Suriye’de onca tantana sonrasında nihayete erdiği deklare edilen Merkezi Hükümet-YPG anlaşmaları sürecinde, Türkiye’nin resmi ve özellikle de sosyal mecralar aracılığıyla görünür hale gelen gayri-resmi tepkileri sonrasında, Apê Musa’nın* veciz ifadesi akla geliyor. Rahmetli şu şekilde feveran ediyordu: Türklerle etle tırnak gibiyiz; ancak tırnak hep biz Kürtler olduk, biraz uzadığımızda hemen kesiyorlar.
Elbette siyasette ve devlet yönetiminde duygusal refleksler beklemiyoruz. Ancak üzerine bina edilmiş devasa bir tevatürün kadüklüğünü de ifşa etmeyeceğimiz anlamına gelmez bu gerçeklik. Konumuza dönecek olursak bu görüşmeler ve anlaşmalar sürecinde öyle bir hava oluşturuldu ki yakın zamanda Rojava ile alakalı Cumhurbaşkanının “düştü, düşüyor” umudu/demeci sonrasında Kürt hafızasında oluşan derin yarılmanın çok daha ötesinde bir kırılma yaşandı. Çünkü maalesef Kürt Siyasal hareketi Rojava direnişi sonrası Rojava gerçekliğini SDG düzleminde Suriye Kürdistanı’na evriltmişti. Beklenti o denli bir seviyeye çekilmişti ki dört eşittir bir** söylemi bir deyim haline gelmişti. Bu durum Kürt Siyasal hareketinin yanlışları hanesine işlenecektir. Ancak bu ‘hayalin’ pratiği anlamında Türkiye heyulasının varlığı güçlü ve çoğu zaman da aşağılayıcı bir jargonda hatırlatıldı. Fakat bu tavır bütünlüğü dahi Kürt hafızasındaki kırılmayı açıklamıyor. Buradaki asıl konu, Kürt hakkını kutuplarda dahi alamasın istencinin bir dışa vurumu idi. Belki de analojik olarak Mahabad Cumhuriyeti*** ile eşdeğerdir.
Şovenizm kavramı çerçevesinde değerlendirmemize devam edelim. Ulusal tüm kanallarda yandaşı-muhalifi herkes farklı bir zaviyeden ancak aynı amaca matuf şekilde terör, terör yuvaları, terör örgütü adlandırmalarını kolayca boca eder hale gelmişti. Ya da sözün gerçek anlamı ile teorisinde süreğen halde olanlar pratiğe imkân bulduğu anda kusulmuştu. Öyle ya, karizmatik önderlik olan Reis’in talimatına gerek kalmadan salt sessizliği ile dahi Kürde atış serbest düzlemine gelebilecek bir konsensüs mevcuttur. Dolayısıyla Kürt bir kez daha siz hepiniz ben tek realitesini hatırlamıştır. Tabi bunu tersine şovenizmin inşası anlamında ya da ezilenlerin pedagojisinin**** doğruluğu anlamında söylemiyoruz. Bahis sadece gerçekliğin ifşası anlamındadır.
Türkiye Siyaseti pratiği anlamında beklenmeyeni ortaya koymamıştır. Ya da sosyal tabanı haricinde bunu gerçekleştirmemiştir. Bahse konu tüm coğrafyalar zaten Osmanlı bakiyesidir ve sınırın bu tarafı ile ötesi bu anlamda siyaset hafızasına kurban gitmektedir. Cumhuriyetin bu düzleme kattığı ise yüzyıllık bir geçmiş ile bölünme-parçalanma kabusunu devletin ideolojik aygıtları***** ile henüz zor araçlarına dahi yükseltmeden toplumsal konsensüsü oluşturmak marifetiyle çözümlemeye gitmesidir. Herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kökeninden münezzeh şekilde ve asimilasyonu benimsemesi ölçüsünde asimilasyonu tam olarak benimsemeyen ve kitlesel halde kalabilmeye çalışan tek özneye korku ve hatta nefret tavrındadır.
Bu anlamda Kürtlerin, sosyalizan ve ulusal öncelikli olmayan hareketler haricinde temas halinde olabileceği bir kesişim de bulunmamaktadır. Hatta Kürtlerin Kürt Hareketi ile teması dahi bu kesişimin üstünde değildir. Ki son ‘çözüm süreci’nin devam edegeldiği bir zamanda Kürt, tam olarak neyi elde ettiğinin farkında da değildir. Bu süreçte kazanımın görünür coğrafyasının en azından şimdilik ‘Suriye Kısmı’ olacağı düşünülüp bu sözde olan üstüne hayaller coğrafyamıza yansıtılacak iken, Suriye Kısmının da elde olmadığının farkındalığına varılmıştır.
Bu anlamda Kürdün tek hakkının Sarı Hoca’nın veciz ifadesi ile “Kürdün Kürd olamama hakkı” olduğu ortaya çıkmaktadır. Tabi İsmail Beşikçi****** bu sözü ulusal kurtuluşa giden yolda bir motto olarak söylerken, silahların terk edildiği deklarasyonu sonrası, sözün yankısı ancak gönüllü asimilasyon ya da öncesinde ifade ettiğimiz küçük de olsa kesişim kümesi ile ilişkilerin arttırılmasının güçlü bir nedeni anlamında olacaktır. Osmanlının son dönemi ile başlayan ve Cumhuriyet ile perçinlenen tek gerçeklik, öteki olan tek ve kısmen birleşik ögenin Kürtler olduğudur. Bu anlamda devrimi illa öncelememekle birlikte devrimsel perspektife sahip gruplar ile güçlü temas haricinde oluşacak tüm beklentiler çökmeye mahkumdur. Ezcümle binyıllık kardeşlik lafzı salt tevatürdür ve bu yazı da bunu güçlü bir şekilde yalnızca ifşalamaktadır.
Süleyman Güzel
*Kürt yazar, şair ve gazeteci
**Kürt coğrafyasının dört parçasının bütünlüğü umudu
***Modern dönem Kürt Devleti olarak SSCB, ABD, İran ve Türkiye kıskacında bir deneme olarak kalmıştır.
****Ezilenlerin Pedagojisi-Paulo Freire
*****Devletin İdeolojik Aygıtları(DİA)-Louis Althusser
******Sosyolog ve yazar