Siyasetin Gündemi: Barış ve AKP’ye karşı mücadele

Kürt sorununda çözümü destekleyen bir perspektifin güçlenmesinin Batı’da yaşayan işçi sınıfına niçin faydalı olacağına ve AKP’yi niçin gerileteceğine dair tartışmaya iki hafta önce başlamıştık.

Arada geçen süreçte, AKP destekli Şara hükümeti, SDG’ye karşı istediklerinin bir kısmını elde ettikten sonra, birçok faktörün müdahil olduğu müzakereler sonucunda bir ateşkes gündeme geldi. Bu ateşkesi kalıcıya döndürmek için bir anlaşma yapıldı. Tıpkı 10 Mart mutabakatı gibi şimdi bu anlaşmanın nasıl uygulanacağı, kimin hangi adımları atması gerektiği tartışılacak.

Çünkü daha önce sık sık bahsettiğimiz gibi, hem Türkiye’de hem Suriye’de müzakere süreci “mücadele” ile iç içe yürüyor. AKP uluslararası konjonktürde bu kez hücuma geçmeye uygun durumda olduğunu düşündüğü için, daha açık söylemek gerekirse Trump yönetiminin kendisine verdiği izne bel bağlayarak bazı adımlar attı. Şimdi yeni bir denge pozisyonunda bundan sonrası için işlerin nasıl gelişeceği konuşulacak.

Bu durumdan yola çıkarak söylemeliyiz ki, çözüm sürecinin Kürt halkı lehine gelişmeler içermesi için mücadele etmenin AKP’yi gerileteceği gerçeğin yanına, AKP’nin geriletilmesinin tek yolunun buradan geçtiğini eklemeliyiz.

Konuyu “milli çıkarlar” ekseninde ele alarak Suriye’de Şara hükümetine yakın bir çizgide duran hiç kimse AKP karşıtı değildir. “Yerli milli” sözde muhalefet çizgisinin AKP’yi güçlendirmekten başka bir işlevi olamaz.

2025 yılında Türkiye’de olası bir genel seçimler için yapılan anketlerin üçte ikisinde AKP’nin seçimleri kazanamayacağı görülüyor. 2026’nın ilk anketlerinde de bu oran %75 civarında. Ekonomik krizin etkileri silinemezken AKP liderliği aslında durumun kötü olmadığını iddia ederek halkla dalga geçiyor. Emeklilerin büyük bir kısmı 20 bin TL ile, işçilerin yarısı 28 bin TL ile bir ayı geçirmeye çalışacak. Asgari ücrete gerçek enflasyondan çok uzakta, %27 civarı zam yapıldı. Birçok sektörde işçiler buna benzer zamlar alıyor. İşçi sınıfı 2026’nın her ayında açlık ve yoksullukla boğuşacak. Bunun yanında otoriterleşme dalgası devam ediyor, hükümete muhalif seslere karşı baskılar, gözaltılar ve tutuklamalar devam ediliyor. Yapılmak istenen demokratik protesto eylemlerine müdahale ediliyor.

AKP tüm bunları telafi etmek için “dış politikada güçlü Türkiye” anlatısını kullanıyor. Bu anlatının Mavi Vatan, Ukrayna ile Rusya savaşında arabuluculuk rolü gibi ayakları çöktü. İran’a saldırının engellenmesi konusunda da yol alındığını söylemek zor. İsrail’in Gazze’de yürüttüğü soykırıma karşı “Gazze Barış Kurulu” adı verilen berbat komitede Türkiye’ye de göstermelik bir koltuk verildi. Dolayısıyla “dış politikada güçlü Türkiye” anlatısından elde kala kala, yalnızca eski kafalı ulusalcıları memnun edebilecek, Suriye’de Kürt siyasetine karşı merkezi hükümetin desteklenmesi yönündeki yavan bir politika kalıyor.

Suriye’de AKP’nin pozisyonu, şu an onun iç siyasette geri kalan her şeyi örtbas edebilmek için kullanmak istediği bir enstrüman işlevi görüyor.

Tam da bu yüzdendir ki, Türkiye’deki barış sürecinin Suriye nedeniyle akamete uğramasına karşı çıkmadan, yani barış sürecini Kürt halkının haklarını alması çizgisindeki bir perspektifle desteklemeden, AKP’nin karşısında konumlanmak mümkün değil.

Barış mücadelesi, AKP’yi geriletme çabasının olmazsa olmaz koşuludur. Barışı isteyen cepheyi bu bilinçle büyütmeye çalışalım.

Yazar

You May Also Like

Kira krizi derinleşiyor

Ekonomik kriz, konut kiralarını fahiş seviyelere çıkarırken, birçok kiracı açısından mahkemeye taşınan kira davaları da sonuçlanmaya başladı. Tahliye…