Otoriter rejimle dişe diş mücadele

CHP’nin seçilmiş yönetimi, mahkeme tarafından atanan kayımma karşı kıran kırana bir mücadele veriyor ve iktidardakilerin planlarını kolayca kabul etmeyeceğini gösteriyor. Dün bir kez daha TBMM’deki grup toplantısını Özgür Özel yaptı. Kemal Kılıçdaroğlu genel merkeze çekilmek zorunda kaldı. Tabiri caizse bu alanda skor 2-0 oldu. Bunun yanı sıra Kılıçdaroğlu önceki gün de “kurultay sürecini” başlatacağını açıkladı. Kurultay yapacağını söylemedi, aylara yayılacak bir süreçten bahsediyor. Fakat bu da CHP tabanının AKP’nin müdahaleleri karşısında gösterdiği direncin yarattığı bir kazanım olarak okunmalı.

Kılıçdaroğlu mevcut durumu konsolide etmek için zamanın bir an önce çok büyük bir olay yaşanmadan geçmesini istiyor. Bu olduğu takdirde, ileride seçimlerde belirli bir parça oyu CHP tabanından koparabileceğini ve bu şekilde AKP’ye seçimi kazandırabileceğini hesaplıyor. CHP ismi hatrına, “gelenek” hatrına, “baba ocağı” gibi muhafazakâr kavramlara yaslanarak partiyi kendi lehine daha büyük bir dilim kopartarak bölmeye çalışıyor.

Ancak işler Kılıçdaroğlu’nun istediği gibi gitmiyor. Parti tabanında taraftar sayısı yok denecek kadar az. Parti örgütünde de durum benzer olmalı ki kurultaya gidecek cesareti de yok. Tek vaadi “arınma” – yani AKP tarafından başına atandığı partinin gerçek kurmaylarını partiden atmaya çalışmak.

Belli ki bu yola girdiği her aşamada ciddi bir dirençle karşılaşacak. Ne kadar dayanabileceğini göreceğiz.

Mutlak butlan süreci CHP’nin sayısı 100’ü aşmış ve açıkçası biraz yorulmuş miting maratonunu hafifçe harketlendirdi. Elbette bugün yapılması gereken şey, CHP içerisinde bir kurultayın gerçekten demokratik biçimde yapılması için basıncı sürdürmek, Kılıçdaroğlu’nun manevra alanını daraltmak ve seçilmiş yönetimin meşruiyetini savunmak.

Ama bundan da fazlası gerekiyor.

CHP’deki kriz, Türkiye’de demokrasinin yalnızca seçim sandığına sıkıştırılamayacağını bir kez daha gösteriyor. Seçilmişlerin iradesini savunmak, kayyumlara karşı çıkmak, yargı eliyle siyaset dizayn edilmesine itiraz etmek ile… daha genel geçer demokrasi ve eşitlik talepleri; grev yasaklarına ve düşük ücretlere karşı işçilerin yanında durmak, kadınların ve LGBTİ+’ların haklarını savunmak, Kürt halkının eşitlik talebini sahiplenmek aynı mücadelenin parçaları.

Bu mücadele parçalandığında iktidar her başlığı ayrı ayrı yönetebiliyor. Kürt belediyelerine kayyum atandığında sessiz kalanlar, sıra CHP’ye geldiğinde yalnızlaşır. İşçilerin grevi yasaklandığında susanlar, parti genel merkezine polis girdiğinde güçlü bir toplumsal direnç örgütleyemez. Öğrencilerin eylemi bastırıldığında bunu kendi meselesi saymayanlar, seçim hakkı gasp edildiğinde daha dar bir cepheye sıkışır.

Oysa ihtiyaç tam tersidir: Birleşik bir mücadele hattı.

CHP bu krizden çıkmak istiyorsa, yalnızca hukuki savunmaya ve kurultay takvimine yaslanamaz. Kendisini savunmanın yolu, bütün toplumsal muhalefetin taleplerine bağlanmaktan geçer. Hatırlarsanız AKP 2002-2007 arası iktidara gelip ordu ve yargı ile itişe kakışa ilerlemeye çalışırken benzer bir açılım yapıyor, toplumdaki tüm kesimlere bir tür seslenen bir politika ile o dönemin müesses nizamı karşısında elini güçlendirmeye çalışıyordu.

Mevcut otoriter saldırının püskürtülmesi konusunda antikapitalist sola da önemli bir görev düşüyor. Antikapitalist sol, CHP’ye yönelik müdahaleye karşı net tutum almalı; ama bunu CHP merkezli dar bir savunuyla sınırlamamalı. Meseleyi bütün ezilenlerin, bütün işçilerin, bütün demokratik güçlerin mücadelesine bağlamalı.

Çünkü otoriterleşme ile yoksullaşma aynı dönemin ürünleri. İşçilerin ücretleri baskılanırken, grevler yasaklanırken, emekliler açlığa mahkûm edilirken, kentler sermayeye açılırken, yargı da muhalefeti dizayn etmek için kullanılıyor. Demokrasi sorunu ile ekmek sorunu birbirinden ayrılamaz.

AKP ve Cumhur İttifakı’nın gücü yalnızca devlet aygıtını kontrol etmesinden gelmiyor. Aynı zamanda muhalefetin dağınıklığından, düzen içi sınırları aşamamasından, toplumsal öfkenin ortak bir hatta birleşememesinden de besleniyor. Bu yüzden yalnızca seçim gününü bekleyen bir muhalefet yetmez. Seçim mücadelesini sokakla, işyerleriyle, kampüslerle, mahallelerle birleştiren bir hat gerekiyor. Bu başarılırsa hem Kılıçdaroğlu kayyımı hem de Erdoğan gönderilebilir.

Yazar

You May Also Like

Kira krizi derinleşiyor

Ekonomik kriz, konut kiralarını fahiş seviyelere çıkarırken, birçok kiracı açısından mahkemeye taşınan kira davaları da sonuçlanmaya başladı. Tahliye…

Bir teşekkür yazısı

Aslında, AKP’ye teşekkür borçluyuz. Yanlış bir hesap yaptılar, masadaki kartları, yani ülkenin durumunu doğru okuyamadılar. CHP hakkındaki asırlık…