Barış için mücadele

Kürt sorununun çözümü için yürütülen sürecin kaderi tamamen Suriye’ye bağlanmış durumda. Halep’ta yaşananlar ve Suriye ordusunun sonrasındaki askeri hamleleri gösteriyor bunu netçe teyit ediyor. Bu gelişmelere bütün büyük emperyalist güçler ve bölgesel alt-emperyalist devletler müdahale ediyor. Sürekli bir diplomasi işlerken ABD yönetiminden birileri açıklamalar yapıyor, CENTCOM açıklama yapıyor, Fransa ve başka Avrupa devletleri açıklama yapıyor, Türkiye açıklamalar yapıyor; herkes kendi pozisyonunu ortaya koyup çıkarlarını sağlama almaya çalışıyor. Şimdilik SDG ile HTŞ arasında bir uzlanma sağlanmış gibi gözükse de iki haftaya yakın süredir hem çatışmalı hem de bol müzakereli bir süreç yaşanıyor.

Elbette bu fazla sürpriz değil. Zaten Türkiye devleti açısından en baştan beri konu “iç cepheyi tahkim etme” olarak ele alınmıştı. Yani bölgesel gelişmelerin dayattığı çatışmalarda Kürt hareketini başka bir ittifaka kaptırmamanın gerekliliği, sürecin temel dinamiği olarak gösteriliyordu.

Heyhat, bunların hepsi doğru olsa da, sürecin Türkiye’nin iç siyaseti açısından taşıdığı önemler yadsınamaz. Ve burada Kürt halkının barış talebine ciddi bir destek gelmemesi, sürecin geleceği açısından ciddi riskler doğuruyor.

Kürt sorunu, on milyonlarla ifade edilebilecek bir halkın en temel haklarından mahkûm kalması, eşit yurttaşlığa ve kendi geleceğini özgürce belirleme hakkına sahip olmaması, yaşadığımız coğrafyanın en temel sorunlarından biri. On yıllardır süren bir savaş, failimeçhuller, tutuklamalar… Bu kadar büyük bir problemin sona erdirilmesiyle ilgili bir süreç neden küçük görülüyor?

Solun, emek hareketinin, tüm demokrasi aktivistlerinin gündeminde barışa dair çok az şey olması kabul edilemez.

Barış İçin LGBTİ+ İnisiyatifi, Eleştirel Barış Ağı, yıllardır devam eden Barış Vakfı’nın çabaları çok kıymetli. Ancak bütün bunlar küçük bir alana sıkışıyor ve konuyu ele alanların çoğunluğu Kürt siyasi hareketinin kurumları olmaya devam ediyor.

Batıdan barış için daha güçlü bir ses çıksaydı, süreci sadece bölgesel konjonktürün dayattığı bir zorunluluk olarak değil eşitlik ve özgürlük temelinde ele alınacak bir olguya çevirmek mümkün olurdu. Bu doğrultuda devlete ve hükümete basınç yapmak mümkün olurdu. Türkiye devletinin sınırları ötesindeki ülkelerin iç işlerine müdahalesini kısıtlamak mümkün olurdu. Dolayısıyla Kürt halkının haklı taleplerini elde etmesini kolaylaştıracak bir toplumsal atmosfer yaratılabilirdi.

Üstelik bu, gerçekleşseydi Batı’daki işçi sınıfının, emekçilerin, tüm özgürlük isteyenlerin önünü açacak bir seferberlik olurdu. Kürt sorununda baskı politikalarının sona erdiği ve barışın gerçekten haklar temelinde alındığı bir manzara, diğer tüm adalet arayışlarına, hak arayışlarına, ekmek kavgasına güç verirdi.

Bunun böyle olmamasına neden olan tüm şüphecilikle tartışmalıyız. Süreci ciddiye almayan, Kürt hareketine güvenmeyen ve onun iktidar cephesine geçeceğini iddia eden bütün yaklaşımlarla kıran kırana bir mücadele vermeliyiz. Ana muhalefetin bir önceki dönem başında olan ekip iktidar kanallarında cirit atıyorken, ırkçıların cumhurbaşkanı adayı daha üç sene önce AKP’ye destek açıklamışken, durup durup konuyu Kürt hareketinin “olası” anlaşmalarına getirmenin sosyal şovenizmden başka izahatı olamaz.

Kürt sorununda barış için mücadele etmek iktidarı geriletir. Onun “yukarıdan”, Türkiye devletinin çıkarlarına dayalı, Kürtlere mümkünse hiçbir hak vermemeyi öngören “çözüm” anlayışını teşhir eder. Gerçek bir barış için hükümeti zorlar. İşçi sınıfı içinde milliyetçiliğin gerilemesine yol açar ve dolayısıyla patronlara karşı daha birleşik mücadelelerin ihtimallerini çoğaltır. Zafer Partisi, İyi Parti, Anahtar Parti ve bunların irili ufaklı tuhaf gruplarını, yani “laik” aşırı sağı geriletir. Kürt sorununda barış için verilen mücadele ırkçılığı geriletir, adaletsizliklerin norm olduğu ortamı zayıflatır ve muhalefet üzerindeki baskılar dahil tüm otoriterleşmeye karşı elimizi güçlendirir.

Bütün bu özellikleri sebebiyle barış mücadelesi küçümsenemez, böyle bir süreç yokmuş gibi davranılamaz. Kürtlerin bu yalnızlığına karşı barış mücadelesi halkların eşit koşullarda kardeşliğinin, birleşik bir muhalefetin garantisi olur. Sokakta, işyerlerinde, okullarda, bulabildiğimiz her alanda barışın sesini yükseltmek için gayretlerimizi artıralım.

Yazar

You May Also Like

Kira krizi derinleşiyor

Ekonomik kriz, konut kiralarını fahiş seviyelere çıkarırken, birçok kiracı açısından mahkemeye taşınan kira davaları da sonuçlanmaya başladı. Tahliye…

Neden Enternasyonal Dayanışma?

İktidarın kanatları arasında mafyatik çeteler üzerinden başlayan güç savaşları (Sinan Ateş cinayeti, Ayhan Bora Kaplan operasyonu, emniyet-adliye içi…