Enternasyonal Dayanışma’nın “Barış aktivistleri tarihi çözüm girişimi için ne diyor?” serisi kapsamında İlke TV yazarı Cegerxwîn Polat’ın görüşlerini aktarıyoruz:
“Barışın taraflar arasında bir anlam ifade edeceği kavşağa gelindiğini görüyoruz. Tarafların sürece dair gerekçeleri ve motivasyonları elbette farklı olabilir. Mutlaka birbiriyle örtüşecek saikleri olmayabilir. Literatür bunu “negatif barış” gibi bir kavramla değerlendirmeyi öneriyor. Aslında yöntem olarak şiddetten vazgeçilmesini özetliyor bu kavram. Karşılıklı olarak tüketilen enerjinin, insan kaynağının, maddi rezervin ve en önemlisi jeopolitik avantajların kaybedilmesinin iki taraf açısından da fark edilmesi, bu aşamaya gelinmesini sağlamış oldu.
Daha önceki (2013-2015) çatışmasızlık dönemi metodolojisinin kendi içinde riskleri vardı. Karşılıklı ikna olunamayan “niyet” meselesi orada belirleyici olmuştu. Devletin katmanlı yapısı zemininde, Ulusalcı-Ergenokoncu’larla Gülen cemaatinin ittifak ettiği, bozucu unsurların çok aktif çalıştığı bir dönemdi. Demokratikleşme adımlarıyla beraber kurgulanan süreçle ilgili, PKK içinde “sahicilik” tartışması yürütüldüğünü de biliyoruz. Süreç daha pozitif kurgulanmıştı ancak büyük bir yıkımla sonuçlandı. Çıkarılacak dersler dışında özel bir tartışma yürütmenin artık anlamı yok. Negatif de olsa artık adına “Barış Süreci” diyebileceğimiz bu kavşağı sağ salim dönmenin adımları, PKK kongresi sonrası yapılan ilk açıklama ile atılmış oldu.
Sırrı Süreyya Önder’in İmralı çağrısının sonunda, sözel olarak ilettiği notun dikkate alınacağı bir aşamaya böylelikle gelmiş olduk. Sürecin topluma anlatılacağı, demokratik taleplerin dikkate alınacağı bir faaliyetin daha organize yürütülmesine ihtiyacımız var. Yorulmuş ve değişim isteyen bir toplum var artık. Bunun taraflar tarafından görülmesi lazım. Yine de tuzu kurular diyebileceğimiz, kendisini devletin sahibi gibi gören ve ulusalcı-sağ popülizmle siyaset alanı açmaya çalışan yapılar da var. Bozucu unsur olarak önceki sürecin risklerini tekrar hatırlatacak bu yönelimlere dikkat edilmesi gerekiyor. İktidarın, “Terörsüz Türkiye” sloganının arkasına gizlenmeden adım atması gerekiyor.”
