44 ülkeden 100’den fazla katılımcıyı içeren Global Sumud Filosu (GSF), 31 Ağustos tarihinde Barselona’dan hareket etti. İtalya’dan, Yunanistan’dan ve Tunus’tan yola çıkan filolar Akdeniz’de birleşerek Gazze’ye yöneldiler. Sumud Filosu aktivistler, gazeteciler, insani yardım görevlileri, din adamları, sanatçılar, doktorlar, avukatlar, sosyalistleri tarafından aşağıdan örgütlenen, sıradan insanlardan oluşan insani ve barışçıl bir girişim. Filoyu oluşturan farklı milletlere, inançlara ve siyasi görüşlere mensup aktivistleri tek bir hakikat birleştirmekte: Gazze’de ablukanın kaldırılması ve soykırımın sona erdirilmesi. GSF bugüne kadar Gazze’de uygulanan ablukayı kırmak için yapılan onlarca girişimin en kapsamlısı ve büyüğü. Bunun nedeni filonun arkasında işçi hareketi, aktivistler, sanatçılar, sosyal medya ağları, çeşitli inanç gruplarından oluşan uluslararası geniş bir dayanışma ağının bulunması. Doğrudan eylem ilkesiyle hareket eden bu ağlar, bir araya gelerek gemi kiralayıp yola çıktıkları İspanya, İtalya ve Yunanistan limanlarında on binlerce insan tarafından uğurlandılar. Cenova’da Liman İşçileri Sendikası başkanı konvoyla irtibatın kesilmesi hâlinde Avrupa’daki tüm limanları kapatacaklarını söyledi.
İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Ben Givir filo aktivistlerini “terörist” ilan etti ve gemilere el koyup aktivistleri tutuklamakla tehdit etti. Nitekim, bugüne kadar filo birkaç kez saldırıya uğradı. Böylesine ölümcül bir tehdide rağmen kararlılıklarını sürdürmekteler.
Gazze 2007’den beri İsrail tarafından kuşatma altında. Şehirde çocukların yarısından fazlası kronik yetersiz beslenme yaşıyor. Açlık ve susuzluktan kaynaklı ölümlerin sayısı her geçen gün artıyor. Birleşmiş Milletler, Gazze’de kıtlık ilan etti. Diğer bölgelerin de yakında kıtlıkla karşı karşıya kalacağını söyledi.
ABD’nin kanlı planı
İnsan yapımı kıtlık nedeniyle yüzlerce erkek, kadın ve çocuk açlıktan ölürken, İsrail tankları şehrin yıkılmamış bölgesine giriyor, binaları tek tek yıkıyor. İnsanlar zorla tahliye ediyorlar. Netanyahu, Gazze’nin tamamını işgal edip Filistinlilerin toplama kamplarında gettolaştırılması ve yurtlarından sürülmesi koşullarını oluştururken, soykırım destekçisi ABD Gazze sahilinde inşa edecekleri lüks otellerin hesabını yapıyor. Trump şubat ayında Gazze’nin Ortadoğu’nun Riverası’na dönüştürülmesini teklif etmişti. Washinton Post gazetesi Trump ile Netanyahu’nun Gazze’ye yönelik planlarıyla uyumlu bir belge açıkladı. İsrail’in ABD ve batı ittifakının desteğiyle Gazze’de gerçekleştirdikleri eylemler Nazilerin Avrupa’da Yahudilere yönelik “nihai çözümü” ile karşılaştırılabilecek türden bir insanlık suçu.
Dünyanın süper devletleri İsrail’in en yoksul ülkelerinden birine saldırılarını “İsrail’in kendini koruma hakkı”nı ileri sürerek desteklemekte. Birleşmiş Milletler, Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi kararına rağmen İsrail iki yıldır Filistinlileri katletmek için ABD, Almanya başta olmak üzere güçlü devletlerden silah desteği alıyor. ABD, Almanya, Britanya, Fransa, Kanada ve diğer ülkelerin hükümetleri, soykırıma karşı çıkanları acımasızca tutukluyor, “antisemit” olmakla suçluyor, soykırım karşıtı faaliyetler suç kapsamına alınıyor ve aktivistler polis şiddetiyle sindirilmeye çalışıyor. İngiltere’nin ünlü grafiti sanatçısı BANKSY tüm bu olayların sıcaklığında Adalet Sarayı’nın yanındaki duvara elinde karar tokmağıyla Filistin ile dayanışan bir gence vuran bir yargıç resmi yaptı. Bu eser Gazze’de yaşanan soykırımın burjuva toplumunda yol açtığı çürümenin en iyi ifadesi. Gerçekten de Filistin’de yaşanan soykırım, uluslararası ilişkilerin bozulmasına yol açarken tüm hükümetler demokrasiyi bir kenara atmış vaziyette.
