ABD-İran nükleer müzakereleri bölgesel rekabetleri gün yüzüne çıkarıyor

Görüşmeler, ABD ve İsrail’in bölgeyi nasıl yeniden şekillendirmek istediğini ortaya koyuyor.

Donald Trump’ın “rejim değişikliğini” “olabilecek en iyi şey” olarak övdüğü sırada, ABD ile İran arasındaki ikinci tur nükleer müzakereler Pazartesi günü başladı.

Müzakereler, iki ülke arasındaki gerginliğe rağmen ABD ve İsrail’in bölgeyi nasıl yeniden şekillendirmek istediğini ve İran rejiminin karşı karşıya olduğu derin krizi ortaya koyuyor.

Bu müzakereler, geçen yıl Nisan ayında müzakerelerin çökmesinden ve Haziran ayında ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasından bu yana yapılan ilk müzakereler.

6 Şubat’ta başlayan ilk turda Trump’ın üç hedefi vardı. İran’ın balistik füze geliştirmesini kısıtlamak, nükleer programını durdurmak ve Lübnan’daki Hizbullah gibi güçlere verdiği desteği kesmek istiyordu.

Ancak İran rejimi, balistik füze programının müzakere konusu olmadığını açıkça belirtti. Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi Pazartesi günü, “tehditler karşısında boyun eğmek değil, adil ve eşitlikçi bir anlaşma” aradığını söyledi.

Bu, müzakerelerin İran’ın sivil nükleer programı üzerinde olduğu anlamına geliyor. ABD ve İsrail, İran’ın bölgesel güç olarak yükselişini engellemek için İran’ın uranyum zenginleştirmesini durdurmaya çalıştı.

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, İran’ın nükleer silah geliştirmeye “aylar kaldığı” yalanını yaydı. Ancak bölgeyi terörize eden tek nükleer silahlı güç İsrail’dir.

Görüşmeler öncesinde Trump, İran’ın müzakereye yanaşmaması halinde askeri müdahaleyle tehdit etti. Trump, “İran geçen sefer anlaşma yapmamayı tercih etti ve Midnight Hammer operasyonuyla vuruldu” diyerek, geçen yıl Haziran ayında İran’ın nükleer tesislerine düzenlenen ABD hava saldırılarına atıfta bulundu.

“Bu onlar için iyi sonuçlanmadı. Umarım bu sefer daha makul ve sorumlu davranırlar.”

İran’ın dini lideri Ali Hamaney, bunun bölgesel bir savaşı tetikleyeceğini söyledi. Bu tür bir istikrarsızlık, ABD’nin Gazze’yi ele geçirip Suriye ve Körfez’deki rejimlerle bağlar kurarken bölgeye yönelik planlarını altüst etme potansiyeline sahip.

Ancak ABD’nin gözlemcisi İsrail, olası herhangi bir anlaşmayı bozmak ve İran’da rejim değişikliği hayali kurmak istiyor.

ABD’nin gücünün azalması, bölgesel emperyalist güçlerin – İsrail, İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye – yükselişine alan açtı.

İran, İsrail’in iki yıldır bölgede sürdürdüğü soykırım ve savaş çığırtkanlığı nedeniyle zayıfladı.

Esad diktatörlüğünün düşüşünden sonra müttefiki Suriye’yi kaybetti, Lübnan’daki Hizbullah ve Yemen’deki Husi’ler zayıfladı. İç politikada ise, nüfusun büyük bir kesimi arasında meşruiyetini yitirdi.

Rejim krizi de Araghchi’ye bir anlaşma sağlanması için baskı yapıyor.

Aralık ve Ocak aylarında İran’ı kasıp kavuran protesto dalgası, ekonomik kargaşadan kaynaklandı. İran, ABD ile bir anlaşma sağlarsa, yaptırımların kaldırılması, İran’ın üzerindeki baskıyı bir ölçüde hafifletebilir.

Ancak, iki yıl boyunca İsrail’in bölgede yükselişe geçmesi sonrasında, bir anlaşma İran’ın bölgesel güç olarak konumunu daha da zayıflatabilir.

Arthur Townend

(Socialist Worker’dan DeepL yardımıyla çevrildi.)

Yazar

You May Also Like