Mesele CHP değil, siyasi denklem çok daha derin

Sandık iradesine yargısal müdahale iddiası. Hedef parti içi rekabet değil; muhalefetin ve alternatiflerin tamamen işlevsizleştirilmesi mi?

9 Haziran 2026, Salı. Bahçeli grup toplantısında konuştu, Özgür Özel’e “aklıselimle hareket et” çağrısı yaptı. Çağrı Özel’e yapılmasına rağmen Kılıçdaroğlu yanıt verdi: “İç karışıklık yaratma çabaları, sadece dış müdahale heveslilerine zemin hazırlar. Biz bu oyunu bozarız!”

İki lider, aynı gün, aynı dil. Biri iktidarda, biri muhalefette. Biri uyarıyor, diğeri tamamlıyor.
Bu tablo, “CHP iç kavgası” olarak okunamaz. Burası daha büyük bir hikayenin küçük bir sahnesiydi.

Listeyi kim hazırladı?

Ekrem İmamoğlu tutuklanmadan üç hafta önce, iktidar yanlısı bir gazeteci canlı yayında şunu söylemişti: “İmamoğlu tutuklanacak.” O tarihte herkes bunu geçiştirdi.

Mayıs sonunda aynı gazeteci yine ekrana çıktı. Bu kez CHP’de ihraç edilecek isimleri tek tek saydı. Butlan yönetimindeki isimler “ihraç gündemimizde yok” dedi. Bir hafta geçmedi, listenin tamamına yakını uygulandı.

Özgür Özel şu soruyu sordu: İstanbul savcılığıyla yakınlığıyla bilinen, operasyon bilgilerinin önceden doğru çıkmasıyla övünen biri, CHP yönetiminde kimlerin partiden atılacağını nasıl tam isabet biliyor?

Cevap ortada. Bir muhalefet partisinin iç disiplin kararları, dışarıdan yönetiliyor. Bu, CHP’nin kendi içinde ürettiği bir kriz değil; içeriden uygulanan, dışarıdan planlanan bir operasyonun ta kendisi.

Kronoloji: Her adım önceden biliniyordu

21 Mayıs’ta Ankara Bölge Adliye Mahkemesi CHP kurultayını “mutlak butlan” gerekçesiyle geçersiz saydı ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu yeniden genel başkan olarak atadı. O günden bu yana olayların sırası ve hızı önemli.

İlk MYK toplantısında 9 milletvekili ihraç talebiyle disipline sevk edildi. Aralarında Grup Başkanvekilleri Gökhan Günaydın ve Ali Mahir Başarır vardı. TBMM resmi sitesinde Özgür Özel’in “genel başkan” unvanı “grup başkanı” olarak değiştirildi.

Parti Meclisi’nin 57 üyesinden 28’i istifa etti. CHP Tüzüğü’nün 24. maddesinin 3. fıkrasına göre PM üye sayısının 40’ın altına düşmesi, genel başkana 45 gün içinde kurultayı toplantıya çağırma yükümlülüğü getiriyor. Yani butlan yönetimi, artık tüzüğün kendisinin çizdiği sınıra dayandı.

Kılıçdaroğlu bu noktada kurultaya gidip gitmemeyi seçen taraf değil; tüzüğün emrettiği takvimi uygulamak zorunda olan taraf. Ama butlan sözcüsü Berhan Şimşek’in açıklaması bu hukuki zorunluluğu fiilen askıya almaya çalışıyor: “Yargıtay’da dava sonuçlanmadığı için ne mahalle seçimi yapabiliriz ne ilçe seçimi ne kurultay yapabiliriz. PM’de 5 kişi de kalsa hayat devam eder.”
PM’de 5 kişi kalsa da hayat devam eder diyenler, aynı günlerde tüzüğün disiplin maddelerine dayanarak belediye başkanlarını, grup başkanvekillerini, milletvekillerini ihraç listesine alıyor. Tüzük, kurultay söz konusu olduğunda yok; ihraç söz konusu olduğunda var.

Bir yandan da yeni ihraç dalgasının hazırlığı sürüyor.

Bu işlem silsilesi “parti disiplini” olarak sunuluyor. İçerik ise şu: Sandıkla seçilmiş genel başkanın yanında duranlar ihraç ediliyor, yargı kararını tanıyanlar korunuyor.

Rakamlar ne söylüyor?

MetroPOLL’ün Mayıs 2026 araştırmasına göre katılımcıların çok büyük bir kısmı mahkemenin CHP kurultayını “mutlak butlan” gerekçesiyle geçersiz saymasını ve Kılıçdaroğlu’nu yeniden genel başkan olarak görevlendirmesini doğru bulmadığını söyledi.

TÜSAM’ın anketinde ise “mutlak butlan” sonrası Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’nin oy oranı yüzde 3,1 çıktı; Özgür Özel’in adıyla anılan, daha ismi bile belli olmayan yeni parti yüzde 29,4 ile birinci sıraya oturdu.

Ama en çarpıcı veri şurada: MHP seçmenlerinin yüzde 46,1’i mahkemenin Kılıçdaroğlu’nu yeniden genel başkan olarak görevlendirmesini doğru bulduğunu söyledi. Cumhur İttifakı’nın tabanı, muhalefet partisinin yargı eliyle el değiştirmesini en yüksek oranda destekleyen kesim oldu.

Yüzde 3’lük yönetimi iktidara yakın seçmenler destekliyor. Yüzde 30’luk siyasi ağırlığı olan isimler ihraç listesine giriyor. Tablo, tesadüflerle açıklanamaz.

