AKP’nin enflasyona çözümü yok

Türkiye ekonomisi, 2026 yılına girerken iki farklı gerçeklik arasında sıkışmış durumda. Bir tarafta kâğıt üzerindeki verileri ve “beklentileri” bir başarı öyküsü gibi sunan ekonomi yönetimi, diğer tarafta ise borç kıskacında nefes alamayan, tarlası icralık olan, market raflarıyla savaşan bir halk. AKP iktidarının enflasyona sunduğu “çözüm”, halkın yaşadığı derin yoksulluğu teknik terimlerle normalleştirmeye ve dünyadaki genel eğilimlerin arkasına saklanmaya çalışmaktan öteye geçemiyor. Ancak gerçekler, AKP’li bakanların sosyal medya paylaşımlarına sığmayacak kadar ağır.

Rakamlarla makyajlanan gerçeklik

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in hanehalkı enflasyon beklentilerini “normal” gösterme çabası, aslında bir yönetim zafiyetinin itirafıdır. Hanehalkının enflasyon beklentisinin yüksekliği, sadece “psikolojik” bir durum değil, bilakis halkın her gün bizzat yaşadığı fiyat artışlarının bir sonucudur. Bakan Şimşek, beklentilerin tüm dünyada gerçekleşmelerin üzerinde olduğunu iddia ederek sorumluluğu üzerinden atmaya çalışsa da, Türkiye’nin reel enflasyonu ile dünya ortalamaları arasındaki devasa uçurum bu tezi çürütmektedir. Piyasanın yüzde 23,2’lik yıl sonu beklentisinin bile hükümetin hedeflerinin üzerinde olması, ekonomi yönetimine olan güvenin ne denli eridiğini kanıtlıyor.

Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın “Enflasyonu yüzde 20’lerin altına çekeceğiz” vaadi ise halk nezdinde “bu söylemleri daha önce de görmüştük” hissi yaratmaktan başka bir işe yaramıyor. “Yüzde 30’ların altı ufukta göründü” söylemi, yüzde 70’leri aşan enflasyon dönemlerinden zar zor çıkan vatandaş için bir müjde değil, kaybedilen gelirin acı bir bilançosudur. Hükümet istikrar ve huzurdan bahsederken, “sosyal yıkım” giderek derinleşiyor.

Tarımda çöküş: Toprağından koparılan üretici

Ekonomik krizin en ağır darbe vurduğu kesimlerin başında kuşkusuz çiftçiler geliyor. AKP’nin 2002’den bu yana yol açtığı zincirleme hatalar, Türkiye’yi kendi kendine yetebilen bir ülkeden, dışa bağımlı ve krizlerle boğuşan bir yapıya sürükledi. CHP Gaziantep Milletvekili Melih Meriç’in de belirttiği gibi; tohum, gübre ve ilaç gibi temel girdilerdeki kontrolsüz, hesapsız, yüksek maliyetli ithalat, çiftçiyi üretim yapamaz hale getirdi.

Borçla üretim yapmaya çalışan çiftçi, ürününü değerinde satamadığı için icra kıskacına düşmüş durumda. 2026 yılı, gıdaya ulaşımın daha da zorlaşacağı bir “kriz yılı” olma yolunda ilerliyor. Tarım Kredi Kooperatifleri ve bankalara olan borçların hacmi, köylüyü toprağından koparırken, iktidarın bu yapısal soruna sunduğu tek çözüm daha fazla borçlandırma oluyor.

Borç sarmalında bir toplum olduk

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi’nin Kasım 2025 verileri, AKP döneminin yarattığı “borç toplumu” modelini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Türkiye’de her gün yaklaşık 12 bin kişi ilk kez borçlanıyor. Bu, bir büyüme göstergesi değil, çaresizliğin istatistiğe dökülmüş halidir. 361 bin kişinin bir ayda ilk kez kredi kartı kullanmaya başlaması, halkın artık tasarrufu bırakın, temel ihtiyaçlarını bile “gelecek aydan çalarak” karşıladığını gösteriyor.

Daha da vahimi, her gün 4 bin kişinin maaşı yetmediği için eksi hesaba (KMH) düşmesidir. Bu durum, ek hesabın artık bir acil durum önlemi değil, bir “geçim aracı” haline geldiğini kanıtlıyor. 23 Ocak 2026 itibarıyla icra dosyası sayısının 24 milyon 128 bine ulaşması, ülkedeki her üç vatandaştan birinin hukuk yoluyla borç kıskacında olduğu anlamına geliyor. Adalet sisteminin bir “borç tahsilat merkezine” dönüştüğü bu tabloda, halkın nefes alması imkânsızdır.

