“Ya Ekoloji Ya Felaket: Murray Bookchin’in Yaşamı ve Mücadelesi“, Janet Biehl tarafından kaleme alınan ve Dipnot Yayınları tarafından basılan, Murray Bookchin hakkındaki biyografik kitabın başlığı. Bu yazı da adı geçen biyografik kitap hakkında, ancak kitabın ne bütüncül bir incelemesi ne de sunumu; başlıktan da anlaşılacağı gibi kitaptan bölük pörçük olarak cımbızlanan anekdot niteliğindeki kesitlerden oluşan bir içeriğe sahip.
Kitabı okumama Türkçe çevirisini yapan değerli dostum İlker İnan Akçay bana da bir adet hediye ederek vesile oldu. Bu yazıyı karalamama ise, kendisiyle sohbet ederken laf arasında kitabın bahsini ettiğim bir diğer değerli dostum Ümit Kemal Yıldız vesile oldu. Yazının içeriğini ise acizane ben takdir ettim ve herhangi bir polemiğe meydan vermemek adına, elimden geldiğince, yorum yapmaktan kaçındım
Anekdot 1: Hayranlık uyandıran Kapital hafızları, hayal kırıklığı yaratan siyasi liderler, sendikalar ve işçiler
Ya Ekoloji Ya Felaket başlığının Rosa Luxemburg’a ait olan “ya sosyalizm ya barbarlık” sözünden hareketle belirlendiği anlaşılıyor, ancak bu bir esinlenmeyi değil, siyaseten bir kopuşu ifade ediyor. İlk başlarda sosyalist/komünist saflarda siyaset yapan Murray Bookchin bir yerden sonra anarşist saflara geçiyor ve sosyalizmin/komünizmin yerine ekolojik ademimerkeziyetçiliği, bunu gerçekleştirecek toplumsal fail olarak da işçi sınıfının yerine yurttaşları koyuyor. Ya ekoloji ya felaket de işte bu geçişin veciz bir ifadesi oluyor.
Bu geçiş, Murray Bookchin’in Marksist üstadlarına duyduğu hayranlığa rağmen, Stalin’in reel politikteki tavrı ve tutumunun, sendikaların korporatist pratiklerinin ve işçilerin devrim için bir türlü harekete geçmeyişinin kendisinde yarattığı hayal kırıklığından kaynaklanıyor. Bookchin çok genç yaşlarda ABD Komünist Partisi’nin İşçi Okulu’na gidip derslere katılır, Marx’ın Kapital’i hakkındaki dersin hocasının (kendisine Kapital hafızı demek daha uygun olur) Kapital’in birinci cildini sayfa numaralarıyla birlikte ezbere bildiğine tanık olur ve bu durum onda büyük bir hayranlık uyandırır. Sonraları Stalinci yaklaşımlar ve pratikler yüzünden sol düşünceyi ve hareketleri sorgular olmuşsa da, bu durum onun sosyalist/komünist fikirlerden bütünüyle uzaklaşmasına yol açmayıp, Stalinci çizgi yerine Troçki takipçiliğine geçişiyle sonuçlanmıştır. Bu yalnızca kuramsal yaklaşımla sınırlı bir geçiş olarak kalmamış, kuramı pratiğe aktarma çabasını da içeren bir geçiş olmuştur.
Bookchin, Troçki takipçisi olmasıyla birlikte, işçileri bilgilendirip/bilinçlendirerek harekete geçirmek amacıyla çalışma koşullarının ağır olduğu bir dökümhanede iş bulup çalışmaya başlar. Ancak niyet ve akıbet bir olmaz ve bu deneyimi onun sosyalist/komünist fikirlerden ve hareketlerden tamamen uzaklaşmasına yol açar. 1940’lı yılların başlarında, savaş ortamında çalışma koşulları kötüleşen işçiler kitlesel olarak greve gider. Buna karşılık Roosevelt yönetimi, yurtseverlik örneği gösterip savaş boyunca grev hakkından feragat etmelerini ister ve sendika yöneticilerinden bunun sözünü alır. Bookchin birlikte çalıştığı döküm işçilerinin grev yapması için çok çabalar ancak sonuç alamaz. Üstelik patronların işleri gittikçe yoğunlaştırıp ücretleri dondurmasına rağmen işçiler grev yapmazlar. Bu arada, sendikaların ve işçilerin bu tutumunun Türkiye’de çok sonraları, 1978’de dönemin hükümeti ve Türk-İş arasında imzalanan Toplumsal Anlaşma ile olan benzerliği ilgiye değerdir.
