Her yılın başında, dünyadaki ve Türkiye’deki otoriterleşme seviye atlıyor. Geçtiğimiz yıl, Türkiye’de belediyelere, gazetecilere ve hükümetle hemfikir olmayan herkese gözdağının ve saldırıların arttığı bir başlangıcın ardından, 19 Mart sürecini yaşamıştık. 2026 ise ABD başkanı Donald Trump’ın Venezuela devlet başkanını yasadışı bir operasyonla kaçırması, Grönland’dan İran’a birçok yeri tehdit etmesi ile militarist bir tırmanışla start aldı.
Hem Venezuela saldırısı gibi gelişmeler hem de Epstein belgelerinde ortaya çıkan muazzam suç ağındaki kişilerin, bugüne kadar hayatlarını fazla bir ceza almadan sürdürmüş olmaları, sıradan insanların cephesinde egemen sınıf üyelerinin istedikleri her şeyi yapmaya muktedir oldukları algısını yaratarak moral kaybına neden oluyor.
Ancak Şubat ayında hem dünyada hem Türkiye’de bunun aksi iki örnek de yaşadık.
İlki Minnesota’da ICE programı yenildi, kenti haftalardır terörize eden saldırı dalgası, işçi sınıfının yığınsal ve kolektif direnişiyle püskürtüldü.
ICE başlı başına korkunç bir program. Birtakım silahlı adamlar şehirlerin göçmen yoğunluklu mahallelerine giderek buraları terörize etmekle görevli. Kapıları kırıp evlere giriyorlar, arabaların camlarını kırıyorlar, okul çıkışlarında çocuklarını alan ebeveynleri rahatsız ediyorlar. Ve sık sık insanları vuruyorlar, öldürüyorlar. Irkçı ve silahlı bir çete, Trump hükümetine bağlı bir şekilde “yasal” faaliyet gösteriyor. 11 Eylül’den sonra “terörle mücadele” iddiasıyla kurulan İç Güvenlik Bakanlığı, başka kurumların kendi ajanlarını soruşturmasına izin vermiyor, dolayısıyla hesap verebilirlikleri düşük. Ayrıca kendi elemanları suç işledikten sonra, hemen kurbana karşı bir propaganda savaşına girişip mağdur olan kişiyi karalıyorlar.
Minnesota’daki ICE karşıtı seferberlik, 1946’dan beri ABD’de yapılan ilk eyalet çapındaki genel grev oldu. Bunun dışında yüz bin kişilik bir gösteri yapıldı. Öğrenciler okullarını boykot edip eylemlere katıldılar. Her gün irili ufaklı eylemler vardı. Aktivistler ICE ajanlarının kaldığı tesislerin etrafında, geceleri dahi gösteri yaparak onları rahatsız ettiler. Minnesota halkı aktif bir biçimde, göçmenleri hedef alan bu programa karşı sokaklarda ve işyerlerinde karşı koydu ve püskürttü.
Minnesota’daki gelişmeler Trump’la ilgili daha geniş bir perspektifi anlamamızı da sağlıyor. Aşırı sağcı başkan ikinci döneminde “usta” olmak istiyor. Hem uluslararası siyasette hem de ABD iç siyasetinde çok daha vites yükseltmiş vahşi bir sağ programla yönetmeyi sürdürüyor. Ve bunun nerede duracağına dair bir öngörü yok. Ancak Minnesota gibi direnişler, bu sert programa karşı mücadele edilince onun geriletilebileceğini gösteriyor. CNN’de yayımlanan bir ankete göre ABD halkının yüzde 58’i Trump’ın ikinci döneminin ilk yılını bir başarısızlık olarak tanımlıyor. Yüzde 55, onun ekonomik politikalarının işi daha da kötüye götürdüğünü söylüyor. Enflasyonu düşürmek için pek bir şey yapmadığını söyleyenlerin oranı %64. Kendini MAGA’cı olarak tanımlayan kesim içinde dahi %42 ekonomik konularda Trump’ın daha fazla şey yapması gerektiği görüşüne sahip. Halkın üçte biri Trump’ın onlar için bir şeyler yapmayı düşündüğünü söylüyor ki bu oran Mart’ta %40 idi; şu an en düşük seviyesine geriledi. Minnesota işçi sınıfı, yalnızca ICE’ı eyaletlerinden kovmakla kalmadı, Trump’a karşı daha genel bir muhalefetin temel dinamiği odu.
Kolektif ve yığınsal mücadelelerin kazanmasına dair bir diğer umut verici örnek ise Türkiye’den. Migros işçileri 10 ilde 14 ayrı depoda binlerce kişiyle fiili bir mücadele başlatarak patrona kendilerini muhatap aldırttılar, müzakere masasına oturttular ve kazandılar. DGD-SEN’in yanı sıra solun ve emek hareketinin işçilerle ördüğü muazzam dayanışma, tüm yerellerde yapılan eylemler, Migros mağazaları önündeki basın açıklamaları ve boykot çağrıları burjuvazinin güçlü temsilcilerinden birine karşı kazanım elde etmemizi sağladı. İşçiler taşeronu yolladılar ve depolarda Migros kadrolarına geçişi sağladılar. Zamlar konusunda taleplerinin çoğunu kabul ettirdiler. Eksik ücret, fazla mesai ve diğer alacaklar konusunda çözümü sağladılar. İşten atılan işçilerden isteyenlerin iş başı yapabileceği, diğerlerinin ise tüm haklarının eksiksiz ödeneceği konusunda işverenle mutabakat sağladılar.
AKP’ye karşı muhalefetin zayıf kaldığı yönünde şikâyetleri olan herkes Migros işçilerinin direnişine bakmalı. İşçi sınıfı birleştiğinde ve kararlı bir şekilde mücadele çizgisini koruduğunda patronlardan kazanım elde etmek mümkün. Bütün diğer politik meselelerde zayıflık, emeğin gücünü mücadeleye kanalize eden bir cepheleşmeyi inşa edemememizden kaynaklanıyor.
Bunu başarırsak ekonomik krizin faturasını emekçilerin ödememesini sağlamak, Kürt sorununda barışı kazanmak, iktidarın yargı içindeki klikler eliyle muhalefete yönelttiği saldırıları püskürtmek, doğaya zarar veren tüm girişimleri durdurmak mümkün.
Egemen sınıfın tüm saldırıları, yığınların kolektif mücadelesiyle durdurulabilir. İşçi sınıfının birliği ve antikapitalist bir mücadele çizgisi, Minnesota’dan Migros’a gördüğümüz gibi bizim kazanmamızı sağlayabilir!