Felaket olan sel değil AKP

İnsanlık tarihi aynı zamanda doğayla nasıl baş edileceğini, gelişmeler karşısında yaşamaya nasıl devam edeceğimizi aramanın tarihi. Ve 2026 yılında şüphe yok ki bilimsel ve teknolojik gelişmeler sayesinde bu konuda epeyce yol kat etmiş durumdayız.

Doğayla ilişkilerin paralelinde gelişen diğer konu ise üretim süreçleri. İnsanlar yaşamaya devam etmek için üretmek zorunda; bu üretimin nasıl örgütleneceği, çıktılarının nasıl olacağı, kimin kontrolünde duracağı bugün sınıf mücadelesi diye bildiğimiz durumun zeminini oluşturuyor.

Ve üretim ilişkilerinin geldiği nokta yüzünden, muazzam bilimsel gelişmelere rağmen, doğayla ilişkilerde geriye gidiyoruz.

Artık BM bile kabul ediyor ki kapitalist üretim sisteminin temel dinamikleri yüzünden iklim değişiyor, gezegen yokoluşa sürükleniyor.

İstanbul’da gerçekleşen, yurttaşlarımızın hayatını kaybettiği, suların içinde kaybolduğu sel felaketinde de aynısını görmek mümkün.

Gezi direnişinin öncesinden beri kent savunucuları, iklim aktivistleri, doğayı ve yaşamı önemseyen herkes uyarılarını yapıyor, mücadele ediyordu. Kenti betona boğmayın, yeşil alanlarımıza dokunmayın, kuzey ormanlarını katletmeyin diyorduk. Bu direniş Gezi Parkı’nda zirveye çıktı. AKP’nin kent merkezindeki tek nefes alma noktasını yok edip rant elde etme planını püskürttük. Ama yetmedi, İstanbul’un her yerinde kent suçları işlenmeye devam etti.

Havaalanını ve üçüncü köprüyü de içeren bir süreçte, İstanbul’un kuzeyi, kalan tek yeşil bölgesi; sitelerle, villalarla, AVM’lerle dolduruldu. Yaşam alanlarımız yok edilirken içinde AKP’nin önde gelen isimlerinin yakınlarının da olduğu pek çok kişi de ceplerini doldurdu.

Şimdi o bölgenin çığlığını görüyoruz. Ve bu düzeni değiştirmediğimiz sürece daha birçok kez göreceğiz maalesef.

Doğanın yıkımı, diğer özgürlüklerin kısıtlanması ve demokrasinin sınırlarının daraltılması ile el ele gitti.

Doğaya karşı işlenen suçları belgeleyenler, onlara itiraz edenler, yaşamı savunanlar nerede?

Kent plancısı Tayfun Kahraman hapiste.

TMMOB’un avukatı Can Atalay hapiste.

Şişli’de inşaat baronlarının gökdelen şantiyelerini mühürleyen Resul Emrah Şahan hapiste.

Diğer sivil toplum mücadelelerinin yanı sıra, çevre mücadelesine de önemli destekler veren Osman Kavala; “Gezi’yi organize etme”, “finanse etme” gibi suçlarla hapiste.

Bunlar AKP’ye yetmiyor, daha da fazlasını istiyor.

Bu suçların anlatıldığı internet sitelerini, televizyon kanallarını kapatıyorlar. T24’e yasak, HalkTV’ye kayyım, gazetecilere hapis..

En fazla seyredilen televizyonu, en çok okunan internet sitelerinden birini kapatarak halkın haber almasını engellemek istiyorlar. Rant ile ilgili suçlar, fon skandalları yazılmasın istiyorlar.

On milyonlarca kişinin seçtiği belediye başkanları, belediyeleri yönetmesin istiyorlar. Halka sizin neyi seçtiğinizin bir önemi yok diyorlar.

Fon skandalına ilişkin hiçbir adım atmadılar. İçinde onlarca AKP’linin olduğu bir konuda bize parodi izletiyorlar. Bu işten kâr eden 500’e yakın kişinin listesini açıklamadılar. SPK, BDDK, İstanbul Borsası yetkilileri hiçbir şey anlatmıyor, “Biz görevimizi yaptık” diyorlar. Bunlara 20 milyar dolarlık vurgunu yapan örgütün kim olduğu sorulmuyor. Fatma Betül Sayan Kaya basının hiçbir şekilde tek bir kare almadığı bir bilinmezlikle ifade veriyor. Faizlerini düştükten sonra çaldığı parayı ödüyor. Hiçbir şey olmamış gibi lüks yaşamına devam ediyor. Akrabaları devletteki pozisyonlarını koruyor.

