahip, mücadeleyi ulusal çaplı genişlemeye yol açacak, Chun rejiminin de sonunu getirecek siyasal bir odağın rehberliğinden yoksundu.
Nitekim bu boşluk, rahipler, avukatlar, hükümet yetkilileri, iş adamları ve avukatlar gibi burjuva unsurlardan oluşan “Vatandaş Yerleşim Komitesi” adı altında bir burjuva yapı tarafından dolduruldu. Komite işçiler adına ordu ile pazarlık yaptı. Yapılan pazarlıklar, verilen sözler sonrasında işçiler silahlarının tamamını teslim ettiler[4].
Yapılan pazarlıklar, verilen sözler yerini hızla katliamlara bıraktı. ABD’nin desteğini alan rejim 20 bin askeriyle şehre girdi ve ayaklanmayı bastırdı. Rejim güçleri resmi rakamlara göre 200’den fazla insanı katletti. İki binden fazla insanı ise kaybetti. Gwangju ayaklanması ve ardından yaşanan katliam işçi sınıfının hafızasından hiç silinmedi. Yedi yıl sonra yeniden hareket geçen işçiler tüm ülke çapında ayaklandılar ve Chun Doo-hwan liderliğindeki askeri diktatörlüğün sonunu getirdiler.
Çağla Oflas
[1] (https://www-bbc-com.translate.goog/news/world-asia-46123548?_x_tr_sl=en&_x_tr_tl=tr&_x_tr_hl=tr&_x_tr_pto=tc&_x_tr_hist=true)
[2] (https://libcom-org.translate.goog/article/gwangju-uprising-1980?_x_tr_sl=en&_x_tr_tl=tr&_x_tr_hl=tr&_x_tr_pto=sc)
[3] https://marksist.net/ilkay-meric/guney-korede-askeri-diktatorluklere-karsi-mucadelenin-otuz-yili
[4] (https://marxist-com.translate.goog/gwanju-a-heroic-chapter-in-asian-worker-s-power.htm?_x_tr_sl=en&_x_tr_tl=tr&_x_tr_hl=tr&_x_tr_pto=sc