Hazine’nin kara deliği: Borçla borç ödemek

Kamu maliyesindeki bozulma ise gelecek nesillerin bile ipotek altına alındığını gösteriyor. 2025 yılında merkezi bütçe 1,8 trilyon lira açık verdi. Hazine, ödediği borcun üç katı kadar yeni borç alarak adeta bir “saadet zinciri” mantığıyla yönetiliyor. Toplam borcun 13 trilyon 656 milyar liraya yükselmiş olması, mali disiplinin tamamen terk edildiğinin göstergesidir.

2025 yılında ödenen 2 trilyon 54 milyar liralık faiz, halkın cebinden çıkan vergilerin, hizmete değil ranta gittiğinin resmidir. Döviz ve altın cinsi borçların iç borç stoku içindeki payının artması, ülke ekonomisini her türlü dış dalgalanmaya karşı daha savunmasız bırakmaktadır. Hükümet “istikrar” derken, kamu maliyesi aslında büyük bir kumarın ortasındadır.

Emeklinin dramı ve kamu kurumlarındaki talan

Emekliler, bu ekonomik yıkımın en mağdur kesimi olarak seslerini yükseltmeye devam ediyor. AKP’nin “reva gördüğü” 20 bin liralık maaşlarla, beş emekli bir araya gelse bile yoksulluk sınırını aşamıyor. Geçmişte bir emekli ikramiyesiyle ev alabilen vatandaş, bugün markete gitmekten korkar hale gelmiştir. “Yoksulluk kader olamaz” diye haykıran milyonlarca emekli, aslında AKP’nin bilinçli bir tercih olarak yarattığı gelir adaletsizliğine karşı direnmektedir.

Bu yoksulluğun tam karşısında ise kamu kurumlarındaki devasa zararlar ve liyakatsiz yönetimler duruyor. PTT, EÜAŞ, Ziraat Bankası ve Halkbank gibi dev kuruluşların 2024 yılındaki toplam zararı 25 milyar dolara ulaştı. PTT örneği, sistemin özeti niteliğindedir: Zarar iki yılda 6 milyon dolardan 85 milyon dolara çıkarken, yönetim kurulu maaşları 9 milyon TL’den 20 milyon TL’ye fırlamıştır. Bu, bir beceriksizlik değil, kamu kaynaklarının belirli bir zümreye bilinçli aktarımıdır.

Bu düzen değişmeden enflasyon düşmez

AKP iktidarının ekonomi politikası; emekçiden, emekliden ve çiftçiden alıp, faize ve yandaş sermayeye aktarma üzerine kuruludur. Devletin günde ortalama 35 milyar lira vergi topladığı bir ülkede, hala devasa bütçe açıkları veriliyor ve halk yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkum ediliyorsa, sorun ekonomik değil siyasidir.

İktidarın enflasyonu “normalleştirme” ve “küresel bir sorun” gibi gösterme çabası artık halkta karşılık bulmuyor. Çünkü gerçek enflasyon; market fişlerinde, icra dosyalarında, ödenemeyen kredi kartı borçlarında ve boş kalan tencerelerde tüm çıplaklığıyla duruyor.

Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın “enflasyonu yüzde 20’lerin altına çekeceğiz” söylemi ya da Cumhurbaşkanlığı Programı’ndaki yüzde 16 tahmini, halkın gerçeklerinden kopuk birer temenniden fazlası değildir. Günde 12 bin kişinin borçlandığı, 24 milyon icra dosyasının olduğu, çiftçinin toprağını terk ettiği ve emeklinin açlık sınırının altında yaşadığı bir ülkede “istikrardan” bahsetmek, vatandaşın aklıyla alay etmektir.

AKP’nin enflasyona bir çözümü yoktur; çünkü AKP’nin ekonomideki çözümü, yoksulluğu tabana yaymak, kamu kaynaklarını bir avuç yandaşa ve faiz lobisine aktarmak üzerine kuruludur. Bu düzen değişmeden, mali disiplinden veya halkın refahından bahsetmek mümkün olmayacaktır.

Faruk Sevim

Yazar

You May Also Like

Kira krizi derinleşiyor

Ekonomik kriz, konut kiralarını fahiş seviyelere çıkarırken, birçok kiracı açısından mahkemeye taşınan kira davaları da sonuçlanmaya başladı. Tahliye…

Neden Enternasyonal Dayanışma?

İktidarın kanatları arasında mafyatik çeteler üzerinden başlayan güç savaşları (Sinan Ateş cinayeti, Ayhan Bora Kaplan operasyonu, emniyet-adliye içi…