AKP bütün bunlara rağmen medyayı engellerse, gazetecileri susturursa, belediyeleri zorla ele geçirirse, aktivistleri hapse atarsa düzenini devam ettireceğini düşünüyor.

Oysa gidişat gösteriyor ki böyle olmayacak.

Halkın seçtiği yöneticileri denetleyebilmesi için var olan birçok mekanizma yok edilmiş olsa da, bir de seçimler var. İnsanlar oy atarak beğenmedikleri yöneticileri gönderebilsin, bir siyasi parti yerine bir diğerini getirebilsin diye.

Küresel işçi sınıfı bu basit oy hakkını kazanabilmek için 19. yüzyılın ikinci yarısında on yıllar boyunca kıran kırana bir mücadele verdi. Tabiri caizse “ölümüne” bir mücadeleydi bu, burjuvazinin bu hakkı engelleme girişimlerine karşı milyonlarca işçi mücadele etti, binlerce işçi canını verdi.

Ve bu hak Türkiye halkı için de kutsal ve dokunulmaz. Darbeciler, sandık iradesini yok sayanlar bugüne kadar hep kaybettiler. Bundan sonra da kaybedecekler.

Ancak konu sadece sandıktan ve seçimlerden ibaret olamaz.

AKP iktidarı yaptığı her haksızlığa karşı, mücadele eden belirli bir grup insanı karşısında buluyor.

Bunların sayısını arttırmalı, tek tek mücadeleleri genelleştirmeli ve iktidara karşı direnişe bağlamalı, farklı direnişlerin birleşmesini sağlamaya çalışmalıyız.

AKP-MHP iktidarını göndermek ve daha özgür bir ülkede yaşamak istiyoruz. Bunun için, İmamoğlu, gazeteciler ve LGBTİ+’lar için, kimin hangi siyasi görüşten olduğuna fazla bakmadan yan yana durmak gerekiyor.

Ama birlik, eleştiriyi askıya almak demek değil. YENİ Parti başta olmak üzere ana muhalefet, sorunu büyük ölçüde hukukun ve yönetimin bozulması olarak tarif ediyor. Oysa fon vurgunu bir denetim zaafı değil, sermaye birikiminin siyasi iktidarla iç içe geçmiş biçimi. “Daha temiz bir piyasa” vaadinin, evsiz olduğu için Erdoğan’a bilerek hakaret eden ve hapse giren yurttaşa ya da emekliler eyleminde intihar eden emekliye söyleyeceği fazla bir şey yok.

İhtiyacımız olan, yoksulları ve işçileri merkeze alan; kadınların, LGBTİ+’ların, Kürtlerin, mültecilerin, direnen işçilerin taleplerini birleştiren, ırkçılığa karşı sağlam duran bir hat. Z kuşağının öfkesini ve hızını, sosyalist geleneğin örgütlülüğü ve sınıf perspektifiyle buluşturan antikapitalist bir sol.

İmamoğlu korkmadığını söyledi. Ama korku tek tek cesur insanların duruşuyla değil, kalabalıkların örgütlü varlığıyla dağılır. Fransa’daki liselilerin, İtalya’dan Almanya’ya, Belçika’dan Arnavutluk’a mücadele eden öğrencilerin gösterdiği de bu. Türkiye’de o kalabalığı, en çok kaybedenlerin ve ezilenlerin talepleri etrafında birlikte kurabiliriz.

Yazar

You May Also Like

Kira krizi derinleşiyor

Ekonomik kriz, konut kiralarını fahiş seviyelere çıkarırken, birçok kiracı açısından mahkemeye taşınan kira davaları da sonuçlanmaya başladı. Tahliye…

Bir teşekkür yazısı

Aslında, AKP’ye teşekkür borçluyuz. Yanlış bir hesap yaptılar, masadaki kartları, yani ülkenin durumunu doğru okuyamadılar. CHP hakkındaki asırlık…