Şirketlerin karları, Filistinlilerin hayatları
Filoda yer alan iklim aktivisti Greta Thunberg, 14 yaşında İsviçre Parlamentosu önünde başlattığı iklim adaleti mücadelesiyle Filistin’in özgürlük mücadelesi arasında bağ kuran önemli simgesel bir isim. Çünkü iklim krizi de Gazze’deki kuşatma da kapitalizmin ürünü. Nitekim Birleşmiş Milletler Raportörü Albanese İsrail’in Filistinlilerin soykırımına yol açan ekonomik koşulları aktardığı raporunda, silah üreticilerinden teknoloji devlerine, bankalardan enerji firmalarına, çevrimiçi platformlardan süpermarketlere ve üniversitelere kadar birçok kurumsal aktörün Filistinlilere yönelik soykırımın araçlarını, finansmanını, altyapısını sağladığını ortaya koydu[1].
Uluslararası dayanışma
GSF yalnız değil. Hükümetlerin iki yüzlülüğüne karşı direnen, Filistin ile dayanışan dünya çapında milyonlarca insan var. Londra’da, Meksika’da, Yunanistan’da, İtalya’da, İspanya’da, İsrail’in kendi topraklarında dahil kitlesel gösteriler yapılıyor, boykot kampanyaları düzenleniyor. İtalya’da işçiler Filistinlilerin hayatı için hayatı durduruyorlar. İsrail’in uluslararası düzeyde katıldığı tüm organizasyonlar protestolar nedeniyle yapılamaz hâle geliyor. Uluslararası hareket hükümetlerin meşruiyetlerini sorgulanmasına yol açtığından, son günlerde hükümetler de çaresizce geri adım atmak zorunda kalıyorlar. Almanya, İsrail’e silah fonlarını keseceğini söyledi. İspanya ve İskoçya terör devletine yönelik bir dizi önlem açıkladı. Kanada, İngiltere ve Fransa, Avustralya, Filistin devletini tanıdılar. BM soykırımı resmen ilan etti. Ancak İsrail’e silah sevkiyatı yapılmaya devam ediliyor. Global Sumud’un yolculuğu hükümetlerin iki yüzlü politikalarını ortaya çıkaran bir hakikat yolculuğu aynı zamanda. Örneğin, Türkiye’yi yönetenler tüm gelişmeler karşısında İsrail’i sadece kınarken, Azerbaycan’ın petrolü Türkiye üzerinden İsrail’e akıtılmaya devam ediyor. Hileli bir biçimde İsrail ile ticari ilişkilerini devam ettiriyor. Ve üsler İsrail’in kullanımına açık.
Siyonizm ve hegomonya mücadelesi
Gazze’de yaşanılan soykırım İsrail’deki siyonist rejimin yapısını da açığa çıkardı. İsrail devletini oluşturan siyonist rejim yalnızca Yahudilerden oluşan bir ulus devlet kurma projesini gerçekleştirmek için Rusya’daki Çarlık otokrasisinin, 20. yüzyılın ilk on yıllarında İngiltere’nin, hatta 1930’larda Nazi Almanya’sının desteğini aldı. Ancak proje Holokost’un yüz binlerce Yahudi’yi yurtsuz bırakmasının ardından İngiltere, ABD ve dönemin Sovyetler Birliği desteğiyle NAKBA’da bir milyona yakın Arap nüfusun zorla sürülmesinden sonra hayata geçirildi.
80 yıldır fazla bir zamandır Filistin meselesi Ortadoğu’nun kanayan bir yarası olarak dünyanın merkezi bir meselesi haline geldi. İsrail devletinin vaat ettiği “güvenli topraklar” birbiri ardına yaşanan katliamlar ve soykırımla doruk noktasına ulaşan kanlı savaşlara dönüştü. İsrail’in Gazze’de yaktığı ateş Yemen, İran, Lübnan, Suriye’de içine alan bölgesel hatta küresel savaşları tetikleme riski taşıyor. Nitekim Katar’da Gazze müzakerelerini yürüten Hamas yetkililerini uluslararası kuralları çiğneyerek ABD’nin bilgisi dahilinde vurması, İsrail’in uluslararası güç mücadelesindeki rolünü de ortaya sermekte. Gazze’deki soykırım, ABD’nin İran’ın dışında, Rusya ve Çin’i de hedef alan küresel hegemonya mücadelesinin bir parçası olarak, Ortadoğu’ya müdahale çabasının bir parçası olarak ortaya çıkıyor.
Küresel Sumud Filosu’(GSF)nda yer alan Güney Afrikalı aktivistler Zukiswa Wanner ve Jared Sacks “Umudu sürdürmek için yelken açıyoruz” diyorlar[2]. Çünkü umudu kaybetmek, sadece Gazze’deki insanlardan vazgeçmek anlamına gelmiyor, insanlığın pek çok mücadelelerle bugüne kadar biriktirdiği; dayanışma, özgürlük ve demokrasi gibi en temel evrensel değerleri kaybetmek anlamına geliyor.
Çağla Oflas
[1] (https://bianet.org/haber/bm-raportoru-albanese-kuresel-sirketler-israil-in-soykirimindan-kar-sagliyor-309120)
[2] https://www-aljazeera-com.translate.goog/opinions/2025/9/7/why-we-are-sailing-to-gaza-on-the-global-sumud-flotilla?_x_tr_sl=en&_x_tr_tl=tr&_x_tr_hl=tr&_x_tr_pto=sc