Çabaları sonuçsuz kalan Bookchin önce dökümhaneden ayrılır ve savaşın gidişatı, özellikle de işçilerin kapitalist ülkelerin savaş politikalarına destek olması, Troçki’nin savaşın sosyalist devrimle sonuçlanacağına dair öngörülerine olan inancını da sarsar. Bunun üzerine Bookchin, proletaryanın devrimci olmadığı, bu nedenle sosyalizmin bir hayal olduğu ve dolayısıyla Marksizmin bir yanılgıya dayandığı çıkarımında bulunur.
Anekdot 2: Eko-anarşizm, ekolojik ademimerkeziyetçilik ve artık çevreyi tahrip edip sağlığı tehdit eder hâle gelen kapitalizme karşı ayaklanacak yurttaşlar
Bookchin, işçiler iktisadi sömürüye karşı ayaklanıp kapitalist sistemi yıkmamış olsa da, yurttaşların bunu yapacağına inanır. Buna göre, kapitalist sistemin çevreyi tahrip ederek yaşamı tehdit eder hâle gelmiş olması karşısında, sıradan yurttaşlar, bu tehdidi görmezden gelmeyip köklü bir toplumsal dönüşüm için harekete geçecektir. Kimyasal tarım ilaçlarının toprağa zarar verip gıda arzını tehdit etmesi ve ciddi hastalıklara yol açıp ölümlere sebebiyet vermesi, büyük kentlerin çevreyi kirletmesi gibi sorunlara çoğu insan kayıtsız kalamayacaktır. İnsanlar soludukları havayı, içtikleri suyu ve tükettikleri gıdaları kirleten kapitalist sistemin yerine, zorunlu olarak tek mantıklı alternatif olan ekolojik ademimerkeziyetçiliğe yöneleceklerdir. Çünkü ekoloji ve anarşizm kendiliğindenlik, farklılaşma, karmaşıklık, çeşitlilik, denge ve bütünlük gibi örtüşen ilkelere sahiptir; dolayısıyla bunların hayata geçirilmesi insan sağlığını geliştirecek dengeli bir ekosistem yaratacaktır.
Bookchin sosyalist/komünist çizgiden uzaklaşmakla kalmamış, ekolojik ademimerkeziyetçilik diye adlandırdığı toplumsal düzen tahayyülüne meylettikçe Marksizme cephe de almaya başlamıştır. Marksizm ve proletarya diktatörlüğü birer fantezidir, dahası bunlar geçmişe aittir ve bunlardan kurtulmuş olmak mutluluk vericidir. Marksist elitler güç devşirip bunu kendi çıkarları için elde tutup kullanmaktan başka bir şey yapmamışlardır. Bu çerçevede, devrim Marksist-Leninist öncüler/elitler marifetiyle değil, kitlelerin tabandan kendiliğinden hareketi ile olacaktır. Bu, hem ekolojik hem de başta ırksal ve cinsiyet temelli olanlar olmak üzere her türlü hiyerarşiyi yok edecek olan bir devrim olacaktır. Devrimcilerin komiserler değil katalizörler olduğu bir devrim. Marksizmi canlandırmaya çalışanların yaptığı, bir kadavrayı diriltmeye çalışmak gibi beyhude bir iştir; dolayısıyla toplumsal cinsiyet ve ekolojik meselelerin, ille de ikincisinin, Marksist yaklaşımda yeri olduğunu savunmak, kadavrayı kendisine yabancı fikirlerle süslemekten ibarettir. Marx’ın doğayı fethedilip yararlanılacak bir nesne konumuna koyması ve Engels’in hiyerarşik bir yapı olarak fabrikayı övmüş olması, Marksizmi, ekolojik olmak şöyle dursun, kapitalizmin sofistike bir ideolojisi yapmaktadır.
Marksizme cephe alan Bookchin, ekolojik ademimerkeziyetçilik ile çevrecilik arasına da net bir çizgi çeker. Bunu, ABD özelinde, Nixon yönetiminin çevreyle ilgili reformları üzerinden yapmaktadır. Bookchin’e göre süreçlere değil sonuçlara yönelik olan bu gibi reformlar, ekolojik değil çevrecidir. Ekoloji organiktir, biyosferin bütünlüğünü onun kendi iyiliği için korumayı amaçlar. Buna karşın doğayı istifade edilecek bir kaynak olarak gören çevrecilik araçsaldır. İlki hem doğa hem de insanlar üzerindeki tahakkümü yok etmenin, ikincisi ise doğaya hükmetmenin derdindedir. Velhasılıkelam, pratike Bookchin’in toplumsal tahayyülü bakımından yine niyet ve akıbet bir olmaz, çevrecilik ekolojik harekete galebe çalar, üstelik bunu yaparken Bookchin’in külliyatını da çarpıtarak yararcı bir şekilde kullanmaktan geri durmaz.
