Eğitimin piyasalaşması bağlamında proje okulları

“Devlet egemen sınıfların çıkarlarını kollamak ve ideolojisini kuşaklar boyu iletebilmek için okul kurumunu kullanmaktadır.” (Pratik Nedenler/Pierre Bourdieu)

Proje okullarına yapılan öğretmen atamalarıyla ilgili tartışmalar, protestolar, eylemler ve basın açıklamaları hız kesmeden devam ediyor. Peki süreç nasıl bu noktaya geldi? Ne oldu da yaklaşık on yıldır hayata geçmiş olan bu proje okulları uygulamalarına en sert tepkileri şimdi görüyoruz?

Bu soruların cevabından önce proje okullarındaki işleyişe bakmak gerekiyor. Biraz geçmiş zamana dönmekte fayda var,  buradan örnekler verilince konu daha anlaşılır olacaktır. Önceden 8. sınıf öğrencisinin girdiği ve başarılı olduğu sınavlar aracılığıyla yani sınavla öğrenci alan okullar vardı. Bu okullar farklı eğitim-öğretim programlarıyla hizmet veriyorlardı. Örneğin Fen Liseleri, Anadolu Liseleri, Güzel Sanatlar Liseleri, Spor Liseleri vs. Bakanlık son yıllarda, ülke genelinde sınavla öğrenci alan bu okulları ‘’nitelikli’’ okul olarak belirledi. (ki burada eğitimde fırsat eşitsizliğini devlet kendi içinde kabul de etmiş oluyor. Neden kamusal verilen verilecek olan eğitim hizmeti nitelikli ve nitelikli olmayan yani niteliksiz olarak devlet eliyle bakanlık uygulamalarıyla ayrılmış durumda, o da başka bir tartışmanın konusu.)  Ve bu okullara ‘’proje okulu’’ adını vermeye başladı. 

Nitelik ve proje gibi kavramları eğitimin piyasalaşması düzleminden hiç de uzakta görmemek gerekir. Malum, yıllar yılı yeterli imkânlara sahip olmayan kesimler ve dışlanan kız çocuklarının eğitimi hayırseverler, zengin iş adamları ve sivil toplum örgütleri tarafından yürütülen proje ve kampanyalara havale edilmiştir. Neoliberal politikaların had safhaya çıkmasıyla bu politikaları hayata geçirenlerin çokça sevdiği kavramlar artık daha fazla hayatımızda: Proje, Performans, Kariyer, Mülakat, Değerlendirme Ölçekleri, Özel Okullar, Vakıflar, Rekabet, Esnek Zamanlı Çalışma, Bireyselleşme vb.

Dolayısıyla eğitimin özelleştirilmesi ile beraber devletin kamusal eğitim alanından elini çekmeye başlaması ve okulları birer şirket gibi görmesi birbiriyle ilintili bir şekilde konuşulup tartışması gereken bir olgudur diye düşünüyorum.

Althusser’e göre eğitim sistemi devletin ideolojik aygıtlarındandır. Eğitim sistemi içinde bireyler kapitalist toplumsal işleyişi içselleştirirler ve böylece sistemin yeniden üretimini sağlarlar. Okullar ve okulların oluşturduğu eğitim sistemi, kapitalist toplumsal örgütlenmenin ideolojik yönünü kuşaklara aktarmanın en uygun ve verimli kurumlarıdır. Dolayısıyla mevcut iktidar yıllardır kendince ele geçiremediği okul, öğrenci ve öğretmenleri farklı farklı uygulamalarla dize getirmeye ‘’verimli’’ kılmaya çalışıyor.

Proje okullarında kimlerin öğretmenlik ve idarecilik yapacağına dair bir yönetmelik var, ancak bu yönetmeliğin içeriği tam da tartışmanın bam telini oluşturuyor. Çünkü bir öğretmen, bir proje okulunda çalışmak isterse o okula genelin dışındaki tayin dönemlerinde başvuru yapıyor ve başvurulan proje okulu idaresi tarafından bu başvurusu değerlendirmeye alınıyor. Peki değerlendirmenin içeriğini ne oluşturuyor?  Proje okuluna başvuru yapan bir öğretmeni neye göre değerlendiriyorlar? Maalesef sendikasına ve torpil listelerine adını sokabilme gücüne göre. Evet, süreç en basit haliyle böyle işliyor. Proje okullarının yönetimi hangi öğretmenle çalışacağını kendisi seçiyor. Herhangi bir sınav, liyakat süreci bu okullar için geçerli değil. Neo-liberalizm, vakıflar ve STK’ler tam da bu örneklerde kendini gösteriyor. Çünkü okul müdürünün patron olduğu bu okullarda, ‘’patron’’ müdüre o makamı ‘’layık’’ gören sendikası da (-ki bu proje okullarının müdürleri sarı sendikalar olan Eğitim Bir-Sen ve Türk Eğitim-Sen üyelerinden seçilmektedir) bu okulların CEO’su gibi çalışmaktadır.  Bu okullarda görev yapan bir öğretmenin ‘’performansı’’ okul idaresi tarafından beğenilmez ve bu durum sendika başkanlığına (Eğitim Bir-Sen veya Türk Eğitim-Sen) iletilirse, bu öğretmen artık kendine yeni bir okul bakmalıdır. Performansı beğenilmeyen öğretmenin buradaki performansı neyle ölçülüyor? Angaryayı meşrulaştıracak olan rıza üretmek ve angaryaya evet demenizle.

