Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı, bu ay yürürlüğe giren AB Göç ve İltica Paktının etkilerini, İstanbul’da düzenlediği çalıştayda ele aldı. İstanbul Barosunun Galata’daki toplantı salonunda yapılan çalıştayda uzmanlar, düzenlemenin hem Avrupa’da hem de Türkiye’de ciddi sosyal ve ekonomik sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.
AB’nin yeni Göç ve İltica Paktı ile birlikte devreye giren düzenleme, göçmenlerin üçüncü ülkelerde tutulmasını öngörüyor. Uzmanlara göre bu düzenleme, Türkiye gibi ülkeleri “göçmen deposu” haline getirme riski taşıyor. Uzmanlar aynı zamanda AB’nin geçici sözleşmelerle çalıştırıp geri gönderebileceği bir göçmen işçi modeli kurduğuna dikkat çekiyor.
AB, üçüncü ülkelerde geri gönderme merkezleri kuruyor
Avrupa Birliği Parlamentosu, AB ülkelerinden sınır dışı edilecek kişiler için birlik sınırları dışındaki üçüncü ülkelerde geri gönderme merkezlerinin kurulmasına izin veren yasayı kabul etti. 17 Haziran 2026’da Strasbourg’da kabul edilen düzenleme, Avrupa Birliği tarihindeki en sert göç yasalarından biri olarak değerlendiriliyor.
Yeni düzenleme ile sınır dışı süreçlerinin hızlandırılması hedeflenirken, iltica başvurusu reddedilen kişilerin AB dışındaki ülkelerde kurulacak merkezlere gönderilmesinin önü açılıyor. AB ülkeleri, bu kapsamda üçüncü ülkelerle anlaşmalar yapabilecek.
Mülteci statüsü tanınmıyor
DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki Türkiye’deki hukuki statü sorununa dikkat çekerek, Türkiye’nin 2012’den sonra ciddi kitlesel göç aldığına ancak bu kişileri mülteci olarak tanımlamadığına dikkat çekti. “Eğer tanımlasaydı Cenevre Sözleşmesi’nden doğan tüm hakları kullanabileceklerdi. Bunun yerine geçici koruma statüsü uygulandı” diyen Saki,
“Türkiye’deki mültecilerin büyük bölümü temel haklardan yararlanamıyor. Türkiye’de Cenevre Sözleşmesi’nden doğan hakları kullanan neredeyse 150 mülteci var. Oysa bu ülkede 4 milyona yakın mülteci bulunuyor ve bu haklardan yararlanamıyorlar” vurgusu yaptı.

‘AB geçici sözleşmelerle çalıştırıp geri gönderebileceği bir göçmen işçi modeli kuruyor’
Gazeteci ve İlke TV programcısı Ercüment Akdeniz, 12 Haziran’da yürürlüğe giren AB Göç ve İltica Paktı’nın tehlikelerine dikkat çekerek, “Bugün 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü. 2026’da en önemli gelişme 12 Haziran’da yürürlüğe giren AB yeni Göç ve İltica Paktı. AB sınırları sertleştiriyor. Göçmenleri az gelişmiş ülkelere gönderip Türkiye gibi ülkeleri göçmen deposu yapmak istiyor. Bu açıdan bizi ilgilendiriyor. Göçmenlerin haklarını da ihlal ediyor” dedi.
Akdeniz, AB’nin göç politikalarının ekonomik boyutuna da işaret etti: “Avrupa Birliği kalkınma ajanslarının başka bir stratejisi var. Birikmiş ve göçmen depolarda toplanmış mültecileri ucuz, güvencesiz, genç iş gücü olarak yetiştirmek, kalifiye hale getirmek; sonra da onları özel istihdam büroları aracılığıyla Avrupa’daki fabrikalara ve tekellere kiralamak.”
Bu sistemin “geçici sözleşmeli işçilik” üzerinden yürütüleceğini belirten Akdeniz, “Artık eskisi gibi Avrupa mülteci istemiyor. Geçici sözleşmelerle çalıştırıp geri gönderebileceği göçmen işçi emeği transferi yapıyor” ifadelerine yer verdi.
Türkiye’de sığınma prosedürü: ‘İnsanlar yıllarca arafta kalıyor’
Akademisyen Müge Dalkıran AB içinde ortak sığınma politikalarında yaşanan sorunlara dikkat çekti: “2015-2016’da Türkiye’den Yunan adalarına yoğun geçişler sırasında AB’nin ortak sığınma rejimindeki çatlaklar daha görünür hale geldi. AB içinde dayanışma sorunu var. Yunanistan ve Malta gibi sınır ülkelerinde kalan sığınmacıların diğer ülkelere yerleştirilmesi konusunda anlaşmazlıklar yaşandı.”
Türkiye’deki uzun sığınma süreçlerine de değinen Dalkıran, “Türkiye’de çok uzun süren bir sığınma prosedürü var. İnsanlar yıllarca arafta kalıyor. Ne statüleri tamamen kabul ediliyor ne de reddediliyor. Bu da onların tam korumadan yararlanmasını engelliyor” dedi.
“En büyük günah keçisi göçmenler”
Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı’ndan Araştırmacı Özgün Özata, göç politikalarının en ağır etkilerini kadınların ve LGBTİ+ bireylerin yaşadığına dikkat çekti:
“En büyük günah keçisi olarak Türkiye’nin güncel problemleri için göçmenler gösteriliyor. Başta da göçmen kadınlar ve LGBTİ+ bireyler geliyor. Hassas bir grupta yer alıyorlar. Çünkü ırkçı ve ötekileştirici söylemlerin odağında yer alıyorlar. Genel olarak zaten göçmenlere istihdam sağlanamıyor. Kadınlar bu durumdan daha çok mağdur oluyorlar. Bulabilirse günübirlik işlerde çalışıyorlar ama çoğu zaman onu da bulamıyorlar. Maddi olarak çok büyük zorluklar çekiyorlar. Bunun dışında dil bariyeri, eğitim, sağlık ve adalete erişim gibi çoklu sorunları var.”