Anekdot 3: Murray Bookchin’in dönüp kadavraya otopsi yapışı ve Janet Biehl’in mülteciye yurt arayışı
Bookchin, neoliberal dönemde kapitalizmin önceki dönemlere kıyasla kendisini daha da sağlama almaya başladığı kanaatine varır ve devrimci çağın sona erdiğini düşünür. Kapitalizm sona erecekse bile, bu iç çelişkilerinden kaynaklı olarak değil, bir tümör gibi yerleştiği bedeni yok etmesiyle olacaktır ama bu insanlığın ve diğer birçok türün de sonunu getirecektir. Bookchin artık devrimci dönüşümleri mümkün görmese de yazmaya devam eder, ancak bundan böyle mümkün olan hakkında değil, pratik gerçeklik kazanıp kazanmasından bağımsız olarak olması gereken hakkında yazacaktır. Yazar yazmasına ama akademiden ve ders vermekten de gün geçtike soğur, zira radikal bir pedagojik yaklaşıma sahip olsa bile bu, devrimci dönüşümler için harekete geçmeyi tetiklemiyordur ve öğrencileri de kariyer yapmaya merak salmaktadır.
Bookchin anarşist akımlar içerisinde akıl karşıtı olarak gördüğü bireyci, ilkelci anarşizmin yükselişi karşısında, bir şekilde buna sebebiyet vermiş olduğu düşüncesiyle, pişmanlık duyar. Bu pişmanlık onu, dönüp “kadavra”da otopsi yapmaya sevk eder. Bu bağlamda, öncesinde hep karşı çıktığı, Marx’ın anarşistleri küçük burjuva bireycileri olarak tariflemesine hak vermeye başlar. Daha da ileri giderek, anarşizmin kuramsal olarak hep zayıf olduğunu söyler ve nihayetinde anarşizmden de kopmaya karar verir. Bu kopuşa üç temel gerekçe gösterir. Bunlardan ilki bireyciliktir. Kolektifleşmek bireycilikten bir miktar fedakarlık gerektirir, ancak anarşistler buna yanaşmazlar. İkincisi, toplumsal yaşayışın kuralsız var olamayacağını düşünür ve fakat anarşistler yasalara karşı çıkarlar. Sonuncusu da, anarşistlerin iktidar karşıtı olmalarıdır. Asıl mesele iktidar karşıtlığı değil, iktidara kimin sahip olduğudur.
Bundan böyle, nasıl olsa yazdıklarına kimsenin aldırış etmediği düşüncesiyle, yalnızca kendisini tatmin etmek için felsefe hakkında yazmaya karar verir. Bookchin Marksizmi kadavraya benzetmiş olsa da, Janet Biehl onun bu durumunu “geçmişten gelen bir mülteci” olarak adlandırır. Böyle yapmasında, aralarında yıllarca sürmüş gönül ilişkisinin etkisi var mıdır bilinmez. Bilinen o ki, mülteci benzetmesiyle yetinmeyip, bu mülteciye bir yurt arayışına da girmiştir. Biehl, anarşistlerin 1999’da Seattle’da yaptıkları eylemlere bakıp Bookchin’den etkilenmiş olabileceklerini düşünür, böyle düşünmesinin bir nedeni de eylemcilerin bazılarının Bookchin’i arayıp anarşizmden kopuşunu gözden geçirmesi yönünde ısrarcı olmalarıdır. Lakin Bookchin’in, bu gibi eylemlerin anarşizmi kurtarabilecek kalıcı örgütsel yapılara dönüşeceğine dair inancı kalmamıştır. Nitekim bu eylemler geçmişten gelen mülteciye yurt olamamıştır. Janet Biehl, gönlü buna razı olmamış olacak ki, fiziksel varlığı ebediyete intikal ettikten sonra bile mültecinin geride kalan düşünsel varlığına yurt aramaya devam etmiş ve nihayet namıdiğer Rojava’nın aradığı bu yurt hâline geldiğine inanmıştır. Bir yandan mülteciye yurt bulmanın mutluluğunu yaşarken bir yandan da mültecinin fiziksel varlığının bunu görememiş olmasından ötürü hüzünlüdür.
Taner Akpınar
