Kürt sorununda Ekim ayı sonunda Devlet Bahçeli’nin meclis grup konuşmasıyla ilan edilen süreç, 5 aya yakın süredir ilerliyor. Bir ara yavaşlayan gelişmeler, son üç haftada yeniden ivme kazanmış durumda. Abdullah Öcalan’ın PKK’ye silah bırakma çağrısı, İmralı heyetinin tüm partilerle görüşmeleri ve aktardığı olumlu izlenimler, PKK yönetiminin sürece uyacağını belirtmesi, Demirtaş gibi halkın sevdiği politikacıların olumlu açıklamaları, Devlet Bahçeli ve Hakan Fidan’ın Abdullah Öcalan’ı “kurucu önderlik” terminolojisiyle tanımlaması, Suriye’de varılan SDG-HTŞ anlaşması gibi bir dizi gelişme, Kürt sorununun çözümünde önemli bir eşikte olduğumuzu gösteriyor.
Kürt halkı Newrozları bu coşkuyla karşılıyor. Bugüne kadar 101 ayrı noktada DEM Parti tarafından düzenlenen çözüm buluşmalarına 50 bin kişi katıldı. Kürt halkı, bugün Türkiye’de ve Suriye’de belli kazanımların eşiğine gelmiş durumda.
Biz bu coşkunun ve barış isteğinin bütünüyle bir parçasıyız. Kürtlerin “teslim” olup olmadığı, yeterince hak elde edip etmeyeceği bizim gündemimiz olmamalıdır. Biz Türkiye egemen sınıfı tarafından ezilen bir halkın kazanım elde etmesi için onun müzakere sürecine destek verir, çözüm sürecini Batı’da işçi sınıfı içerisinde milliyetçiliği geriletmek ve Kürt karşıtı ırkçılığı kırmak için önemli bir zemin olarak görürüz.
Türkiye’deki işçiler ancak sınıf çıkarları temelinde enternasyonal ve birleşik bir hareket yaratabilirlerse haklarını kazanma, kapitalistlerden tavizler koparma fırsatına ulaşabilir. Barış işçi sınıfının çıkarınadır. Bu anlayışla barış talebini savunan ve bunun yaygınlaşmasını amaçlayan bir siyasi faaliyeti sürdürmeye devam etmeliyiz.
Otoriterleşme derinleşiyor
Bir yandan barış süreci konuşulurken, diğer yandan Türkiye’nin önemli bir gündemi AKP-MHP ittifakının Ocak ayından itibaren otoriterleşmenin dozunu artırması. CHP’li belediyelere yönelik baskı ve tutuklamalar artıyor, gazeteciler daha büyük zorluklarla karşı karşıya, Kürtçe eğitim kitabı yazanlar gözaltına alınıyor, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) 14 yıl önceki yasa dışı dinlemelerle kriminalize edilmek isteniyor, LGBTİ+lar hedef hâline getiriliyor, Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diploması iptal edilerek cumhurbaşkanı adaylığı engellenmeye çalışılıyor.
Tüm bunların altında yatan gerçek şu: AKP’nin Kasım-Aralık civarı yakaladığı ivme kaybolmuş durumda. 15 Şubat’tan sonra yapılan 7 anketin tamamında AKP seçimleri kaybediyor. 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde ortaya çıkan manzara, hükümet ne yaparsa yapsın değiştirilememiş durumda. İktidarın kötü ekonomik yönetimi, ezilenlerin siyasi taleplerine hiçbir şekilde cevap vermiyor olması, yaratmak istediği “güçlü Türkiye” hikâyesinin tutmaması gibi bir dizi sebep, AKP-MHP ittifakının seçimleri kazanma ihtimalinin bir hayli zayıfladığını gösteriyor.
AKP sandıktan çıkacak halk iradesini hiçe sayan seçeneklere başvurdukça, aldığı oy düşmeye devam ediyor. Erdoğan daha önce kendi başına gelen ne kadar olumsuz uygulama varsa, bunları muhalefete uygulamaktan çekinmiyor, fakat bunları uyguladıkça halk nezdindeki desteği azalıyor. 2019’da İmamoğlu’nun seçim galibiyetinin YSK eliyle iptal edilmesi sonrasında yenilenen seçimdeki %10 fark, kayyım atanan Kürt illerinde her seçimin DEM Parti’nin zaferiyle sona ermesi, CHP’ye yönelik baskılara tepki olarak bütün büyük şehirlerin büyük farklarla CHP’ye geçmesi gibi sonuçlar bunu gösteriyor.
Erdoğan’ın otoriter uygulamalarının, kendisine halk nezdinde popülerlik olarak geri dönmesi imkân dâhilinde gözükmüyor. Bir yandan barış sürecini savunmak ve desteklemek, diğer yandan AKP-MHP’nin tüm otoriter uygulamalarına karşı mücadele etmek, en doğru devrimci tutumdur.
Trumpizm yenilmeli
Donald Trump’ın ABD başkanı olmasının ardından otoriter uygulamaların dozu orada da arttı. Aşırı sağcı başkan 43 ülkeden ABD’ye girişi yasaklamayı planlıyor. İran’ı tehdit ediyor. Yemen halkına askeri saldırı başlattı. Filistinlileri Gazze’den söküp atmak istiyor. Tasarruf gerekçesiyle federal kurumlarda faturayı emekçilere çıkartıyor, Voice of America’yı kapatarak basın çalışanlarını işsiz bırakıyor. Translara saldırıyor. Güney Afrika büyükelçisini sınırdışı ediyor. Kanada, Meksika ve Avrupa’yla ticaret savaşı yürütüyor. Filistin’le dayanıştığı için Columbia Üniversitesi’ni tehdit ediyor.
Trump ABD işçi sınıfına, göçmenlere, kadınlara, LGBTİ+lara, tüm ezilenlere düşman. Hem Trump’ın hem dünyanın farklı yerlerindeki aşırı sağcı müttefiklerinin yenilmesi için, Trump Tower’ı işgal eden Yahudi aktivistlerin yaptığına benzer eylemlerin yaygınlaşması, geniş birleşik cephelerin inşa edilmesi gerekli. İşçi sınıfının kazanımlarının kaybedilmemesi ve mücadelesinin önünün açılması için aşırı sağa ve otoriter liderlere karşı mücadeleyi yükseltelim.
Kemal Sönmez