Özata, çözüm önerisi olarak şu çağrıyı yaptı:
“Öncelikle İstanbul Sözleşmesi’nin tekrardan gündeme getirilmesi gerekiyor. Topluma entegrasyon sürecinde bu ırkçı, ötekileştirici söylemlerin yanlış olduğunu, uyum içinde birlikte yaşamanın önemini anlatacak şekilde medyaya büyük görev düşüyor.”
Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı, Dünya Mülteciler Günü için Tünel’de açıklama yaptı
Çalıştay sonrası Dayanışma Ağı tarafından Tünel Meydanında 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü için açıklama yapıldı. Açıklamanın Türkçesini Baran Demirtaş, Kürtçesini Ali Diler, İngilizcesini Eylem Çağdaş okudu.
Açıklama şöyle:
“20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nde Irkçılığa Ve Göçmen Düşmanlığına Karşı Dayanışmayı Yükseltiyoruz.
Bugün 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü
Bugün milyonlarca insan savaş, yoksulluk, sömürü ve baskıdan kaçarak hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Birleşmiş Milletler, bu mücadeleye dikkat çekmek amacıyla 2001 yılında 20 Haziran’ı Dünya Mülteciler Günü ilan etti. Aynı yıl, mültecilerin uluslararası hukuki statüsünü tanımlayan 1951 Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme’nin de 50. yılıydı.
2001 yılında dünyada yaklaşık 13 milyon mülteci bulunuyordu. Bugün ise zorla yerinden edilen insanların sayısı 136 milyonu aşmış durumda. Dünya nüfusu aynı dönemde yalnızca yüzde 30 artarken, mülteci nüfusundaki artış yüzde 900’e ulaştı. Başka bir ifadeyle, 25 yıl önce her bin kişiden ikisi mülteci statüsünde yaşarken, bugün bu sayı her bin kişide on altıya yükseldi.
Bu tablo, mültecilerle dayanışmanın her zamankinden daha önemli olduğunu göstermektedir.
Bizler bugün Göçmen ve Mülteci Dayanışma Ağı olarak, ırkçılığa ve göçmen düşmanlığına karşı dayanışmayı büyütmek için Tünel Meydanı’nda toplandık. Hedef gösterilen, kayıt dışı ve sömürü koşullarında çalıştırılan, geri gönderme merkezlerinde insanlık dışı uygulamalara maruz bırakılan, sağlık, eğitim ve adalete erişimleri engellenen bütün mülteci ve göçmenlerin yanındayız.
Yeni AB Göç ve İltica Paktı
12 Haziran’da yürürlüğe giren yeni AB Göç ve İltica Paktı, göçün nedenlerini ortadan kaldırmayı değil, mültecileri Avrupa sınırlarının dışında tutmayı hedefleyen yeni bir sınır rejimi kurmaktadır.
“Daha etkin sınır yönetimi”, “hızlı iltica prosedürleri” ve “dayanışma” söylemleri altında mülteciler daha sıkı denetimlere, hızlandırılmış değerlendirme süreçlerine ve sınır dışı mekanizmalarına tabi tutulacaktır.
Avrupa Birliği bir yandan savaş ve yoksulluktan kaçan milyonlarca insanı sınırlarının dışında tutmaya çalışırken, diğer yandan ihtiyaç duyduğu işgücünü seçerek kabul etmektedir. Mavi Kart uygulamaları ve “yetenek havuzları” bu seçici yaklaşımın en açık örnekleridir.
Göç politikaları giderek insan hakları perspektifinden uzaklaşmakta, güvenlik ve ekonomik ihtiyaçlar ekseninde yeniden şekillenmektedir.
Bizim taleplerimiz
- Irkçılığa ve göçmen karşıtı söylemlere son verilmelidir.
- Geri Gönderme Merkezleri kapatılmalıdır!
- Mültecilerin sağlık, eğitim, barınma ve adalete eşit erişimi güvence altına alınmalıdır.
- Kayıt dışı ve güvencesiz çalıştırmaya son verilmeli, bütün emekçiler için eşit çalışma hakları sağlanmalıdır.
- Avrupa’nın ve dünyanın sınır politikaları, caydırıcılık ve dışlama yerine insan hakları ve uluslararası koruma ilkelerine dayanmalıdır.
- Türkiye’nin Cenevre Sözleşmesine koyduğu coğrafi kısıtlama kaldırılmalı ve mültecilik statüsü bütün ülkelerin vatandaşlarına tanınmalıdır!
- Avrupa Birliği ile 18 Mart 2016’da imzalanan Geri Kabul Mutabakatı iptal edilmelidir!
Bizler biliyoruz ki savaşların, yoksulluğun ve zorunlu göçün yükünü emekçiler taşımaktadır.
Mülteciler ve göçmenler bizim rakibimiz değil, aynı sömürü düzeninin mağdurlarıdır.
Bu nedenle bugün, Dünya Mülteciler Günü’nde, ırkçılığa, ayrımcılığa ve göçmen düşmanlığına karşı dayanışmayı büyütmeye; eşitlik, haklar ve insan onuruna dayalı bir yaşamı birlikte savunmaya çağırıyoruz.
Göçmenlerle, mültecilerle ve bütün emekçilerle dayanışma yaşasın!
GÖÇMEN MÜLTECİ DAYANIŞMA AĞI”