“Uykum kaçtı” diyen lider

Özgür Özel’in bu sürece bakışı, standart muhalefet söyleminin ötesine geçiyor. CHP’ye yönelik “mutlak butlan” kararını “Erdoğan’ın iktidarını sürdürmek, hatta kurduğu yeni rejimin devamını sağlamak için yapılmış büyük ve dinamik bir operasyon” olarak tanımladı.

Ama en ağır tespit başka bir soruya verdiği yanıtta. Kendisine “Butlan yönetimi Cumhur İttifakı’na katılır mı?” diye sorulduğunda şöyle dedi: “Butlan ilan edildiği gece yattım uyudum. Ertesi sabah saldıracaklardı, yattım uyudum. Yağmurun altında meclise kadar yürüdük, yattım uyudum. Ama o ifadeleri duyduktan sonra uykum kaçtı.” Ve devamında: “Şimdi son bir ayda yaşadıklarımızdan sonra hiçbir şeye imkansız diyemem. Kimseye bu noktada kefalet koyabilecek durumda değilim.”
Bir ana muhalefet liderinin kendi partisinin iktidara ortak olup olmayacağına “hayır diyemem” demesi sıradan bir açıklama değildir. Bu, bir sürecin nereye evrildiğinin sesli tespitidir.

“Bize bina değil yürek lazım”

CHP’li büyükşehir belediye başkanları ortak açıklamalarında “Mutlak Butlan kararının asıl amacının CHP’yi bölmek, parçalamak ve milletimizin iktidar değişimi umudunu zayıflatmak olduğunun farkındayız” diyerek Özel’in yanında durduğunu ilan etti. 81 il başkanından 74’ü seçilmiş genel başkanı tanıdığını açıkladı.

Özel bu tabloyu Gümüşhane’nin Tekke beldesinde tek cümleyle özetledi: “Binayı çok isteyenler binayı aldı. O binada oturanlar gelip burada sizinle konuşabilir mi? Karşınıza çıkabilir mi? Bize bina lazım değil, yürek lazım.”

Yüzde 3 oy oranıyla gelen butlan yönetimi bu çoğunluğa rağmen genel merkezi tutuyor.

Tutabilmesinin tek nedeni yargı kararı; siyasi meşruiyetin değil, hukuki zırhın gücü.

Özel, bu kilitlenmenin uzun vadeli tehlikesini de açıkça dile getirdi: “Tam seçime gireceğiz, yüzde 38’den devam ediyoruz, iktidara tehlike teşekkül ediyor. Bakın orada kurultay yapmamız bizi kurtarmayacak. Diyecekler ki ‘2020-2026 arası iki kurultayı üst üste yapmadığı için seçime giremez.”

Bu cümle, sadece CHP iç krizini değil; Türkiye siyasetinin önündeki en büyük soruyu işaret ediyor. Seçim denklemini bozmak için kurultay yapmamak yetmez, bir sonraki adım seçime sokmamak olabilir.

Yeni nesil siyaset, eski engeller

Özgür Özel, Mart 2025’ten bu yana Türkiye’de görülmemiş bir muhalefet temposu sürdürüyor. Yüzlerce miting, Anadolu’nun dört bir yanında sahaya inen bir siyaset.

Dili de farklı: “Sofrasında ekmeği her gün biraz daha küçülenlere, market fişi ile elektrik faturası arasında sıkışıp kalanlara sesleniyoruz. Bir yanda hakkını alamayanlar var, bir yanda hakkınızı vermeyenler. Partileri bir kenara bırakıp alın terinin mücadelesinde birlikte hareket etme zamanı.”
Bu, CHP’nin kendi tabanına değil, ekonomik krizin yeni mağdurlarına açılan bir siyaset dilidir.

CHP seçmeninin çok büyük bir oranı Özel yönetiminin kararı yok sayarak göreve devam etmesi gerektiğini söylerken, “Kılıçdaroğlu genel başkan olmalı” diyen CHP seçmeninin oranı yüzde 3’te kaldı. Kendi tabanı bile rotayı belirlemiş.

Sonuç: İzler açıkta

Türkiye’de muhalefet partilerine daha önce de baskı uygulandı. Ama bu kadar koordineli, bu kadar belgelenmiş, bütün izlerini açıkta bırakarak yürütülen bir operasyon görülmedi. İhraç listelerini yargı çevresiyle bağlantılı gazetecilerin önceden bilmesi, MHP tabanının yargı kararını en yüksek oranda desteklemesi, Kılıçdaroğlu’nun Cumhur İttifakı diline yakın açıklamalar yapması… Bunların her biri ayrı ayrı yorumlanabilir. Ama hepsi bir arada okunduğunda ortaya çıkan tablo tek bir şeyi anlatıyor.

Listeyi kimin hazırladığını artık herkes biliyor.

Söylenmesi zor olan şu: Hazırlayanlar da bunu bildiğimizi biliyor ve umursamıyor.

Erkan Erdem

Yazar

You May Also Like

Kira krizi derinleşiyor

Ekonomik kriz, konut kiralarını fahiş seviyelere çıkarırken, birçok kiracı açısından mahkemeye taşınan kira davaları da sonuçlanmaya başladı. Tahliye…

Bir teşekkür yazısı

Aslında, AKP’ye teşekkür borçluyuz. Yanlış bir hesap yaptılar, masadaki kartları, yani ülkenin durumunu doğru okuyamadılar. CHP hakkındaki asırlık…