Angaryaya Hayır

Proje okullarında yurtdışı projeleri de dâhil olmak üzere öğretmenler, öğretmenlik mesleğinden çok şirkette proje geliştiren bir şirket çalışanı gibi çalıştırılmak istenmektedir. Bu okullarda çalışan öğretmenlerden ‘’Angaryaya Hayır’’, ‘’bu çalışma koşulları, dayatılan projeler birer angaryadır’’ bunu kabul etmiyoruz sesleri örgütlü bir biçimde yükseliyorsa okul idaresi için bu öğretmenlerin artık suyu ısınmıştır. İlk fırsatta norm fazlası olarak gösterilip bu okuldan ilişkisi kesilmeli ve yerine etliye sütlüye karışmayan ‘’bizden birileri, bizim sendikadan, bizim vakıftan, bizim cemaatten vb.‘’  birileri gelmelidir. Bu şiarla okul yönetimi, ilçe ve il milli eğitimleri birlikte kol kola verip “kimler bu okulda bizimle çalışmalı” diyerek liste hazırlamaya başlıyorlar. Yıllardır Eğitim Sen hariç nerdeyse bu zulmü dile getiren bir toplumsal muhalefet odağı oluşmamıştı.

Yıllardır böyleyse peki neden şimdi bu güçlü gösteriler?

AKP yönetiminin yarattığı 19 Mart krizi burada anahtar rolünde diye düşünüyorum. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart 2025’te gözaltına alınmasıyla başlayan protestolar, 23 Mart’ta tutuklanmasıyla beraber tırmandı. Ardından gelen boykot çağrılarıyla birlikte eğitim alanında, üniversitelerde öğrenci hareketleri hızlı bir ivme yakalayarak kısa sürede örgütlendi ve bu örgütlenme sokağa yansıdı. AKP’nin en çok korktuğu şey olan sokak, AKP’nin karşısına çıkmış durumda. Her anayasal hakkı kriminalize etmeye çalışan iktidar ve kalemşorları öğrencileri de tehdit etmekten geri durmadı.

Torpilli, yandaş sendika üyesi öğretmenlerin proje okullarına atanmaları ve yerine yandaş öğretmenlerin getirildiği binlerce öğretmenin norm fazlası olup okul, belki de ilçe değiştirmek zorunda olmaları, mevcut düzene öfkeli binlerce liseli öğrenciyi ‘’öğretmenime dokunma ‘’ kampanyasında tekrar bir araya getirdi.

AKP nefes alsa artık muhalefete yarıyor diyeceğimiz bir dönemdeyiz. En iyi okulları en iyi derecelerle bitirseler bile gelecekten ve adil bir yaşamdan umudunu kesmiş olan gençlik, öfkesini artık her koşulda gösterecek. Korku duvarı 19 Mart’ta AKP eliyle yıkıldı. İstanbul’daki proje okullarındaki eylemlerde öğretmenlerinin yanında olduklarını belirten ve eylemde konuşan bir liseli öğrenci şöyle diyor: “Bize diyorlar ki, siyasete karışmayın. Sizin siyasetiniz öğretmenlerimizi görevden aldı. Sizin siyasetiniz bizden bir gelecek çaldı.”

Buralarda kendini gösteren öğrenci öfkesinin, sadece öğretmenlerinin haksız atamalarına yönelik olduğunu düşünmüyorum. Bugün proje okulu atamaları, yarın barınma, açlık, yoksulluk ve sefalet sorunu, ertesi gün güvencesiz yaşam… Görünen o ki öğrenciler tepkilerini göstermekten geri durmayacaklar, selam olsun okulları birer eylemlilik alanlarına çevrilenlere, direnenlere.

Şafak Ayhan

Yazar

You May Also Like

Kira krizi derinleşiyor

Ekonomik kriz, konut kiralarını fahiş seviyelere çıkarırken, birçok kiracı açısından mahkemeye taşınan kira davaları da sonuçlanmaya başladı. Tahliye…